Deniz DurukanŞarkılarıyla kendilerini ve toplumda yırtılan değerleri ifade etmeye çalıştıklarını söyleyen Yırtık Uçurtma'da; Şenel (davul), Yaren (elk.gitar ve bağlama), Mutlu (solist ve akustik gitar) ve Ertan(bas gitar) bulunuyor. Merak ettik, geldiler, sorduk, anlattılar. İşte size bir Yırtık Uçurtma hikayesi.
Nasıl bir araya geldiniz?
Mutlu: Bakırköy Deniz Cafe barda çalıyordum. Ertan'la tanıştım, beraber çalabilirmiyiz dedi. Kabul ettim, ama birkaç ay sonra ancak bir araya geldik.Ardından Yaren'le tanıştım ve Deniz Cafe'de çalışmaya başladık. Daha sonra Taksim'de çalmaya başladık. Ardından Şener'in gelmesiyle grup tam olarak oluştu. 1996 yılından bu yanaYırtık Uçurtma adıyla çalıyoruz.
Yırtık Uçurma ismi sizi yansıtıyor mu?
Şenel: Yaşamın zorluğu, çektiğimiz sıkıntılar var. Yırtık Uçurtma sanki bunu karşılıyor.
Mutlu: Uçurtma yırtık, ama uçuyor. Düşüncelerle, duygularla uçuyor.
Yaren: Biz bu ismi birkaç isim arasından seçtik, sevdik. Çünkü burada bir azmin simgesi var. Teknik olarak, yırtık uçurtma uçmaz ama, biz bunu uçarağız dedik.
"Yırtık" sıfatı yaşamın içindeki yırtılmaları mı kastediyor?
Mutlu: O yırtılma, sokağa çıktığın an başlıyor aslında. Yola çıkıyorsunuz, sinir bozucu bir trafik, insanlara bakıyorsunuz, her an sizi dövecekmiş gibi bir öfke, paraya endeksli bir hayat, cinsel doyumsuzluğun sonucunda oluşan abazalaşmış bir toplum.... bunların hepsi bir yırtılma.
Yaren: Fen - Edebiyat Fakültesi İstatistik mezunuyum. Bilim eğitimi aldım, orayı kazanınca, hemen "okulu bitirince ne yapacaksın?"sorusuyla karşılaştım. Hayat; okul, askerlik, iş, evlilik, çocuk.... gibi belli düzlem içersinde ilerliyor. Birileri de yaptığın veya yapacağın işler üzerine Sürekli sorular soruyor ve o heyecanı duyamadan planlar yapmak zorunda kalıyorsun. John Lenon'un bir lafı vardır: "siz yarınlar için planlar yaparken, hayat şu an başınızdan akıp, geçenlerdir".
Şenel: Hepimiz Türkiye'nin değişik yerlerinden gelerek, toplandık. Mutlu, Tekirdağ'ın bir köyünden, Ertan İstanbul'dan, Yaren Zonguldak'tan, ben Sivas'tan geldim. Ortak bir düşüncede buluştuk. Hepimizin bu ülkeyle ilgili, yaşayış tarzıyla, yönetimle, sosyal yaşamla ilgili sorunlarımız var. Bu sorunları paylaşacak insanlar da var. Bu amaçla ortaya çıkıp, bu albümü yaptık.
Toplumcu gerçekçi bir bakış mı?
Şenel: Kesinlikle öyle
Mutlu: Bu ülkenin underground müziğini yapıyoruz.
Yaren: Taner Öngür, Türkçe rock yapan gruplara " Türkçe rock yapıyorsunuz, ama alt yapı, gamlar herşey batı. Metalica'nın üstüne Türkçe söz yazmış gibi. Sadece sözleri düşünüyorlar" diyor. Halbuki Türkçe rock yapılacaksa biraz gamları düşünerek yapmak gerek. Amerikada' ki pamuk tarlalarında çalışan zencilerden çıktıysa bu müzik, bizde bu işi burada yapıyorsak, kendi topraklarımızdan yararlanmalıyız. Mesela Tülay German'ın "Burçak Tarlaları" adlı albümü var. O da tarlada çapa yapan gelinin acısını anlatıyor. Batıdaki rock'la, Türkiyede'ki rocka parelel bakarsak o ordan, bizde buradan faydalanmalıyız.
Bu yeterli mi sizce? Yani yaşamadan öğrenmek. Çünkü Nejat Yavaşoğulları da "Harran Ovasında yaparlardı çapa" diyor. "Yapardım", demiyor, çünkü bunun doğru olmadığını söylüyor. Mesela Barış Manço'yu o anlamda samimi bulmuyor.
Mutlu: Nejat Yavaşoğulları'nın bu konuşmasını televizyonda izlemiştim.
O konuşmayı benle de yapmıştı.
Yaren: Barış Manço' nun "kuyu başına vardım, Zeynebim bekler diye" bir şarkısı var. Yavaşoğulları da " O kuyu hiç olmadı, Zeynep'de hiç beklemedi" diye eleştiriyordu. Tamam Nejat Yavaşoğulları yaşanmışlıklar üzerine şarkı yazar, ama yaşamak çok da gerekiyor mu? Uzay üzerine yazılan romanlar var. Hayal gücüyle yazılan bir şey. Sovyetler Birliğinde bir kozmonot uzaya çıkmış, altı ay tenik sebeplerden dolayı orada yaşamak zorunda kalmış. Demek ki hayaller gerçek olabiliyor. Ya da yaşamak istediğiniz şeyler olabilir. Nejat bey öyle hissediyor, yaptıklarında da samimimi.
Şenel: Bir de parçalardan insanların ne algıladığı önemli. Örneğin bir aşk şarkısını, dinleyen sevgilisi için de algılayabilir, arkadaşı için de algılayabilir, hangi ruh halinle dinlediğin önemli. Kendisi yaşamamış olabilir, ama birilerinin yaşadığı bir duyguyu kullanabilir. Ama anlattığı şeyin bir temeli olmalı, bir yerlere dayanmalı. Mesela son derece romantik bir şarkıya, çok anlamsız bir klip çekilebiliyor. Müziğe eğlence gözüyle bakılmasına karşıyız.
Yaren: Özellikle Anadolu Rock'un popüler bir müzik olarak görünmesine çok karşıyız.
Sizce anadolu rock'un popülerleşmesine etken bir isim mi Haluk Levent?
Şenel: Haluk Levent, sevelim veya sevmeliyim, çok iyi şeyler yaptı. Anadolu Rock gerçeğini tekrardan gündeme getirdi. Onun sayesinde Üç Hürel, Cem Karaca gibi isimler tekrar albüm yaptı.
Mutlu: Bu müzikle ilgisi olmayan, bir çok insana da kendi müziğini dinlettirdi. O anlamda önemli bir isim.
Yaren: Haluk Levent'in son klibi "Kaçış" oldukça sert bir şarkı. Türkiye'de bu kadar popüler bir ismin, bu kadar sert bir şarkıya klip çekmesi oldukça cesur bir davranış.
Albüm çıkarma aşamasında bir takım zorluklarla karşılaşmışsınız. Neydi bu zorluklar?
Mutlu: Aslında bu albümün kayıtları iki buçuk yıl önce yapıldı.Adını vermek istemiyorum bir firmayla üç kasetlik anlaşma yaptık. Bugün yarın diyerek, uzun bir Süre öyle geçirdik. Albümün kayıtları Serdar Öztop'un stüdyosunda yapılmıştı, firma bir kısmını karşıladı, diğerini veremedi. Kayıtlar Serdar'ın elinde uzun Süre kaldı. Biraz param vardı, o parayı verip, kayıdı aldık. Bu somut yaşadığımız bir şey. Bir de yaşadığımız diğer şeyler var. Bu firmadan önce İMÇ'ye gittik. Hani Leman karikatürlerinde gördüğünüz tipler olur ya, gerçekten öyle. Çok şaşırmıştık. Onlar sanatı, bu piyasıyı elinde tutan insanlar. Ve bilgi açısından çok eksikler.
Sonra nasıl çıkardınız bu albümü?
Yaren: Cemil Duyar'ın katkısı çok oldu. Biz de katkıda bulunduk, böyle çıktı. İlk etapda iki bin kaset basıldı.Bin tanesini müzik marketlere dağıttık. Bin tanesini de elden sattık. Çünkü cd çıkarmak istiyoruz, onun için para lazım.
Son yıllarda genç müzisyenler arasında anadolu rock tarzında müzik yapan çok fazla grup veya kişi yok. Sizin böyle bir tarzı seçmenizdeki etken anadolu kültürüne yakın durmanızdan mı kaynaklanıyor?
Mutlu: Kendi adıma konuşmam gerekirse köyden, taşradan geldim.
Batının bir köyünden...
Mutlu: Yaşadığım yeri görün bence, orada, inekler, koyunlar, türküler... öyle bir ortamdı.
Hiç anadolu'da bir köye gittiniz mi? Ya da doğunun bir köyüne?
Mutlu: Yok, gitmedim.
Ben gittim ve gittiğimde büyük bir şaşkınlık yaşadım. İlkokulda, kitaplarda dere kenarında otlayan kuzular, horozlar, koyunlar ve büyük bir yeşillik içersinde mutlu, sağlıklı köy insanlarının olduğu fotoğraflar bulunur. Benim köy beklentim de böyleydi. Ama gittiğimde, ne bir yeşillik, ne dere, ne de otlayan kuzular gördüm. O yüzden batıda, bir köyde yaşamak sevinelesi bir durum.
Mutlu: Buralarda yaşayan insanlar sıcak oluyor, çıkar ilişkisi olmuyor. Çünkü böyle bir ortam yok. Hayatını kırlarda piknik yaparak, şarap içerek geçiyor.
Şenel: Anadolu köyleriyle, batıdaki köyler farklı.
Doğanın sertliği bile yeterli bu farklılıkta.
Şenel: Doğru, ben de o söylediğiniz şaşkınlığı yaşadım.Ankara, Kırşehir, Van, Bitlis, Muş... daha bir çok yeri dolaştım, büyük uçurumlar var. Fakat bütün bu insanları birbirine bağlayan ortak tek nokta, o köy insanlarının sıcaklığı. Bu ülkenin insanlarıyız ve türküler undergroundır. Babamın küçük bir Arçelik radyosu vardı, yatana kadar o radyoyu dinlerdik. Haberlerle ve yurttan sesler korosuyla büyüdük. Türkülere ta o zamandan kalma ilgim var.
Yaren: Zonguldak doğumluyum, şehir merkezindeydik. 1992 yılıydı sanırım Barış Manço'nun Japonya'ya ilk gittiği zamandı sanırım. Televizyonda konseri izlediğimde çok şaşırmıştım. Daha sonra Moğollar'ın tekrar birleşmesi gündeme geldi. Bunlar ilgimi çekti. O gün karar verdim anadolu rock'la ilgilenmeye. Tabii Şenel'in dediği gibi bilinçaltımızda yatan şeyler de bizi etkiliyor.
Mutlu: Türküler, türkü olarak kalsın diyenler var, biz öyle değiliz. Kent yaşamının içinde de olduğumuz için, bir takım şeyler değişti. Sadece bağlamayla türkü söylemek istemiyoruz. Dünya müziğini de takip etmek, yaptığımız müziğe bunu kaynaştırmak istiyoruz. Bunun alt yapısı rock olur, ya da senfonik olur, zamanla ilerleyeceğiz.