Deniz DurukanBu albümle kendi iç dünyalarından dışarıya daha sağlam adımlarla açılan grup, şarkılarıyla dinleyenlerine hayat üzerine bir takım öneriler sunuyor. Çalışmalarında her zaman belli bir felsefeyi güden Mor ve Ötesi, modern hayatın kent soylu gençlerini yansıtıyor. Bunun doğal sonucu olarak da, kent yaşamının zorlukları, yalnızlık, endişe, dünyanın gidişatı ve geçip giden aşklar üzerine çokça kafa yoran bu gençleri yakaladık ve neden "Gül Kendine" diye sorduk.
Gül Kendine albümünde hayatla ilgili yorumlara rastlıyoruz. "Hayat her zaman istediğin gibi gitmiyor" düşüncesi yoğunlukta. Nedir sizin için yolunda giden ve gitmeyen?
Harun: Bir sürü şey yolunda gitmeyebilir. Aslında oradaki ana fikir "her şey senin kontrolünde değil", ama hiçbir şey senin kontrolünde değil anlamına da gelmiyor bu. Arada bir şey: Hayat senin kontrol edebildiklerin veya edemediklerinin karışımı gibi bir şey. Oradan başlıyor mesele. Kontrol edemediklerinle ilgili vereceğin tepkiler çok önemli. Kontrol edebileceklerinle de yapacakların önemli. Sonuçta senin şu veya bu kararını etkileyen özgür iraden var. O özgür iradeye ne kadar hakimsin, ayrıca, "vay bu da benim başıma geldi, şu da bana oldu" demek var, bundan bir anlam çıkarmak var.
Burak: Bu albüm sorun tespitinden çok, - ortada hepimizin gördüğü bir sorun var zaten- öneri getirmek istiyor. Biz böyle bir şey bulduk, size de naçizane bir önerimiz var ifadesini taşıyor.
Peki sizin kontrol ettiğiniz veya edemediğiniz şeyler nelerdir?
Harun: Müzik endüstrisinin tümünü kontrol edemem, ama kendi grubumuzu kontrol edebiliriz.
Duygularınızı kontrol edebilir misiniz?
Harun: Evet, edebiliriz. İnsanın eylem alanına giren şeylerle ilgili kontrol mekanizması var.
Gül Kendine'de yoğun olarak hissetmesek de, vazgeçmişlik duygusu de var. Bunun yanında Gül Kendine diyerek, mücadele duygusunu da harekete geçiriyorsunuz. Yani bir anlamda kendinizi motive ediyorsunuz.. Bu durum fazlasıyla iyimserlik taşımıyor mu?
Burak: Bazen basit ve en kolay kılıflar, telaffuzu en zor laflar gibi geliyor. İşin özü, sahiden Gül Kendine. Öncelikle kendini üzme. Çünkü yaşadığımız bu gerçeklikte, her yaştan insanın içine düşeceği bir çok problem var. Önce kendi içimize dönelim. Oradan aldığımız bakışla, bir yol bulalım.
Harun: Fazla iyimser bulmuyorum, başka bir boyuttan bakıyorum.
Provake etmek için söyledim.
Harun: Tamam, ben de provake oldum ve diyorum ki, çok iyimser değil. Günümüz dünyasının üst kapatıcı gerçeklerine bak ve "Gül Kendine" değil. Bin yıl önceki insanın ve bin yıl sonraki insanın yapabileceği, her insanın zamandan, mekandan bağımsız olarak içinde olan güce atfen yapılmış. Yoksa şu anda etrafa bakıp da "Gül Kendine" demiyoruz.
Grup içersinde toplandığınızda bunları konuşur musunuz?
Burak: Tartışır, konuşuruz. Ülkenin içinde bulunduğu durumu, dünyayı ve gidişatı. Çevremizdeki belli örnekler, hep konumuz olur.
Harun: Kendi hatalarımızı çok konuşuruz. Birinin yaptığı hatalar, grubun yaptığı hatalar... Onlardan ders çıkarmak adına veya sadece rahatlamak adına birbirimizi önerilerle destekleriz.
Etkileyebiliyor musunuz birbirinizi?
Burak: Tabii biz bireyiz, ama bir Mor ve Ötesi bilinci de var. Arkadaş çevresini düşünün, ortak bilinci paylaşıyorsunuz, bu bilinç sizin için iyi gelen bir şeyse, o dört kişiyle daha kuvvetli yürür. Grup içinde veya dışında, o bilinci kendi içinde yaşamak önemli. Grup aslında varolma anlayışını da karşılıyor. Ne şanslıyız ki, bu konuda Sürekli birbirini tetikleyen, düşünmeye sevk eden bir ortam var.
Şarkıları ortak çıkarıyorsunuz. Nasıl bir ortaklık bu?
Harun: Birisinin getirdiği özgün bir şey olunca, onu çıkış noktası olarak ele alır, üzerinde çalışırız. Mesele biter. O Mor ve Ötesi'nin alanı oluyor. Kimin bestesi veya şarkısı diye bir şey söz konusu değil. Karşılıklı etkileşimler sonucu son halini alıyor. Mesela bir şarkı var, birisi yazdı getirdi, grupta dört kere daha yeniden yazıldı diyelim, bu şarkı sapına kadar Mor Ve Ötesi'nindir artık. Bu derece samimiyizdir o konuda. Bu albümde de öyle oldu. Bir kelime eklenmiş veya çıkmış olabilir. Bütün şarkı baştan yazılmış olabilir. Yani kısacası her şey oldu bu albümde. Son derece kolektif bir çalışma sergiledik.
"Yenilmeden büyümek" diyorsunuz şarkınızda, bunu biraz açalım mı?
Harun: Yenilmeden büyüyemezsin. Orada yenilmek gerekliliği var. Bir şeyleri kaybetmek, bir şeyler karşısında yenik düşmenin öğretici tarafı var. Şarkıları hazırlarken, bunları söylemek bize düşer dediğimiz şeyler oldu. Belki büyük laflar bunlar, ama bazen basit şeyleri söylemekten de kaçmamak lazım. Bunu hissettiysek niye paylaşmayalım?
Ev ne ifade ediyor sizin için?
Burak: Bir odasını prova yapmak için ayırdığımız, diğer odasında oturup konuştuğumuz, çay içtiğimiz bir evimiz var. Ev teması bizim için önemli. Çünkü bu albüm, o ev içinde yaşandı, terliklerimizle şıpır şıpır gezdik, kedimizi sevdik, tüpümüz bitti, tüp söyledik, sucuyu çağırdık, ama bir yandan da çalıştık. Dört kişilik bir evlilik olarak düşünebilirsin bunu. Her açıdan bütünleştirici oldu.
Harun: Benim için ev; belli aralıklarla gidip, saatlerce veya günlerce çıkılmaması gereken yer. Piramitlerin enerji dengeleme merkezi olması için yapıldığına dair bir iddia var. Ne kadar doğru bilmiyorum. İşte benim için evin böyle bir dengeleyici tarafı var. Mesela bugün çok yoruldum ve gerçekten eve gitmem gerekiyor. Evin benim için böyle bir anlamı var. Herkese teker, teker sorduğunda farklı cevaplar verecektir. Burak'ın verdiği cevap ise, albüm Süresince grup için, evin ne ifade ettiğini anlatan bir cevaptır.
Şarkınızda söylediğiniz gibi aşk aptallık mı?
Harun: Şarkı sözünü yazanla, şarkıda anlatılan kişi aynı değil. Bu şarkıda "Daha mutlu olamam" diyen kişi de aramızdan biri değil.
Kim o adam?
Burak: O enteresan bir şey. Şarkıyı yazan adam, şarkıdan atıldığı gibi, trafiğe takılmış durumda, bir yerlere dönmeye çalışıyor.
Harun: Ama şarkıda anlatılan adam, gerçekten var. O adamdan bir ara öyle çok konuştuk ki, harbiden sıkıldık. O yüzden bu adamdan çok da bahsetmek istemiyoruz.
Burak: O kadar şeyi söylemek istiyor muyuz? Veya o adamın kimliğini tanımlamak istiyor muyuz, aslında bilmiyorum.
Harun: Ama sonuçta bir şeyler var ki, oraya insanlar tosluyor. Kısacası bizden yola çıkmayan bir hayat. O şarkıda söylenen "aşk aptallıktır" lafı bana göre son derece saçma. Beni karşılamıyor.
Nedir peki aşk?
Burak: Değil aşkı, ilişkileri bile sorguluyorum.
Harun: Bu "ilişki aptallıktır" anlamına gelmiyor. Başka bir tavır bu. Aptallıktır diyen birisinin, çok rahatlıkla canının yandığını söyleyebilirsin. Aşkı yanlış anladığını da söyleyebilirsin. Pek söylemek istemediğim halde, bu adamın aslında Harun veya Burak olmadığını dinleyicilerin kendilerinin anlamasını isterim. Dinlediklerinde zaten, hikayede zıtlıklar olduğunu görecekler.
Farkına varılması kolay mı?
Harun: Çok kolay değil aslında, bende de çok yeni bir duygu bu. Şebnem Ferah'ın "gelinlik giymeden..." gibi bir şarkısı vardı, o şarkıyı ilk dinlediğimde bana itici gelmişti. Kırsal yaşama dair bir anlatı vardı. Deriler giymiş, yırtıcı bir kadına yakıştıramamıştım o şarkıyı. Yıllar geçtikten sonra bir gün Costello'yla yapılan bir söyleşide; "bir şarkı çoğu zaman benim hikayemi anlatmaz, ancak bazen anlatabilir. Her zaman kendi hikayemi anlatsam, ne kadar sıkıcı olur" diyordu. O zaman kafama dank etti.
Burak: Paris diye bir grubun şarkı sözünü inceledim. Bir şarkı sözünde kız arkadaşının yedi gün uyuyan rakunundan bahsediyor. O anlatım bana çok içten ve doğal geldi.
Harun: Mesela Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" romanında anlattığı adamla, Orhan Pamuk arasındaki ilişkiyle ilgili soru sorulduğunda, çok daha ağır şeyler olur. Bizim yaptığımız sonuçta ağır, edebi bir şey değil, ama şarkı yazarlarının da böyle bir ufku olabilmesi bence güzel. Yıllar sonra Şebnem Ferah'ın o şarkısını düşündüğümde, gerçekten öyle bir kadından bahsederek piyasaya çıkması çok hoşuma gitti. Yoksa ne yapacak? Kendi çelişkileri içersinde boğulurken, kuaförden çıkıp taksiye binerken hissettiği şeyleri mi yazacak?Aslında bütün mesele anlatmaya değer bulmak.