Suat BilgiÖğüt, söyleyenlere değil tabii çalacak olanlara... Ama bugün herkes biliyor ki davulun sesi ne olursa olsun uzaktan hoş gelir. Hele sözünü etmeye çalıştığımız dönem 50-60-70'li yıllar olursa. Hele hele sözünü ettiğimiz insan bir zamanlar elinize kibrit kutusunu alıp sandalye üstüne çıkıp sonuna kadar benzemeye çalıştığınız kişi olursa. Erol Büyükburç benim için böylesi önemli bir isim. Yalnızca benim için mi? Sanmıyorum. Pop tarihinin önemli şahsiyetlerinden birisi kendisi.
Erol Büyükburç deyince pop müziğin miladı akla geliyor. Öncesinde kimler vardı diye biraz hafıza ve bilgimizi zorlayacak olursak akla hemen, Celal İnce, İbrahim Solmaz, Necip Celal, Fehmi Egeli, Necdet Koyutürk, Sevinç Tevs gibi ustalar geliyor. Tabii bir de swing ve balatlar. Sevinç Tevs, Tevs kardeşler olarak biraz böyleydi. Diğerleri çoğunluk tangocudur. Unutulmaması gereken bir şeydir; o dönemin şarkıcıları genellikle orkestra şarkıcılarıydı, kendileri pek fazla öne çıkmazdı. Erol Büyükburç bu dönemin bitişinin yarattığı isimlerden en önemlilerindendir. Bir tarafta Müfit Kiper (trompet) bir tarafta İsmet Sıral, bir başka tarafta İlham Gencer.
Erol Büyükburç İsmet Sıral orkestrasının vokalisti, Ayten Alpman ise İlhamGencer'in. Kendi ifadesiyle de onayladığı üzere, her Türk gencinin sazı küçük yaşta eline aldığı yer olan düğün salonları Büyükburç'un müzik hayatında önemli bir köşetaşı. Yine okul çayları ve ev partileri dönemin önemli "köşe"leri. Ama viraj, keskin viraj tabikii İsmet Sıral orkestrası. İşin içine İsmet Sıral girince tabii ki ilk akla gelen Jazz. Özdemir Erdoğandan Erol Büyükburç'a kadar hemen hemen bütün isimlerin buluşmadan geçemediği bir tür Türkiye de jazz. Ama yalnızca bulaşmak. Bunda da etkili olan şey o dönemin beğenileri şüphesiz. Erol Büyükburç'u diğerlerinden ayıran yegane şey de bir anlamda o döneme etkisini vuran jazz müziktir. O bir tarafta orkestrayla jazz söylemeye devam eder ama, vücudundaki ve beynindeki hareketin istikameti başka yeredir. Cem Karaca'nın askerdeyken vazgeçtiği Elvis Presley, Büyükburç'un olmazsa olmaz modeline dönüşmeye başlar.
Yazımın başında Charlie Parker'ın öğüdüyle başlamamın amacı da tam burada yatıyor. Çünkü Erol Büyükburç Türkiye'nin en önemli "taklitçi"lerinden biriydi. Ama sözkonusu olan yalnızca ses değil, kimlikleri de sözkonusuydu. Üstelik yalnızca Elvis de değildi taklit edilen; Frank Sinatra, Nat King Cole'üde taklitte başarılıydı üstadımız. Dinamizmi çabuk farketmiş, el çabukluğu maharet Adana'dan İstanbul'a koşuvermiş, adapte olurken, adapte edivermişti. İngilizceden İspanyolca'ya İspanyolcadan Türkçe'ye dolaşıp durdu. Ne de olsa kafasında Yunan, Arap ve Rus birikimi dediği bir şey vardı ve bu inanış bir anlamda da onun maalesef yükselememesini hazırlayan ögelerin başında geldi. Anadolu pop tarzıyla birlikte de geri sayım başladı.
O kimliğini oluşturan bütün departmanlara bütünlüklü baktığını ve kendisinin bir müzik mimarı olduğuna inandı. Departmanın ilk katında tüm dünya stardartlarını görmek mümkündür. İkinci katta kendi bestelerini İngilizce söylerken görürüz. Üçüncü katta bu sefer Türkçe sözlü parçalarla karşılarız. Üst katta halk müziğinin çok sesli hale getirilmesi çabaları vardır. Sonraki katlarda ise müzikaller, filmler.... İlk Anadolu turnesini gerçekleştiren odur. Yalnızca bir departmanlar mimarı olarak kalmamış bu satırların yazarına göre maalesef hiçbir zaman öğrenememiş ve unutamamış ve de çalamamıştır