Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Mercan Dede; Elektronica'nın En Genç 'Dede'si….
Do?an Say?ner

Usta DJ'le turne vesilesiyle 'elektronik' ortamda, samimiyet dozu yüksek 'akustik' bir muhabbet çevirdik…

"Amerika'da sufi müziğine, Mesnevi'ye büyük bir ilgi var. Belli kitaplar vardır, o dönemi anlatır. Mevlana'nın sözleri zamanla, mekânla sınırlı değil. Onun 13'üncü yüzyılda söylediklerini, bugünün insanı kendine yazılmış bir mektup gibi okuyor.
Bence 'Matrix' son dönem sufizmle ilgili yapılmış en iyi film. Ne vardı filmde: Bir kırmızı, bir mavi hat. Biri seni gerçekliğe götürüyor, biri kendine... Bütün bu hız içinde hepimiz küçük bir pil haline geldik. Birileri bizim enerjimizi kullanıyor. Bize de bir rüya veriliyor. Biz hayat diye o rüyayı görüyoruz. Sufizmde var olan şeyler bunlar. Batı'da bu konudaki filmler arttı, izleyenler 'Ben kimim, ne yapıyorum, niye böyle hızlı koşuyorum' diye düşünmeye başlıyor. Bu aşamayı geçenler Mevlana'ya geliyorlar sonunda..."

15 yıldır Kanada'nın Montreal kentinde yaşayan neyzen, dj, fotoğrafçı, ebru sanatçısı, Mevlevi felsefesine gönül vermiş Arkın Ilıcalı, nam-ı diğer Mercan Dede böyle diyor. Mercan Dede bir yandan Kanada' daki Mevlevi topluluklarında ney üflüyor, bir yandan 'en underground' ortamlarda dj'lik yapıyor. Amerika'da hakkında belgeseller hazırlanıyor.

Mercan Dede mütevazı, yaptığı işe ilişkin fikri, söyleyecek sözü olan, kalender bir arkadaş. Hayata hırsla değil, dinginlikle, sevgiyle yaklaşıyor. Müziği de sohbeti de derinlikli. Yaptığı, ürettiği bütün işlerde öncelikli amacı ve çabası insan ruhuna dokunabilmek. 'Ama bu sanıldığı kadar kolay değil'diyor: 'İnsanın başkasının ruhuna dokunabilmesi için önce kendine, kendi ruhuna dokunabilmesi, dürüst ve içten olması gerekiyor. Buraya varabilmek çok zorlu merhalelerden geçmek gerekiyor. İnsanın kendini tanıma yolculuğu, en zorlu yolculuk. Bu arayışa insanın ömrü yeter mi bilmiyorum. Ama bu yola çıkmış olmak bile yeter'
Mercan Dede, son olarak Evliya Çelebi ve Orhan Pamuk'un metinlerinden yola çıkarak Beyhan Murhpy'nin sahneye koyduğu modern dans gösterisi 'Seyahatname'nin müziklerini yaptı. Ve bu çalışma Doublemoon Records tarafından aynı isim altında albüm olarak da yayımlandı.

Elektronik müzik aleminin mütevazı dervişi Mercan Dede, 'The Secret Tribe' (SIR) adlı prove grubu ile geçen hafta Avprupa'yı turlamış; Paris, Amsterdam, Utrecht ve Köln şehirlerinde konserler vermişti. Mercan Dede, 16-23 Nisan tarihleri arasında da aynı grupla birlikte sıkı bir turne için Türkiye'de olacak. Bursa, Eskişehir, Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Mersin illerini kapsayan turnede, kemanda Hugh Marsh, davulda Scott Russel, kanunda Göksel Baktagir, perküsyonda İzzet Kızıl ve klarnette ise Hüsnü Şenlendirici yer alacak. Elektronica'nın en genç 'dede'siyle Türkiye turnesi vesilesiyle 'elektronik' ortamda samimiyet dozu yüksek 'akustik' bir sohbet yaptık…


Turnenin içeriğinden bahseder misin biraz?

Nisan ayı programı Secret Tribe projesinin yeni bir aşaması. Bu proje alanında çok başarılı müzisyenlerin bir buluşma noktası olarak başladı, ben daha ziyade ev sahipliği yaptım, yani insanları davet ettim ve ağirladım. Hem bizim hem de dinleyenlerin çok beğendiği, pozitif enerji yüklü bir proje çıktı ortaya. Üzerinden bir yıl geçince bir baktık ki belli bir tarz ve hatta belli melodik ve ritmik ahenklerin yakalandığı icralar olmuş, şimdi biz bu icraları baz alarak yeni turumuzun içeriğini belirledik. En başta olduğu gibi yine dogaçlamalarla yüklü bir performans anlayışmız var ama buna ek olarak ortak hazırladığımız besteler mevcut. Ve tabii tura Avrupa'dan başlayacağımız için , oldukça önemli bir kaç festivalde açılış yapacağız, bunun da bize verdigi taze bir heyecan var.

Kanada'da günlerini, hayatını nasıl geçiriyorsun? Gördüklerinin, yaşadıklarının müziğine, müziğe bakışına ne gibi etkileri oluyor?

Ben her zaman bir müzisyen olmadığımı samimi olarak anlatmaya çalıştım. Kendi halinde yaşayan, tabiri caizse 'şahsına münhasır' bir insanım, bu anlamda müzik benim için nefes almaktan farklı değil, Hayatın dertlerle, gelir geçer plastik problemleriyle yüklü matrix'inde yaşadığımızın, var olduğumuzun ve hatta nefes aldığımızın farkına varmadan geçiyor ömrümüz ve üstelik bir göz açıp yummakdan daha da kısa..."Müzik" ise bu koşturmacanın içinde yaşadığımı, var olduğumu, kısaca çoğu zaman günlük telaşın sisinde görünmez olan gönlümü bulmamı sağlayan bir rehber. Müzik ruhumun alışveriş listesi, Sürekli bir hatırlatma, yaşadığımı var olduğumu ve bana hayat diye uzatılan sahte dünyanın ötesinde gerçek aşkın varolduğunun hatırlatıldığı bir liste. O yüzden icra etmeye, bestelemeye çalıştığım sesler tamamen yaşadıklarımın bir iz düşümü. Hiçbiri akademik şeyler değil, tamamen günlük hayatımda yaşadıklarım, rüyalarım, dualarım, gülmelerim, hüzünlerimin yansıması.

Son dönem kendi içinde yaptığın müzikal ve ruhani yolculuklarda uğradığın yerlerden, oralarda gordüğün renklerden bahseder misin? (ya da bahsedilebilinir mi?)

Her insanın gönlü başlı başına uçsuz bucaksız bir dünya, içinde ne fırtınalar esiyor, hangi Nuh'un gemileri yolculuklara çıkıyor. Dışardan bakıp anlayabilmek zor, içimizde yaşadıklarımızı dışarıya aktarmamız da aynı şekilde imkansız, çünkü hangi bahar aşkını, ya da sonbahar hüznünü anlatacak kelimeler bir yerde tükenmez? Belki bu yüzden müzik benim kendimi ifade etmemin en güzel aracı. Ama hayatımda aşk, hüzün, keder ve bir yığın zıt kutupların duyguları Sürekli dolaşmakta ve nefeslenmek için durdukları çeşme başlarında ben bir iz düşumü gibi seslerden notlar yazıyorum hayat günlüğüme. Hepsi birbirinden farklı, ama ortak özellikleri bunu yaparken kendimi asla fazla ciddiye almamam. Kumsalda kum tanesi olduğumu ama kendine has garip bir kum tanesi olduğumu severek ve unutmayarak yaşamaya çalışıyorum. Biliyorum ki eğer güzele, aşka dair söyleyecek birşeyim yoksa, o zaman sessizlik daha güzel ve eminim ki eğer müziğim, tek bir kişi dahi olsa birilerinin hayatına minik bir neşe ya da sevgi getiremiyorsa, o zaman dünyanın değil evrenin en iyi müzisyeni olmanın dahi hiçbir anlamı yok… Diğer insanlara bir şekilde karşılıksız hizmeti olmayan hiçbir sanat dalı beni ilgilendirmiyor...

Seni diğer dj'lerden ayıran özelliklerden biri de aynı zamanda bir enstrumantalist olman. Sence enstruman çalabilmek dj'yi ayrı bir yere koyuyor mu? Vurmalılara ve neye olan hakimiyetinin dj'liğine katkıları neler?

Müziğin nasıl yapıldığını bilmek tabii ki nasıl sunulması gerektiği hakkında size iyi bir zemin hazırlıyor. En başında "Ses"in ne olduğunu daha iyi biliyorsunuz, anlıyorsunuz. İyi bir aşcı aynı zamanda yaptığı yemeği en uygun tabakta ve en uygun zamanlama ile sunmasını bilen insandır. Müzik yapıyor olmak, sunmaya çalıştığınız müziğe karşı çok daha duyarlı olmanızı sağlıyor.

Vurmalılar kalp atışlarımız, neyler ise dudağımızdan her an çıkan nefesin ifadesi. Bunların karşılığını elektronik müzikte bulup ortaya koyduğunuzda o zaman çok insana dair, gerçek bir müziği icra etme imkanına sahip oluyorsunuz. Kendi kalp atışının ritmini dinlemeyen insanın dünyadaki her hangi bir müziği layığıyla anlamasının imkansız olduğunu düşünüyorum ve tüm bunları bir şekilde dj`liğin imkanlarıyla ortaya koymaya çalışıyorum.

Virtüyözluk son yıllarda hızla inişe geçen bir kavram. Dünya müziği daha minimal bir çizgiye doğru hızla kayıyor. Sence virtüyoz olma çabası müzisyeni yanlış bir yere mi götürüyor? Basitliğin önemi nedir?

"Virtüyözlüğün" ne olduğunu bilemiyorum, benim için çok uzak, benim de ona çok uzak oldugum bir kavram. Gerçek virtüyözlerin, sazlarını kapasitelerinin ötesinde zorlayıp, ruhlarının mikrofonu gibi hayata aşk ile haykırabilen dahi insanlar olduğunu düşünüyorum. Niyazi Sayın`in ney taksimleri, İhsan Özgen`in kemençe soloları aslında Tanrı'nın insanlara en büyük lütufları, hediyeleridir. Aslında virtüyözlerin sazındaki yetenek değil, gönüllerindeki zenginliklerin sazlarına aktarabilmesindeki maharet; bunu yaparken de asla kaybetmedikleri tevazularıdır onları farklı kılan. Tüm sazların icrasının insani güzelleştirmek gibi bir etkisinin olması gerektiğini düşünüyorum, çaldığınız sazda dünyanın en iyisi dahi olsanız, eğer insan olarak sevilmiyorsanız, bakkalınız size 'Günaydın' demiyorsa, bu virtüyözlüğünüz bence samandan daha değerli bir şey değildir.

Senin için 'iyi müzisyen' ve 'iyi dj'in tanımı nedir?

Ben sadece kendim için bir tanım yapabilirim. Çünkü genel kategori ve tanımların hayatı daralttığına inanıyorum; benim için iyi bir dj, teknik olarak yetkin, entellektüel müzik birikimi olarak zengin, ve müzik yaptığı insanlarla arasında güçlü iletişim kurabilme yeteneğine sahip ve kendine has bir tavrı ve mesajı olan kişidir. Müzisyen için de aynı şey geçerlidir, ama belki herşeyden önce hayatlarında müzik ile nefes alabiliyor olmaları, ve yaptıkları icradan öncelikle kendilerinin mutluluk duyuyor olmaları gelir. Eğer yaptığınız bir işten mutluluk duymuyorsanız, bu başlı başına yanlış bir iş yaptığınızın göstergesidir.

Müzik türleri arasında bir ayrılık olmadığına, özünde hepsinin aynı şeyi anlattığına inandığını biliyorum ama yine de sormak istiyorum. Tasavvuf müziğiyle, elektronik müzik arasında bulduğun geçiş noktası, belki daha doğru bir tabirle kaynaşma noktası nedir?

Her iki müzik de öncelikle bir trans halini, yani kendine dönüş ya da geçiş halini içerir. Her iki müzik türü de insanı içinde var olabileceği bir ses çerçevesi yaratır. Burada ne yapacağınız sizin özgür seçiminize ya da iradenize kalmıştır. Her iki müzik ve icra türü de aslında mainstream kültüre bir alternatif oluştururlar...Ve belki herşeyden önemlisi iki müzik türünün de özü, herşeyin bir olduğuna, ya da birleştirmeye ait bir isteği ifade etmesi yönü ile ortaktır.

Ney'in sesindeki ruhanilik sence nereden geliyor. Ney'i diger üflemelilerden ayıran nedir?

Ney`in sihri, ya da sırrı, nefesten geliyor, tüm dinlerde ifade edildigi üzre hayatın başlangıcı nefes ile olmuştur, yaratıcı nefesinden üflemiştir hayat kalbinin içine...Ve nefes belki en mahrem, en özel, en kutsal köprüdür ruhumuzla vücudumuz arasında gidip gelen.Ney sazında tamamen doğadan gelen kamışın, hiçbir metal ya da yapay madde olmaksızın sese aktarılmasında bir sihir, daha doğrusu Sır var.

Ney üflerken, bendir çalarken, ve 'makina'nin başında müziğini icra ederken hissettiklerin birbirinden farklı mı?

Ayrılan birşey yok, dönen pikabın diskinde semazenin tennuresi dönüyor, artık bu hayatın aşkına, ve bu aşkın imkansızlığına dayanamayan kalbimizi anlatmaya zavallı küçük kalbimiz yetmedigi için yüz binlerce wat'lık kolonların kalplerinde atıyor kalp vuruşlarımız. Bir gün sadece bir kolonun önünde durup birkaç dakika bakın nasıl çalıştığına. Ne kadar kalbimizle tıpatıp aynı şekilde yapıldığını ve çalıştığını göreceksiniz. Bazen tek başına bir kuytuda usulca ney üfleyip kendinle konuşmak, bazen de iki yüz bin kişiye 300 bin wat'lık ses düzenleriyle aşkı haykırmak hep aynı seyahatin farklı duraklarını ifade ediyor. Hepsi özde aynı...Gözleri şaşı olan bizleririz sadece....

Mevlevi kültürünün senin icin anlamı ve önemi nedir? Mesnevi için hayatına yön veren bir kitap olduğunu söyleyebilir misin?

Gerçek mesnevi hayatın içinde yazılı olandır, Mevlana`nın mesnevisi sadece bunun anahtarını uzatır bizlere. Hayatımı tek başına değiştirecek bir kitap olmadım. Asla bir kitapla hayatımın yönünü değiştirebilecek yüreklilikte bir insan olmadım, inşallah bir gün kısmet olur.

Amerika'da Mesnevi'nin çevirilerine büyük bir talep olduğu söyleniyor bunu neye bağlıyorsun?

Susuzluğun oldugu yerde çeşme başında kuyruklar oluşur. Dünya inanılmaz bir hoşgörüsüzlük, adaletsizlik ve ayrımcılık mevsimini yaşıyor. Mevlana karşılıksız, ayrımsız, cömert bir serin pınar. Dili ve konusu zaman ve mekanla sınırlı değil. Hiçbir şeyin karşılıksız sunulamadığı Amerika`da insanlar bu cömertlik karşısında şaşırmış haldeler. İnanılmaz güzel bir enerji ve hareketlilik var. Bu heyecan verici.

Türkiye de gözlemlediğin club kültürüyle, yurt dışında yaşanılan arasında ne gibi farklılıklar var? Oralardaki 'club' ve rave partileri nasıl geçiyor? Burada 'clubberlık' çok şekilsel olarak ele alınıyor. Şöyle giyinmek gerek falan gibi....

Belli bir alt kültürün yerine oturması zaman alan bir Süreçtir, dünyanın her yeri için bu geçerlidir, şu anda Türkiye`de "trend" olduğu için gidilen bir club kültürü var. Bu bir geçiş dönemidir. Bir Süre sonra başka bir "trend " çıkar ve ana kitle buraya kayar. Ama bu arada gerçekten işin özünü anlayan ve seven küçük çekirdek bir grup oluşur ve onlar gerçek anlamdaki underground kültürün oluşumunu sağlarlar. Bu öz grup yavaş yavaş oluşmaya başladı. Türkiye'de bu aşamaya gelinmesi nerden bakılsa bir 10 yıl aldı. Bundan sonraki aşamada kılık kıyafet gibi şekilsellikten ziyade içerikle ilgili bir alternatif alt kültür oluşacaktır.

Club'larda çalarken izleyici elektriği seni nasıl etkiliyor?

Seyirci ile aranızda dinamik bir iletişim var, ve bu iletişim icra tarzınızı ve çaldıklarınızı kesinlikle şekillendiriyor, etkiliyor. Ben beş altı yüz kişilik küçük kulüplerde de çalsam, 20, 30 bin kişilik mega partilerde de çalsam çoğu zaman orada bağ kurduğum bir kaç kişi oluyor. Çoğu zaman gözleri kapalı dans ediyorlar, ben de gözleri kapalı çalıyorum. Arada bir yerlerde buluşuyoruz. Yolculuğa çıkıyoruz, arada bir gülümsüyoruz, bu bana yetiyor, asla herkesi aynı ölçüde mutlu edemeyeceğimi biliyorum. Kimseyi dışlamaksızın ama her hallleriyle bizimle aynı seyahatin yolcusu olduğunu hissettiğim insanlarla kuruyorum en yoğun bağımı.

Yeni müzikal projeler var mı?

Projelerin bereketli olduğu bir dönem. Yeni albüm şu sıra bitme aşamasında. Beni heyecanlandıran bir serüveni oldu bu albümün. Şimdilik konuşmamayı tercih ediyorum. Yakında çıkıyor. Ardından bir kaç değişik Avrupa-Türkiye Kanada turu başlıyor. Ama çok uzun yıllardır üzerinde çalıştığım bir multi-media projesi üzerine çalışıyorum; gerçekten heyecan veren bir şey... Bir de balıklarım var, hergün yem vermeden evvel onlara yeni bir melodi söyleme mecburiyetim var. Sanırım sesime tek tahammül edebilen onlar var ( yoksa duymadıkları icin mi... :))))))))))))))))

muhabbetle,,

Tur programı…

Miller Clubber Tour
Mercan Dede Secret Tribe 2002

16 Nisan 2002 Salı
Bursa – Almira Otel, saat 21:00

17 Nisan 2002 Çarşamba
Eskişehir Hayal Kahvesi, saat 21:30

18 Nisan 2002, Perşembe
Ankara-Bilkent Otel, saat 21:00

19 Nisan 2002, Cuma
İstanbul Venue, saat 23:00

20 Nisan 2002, Cumartesi
İzmir Efes Convention Center, saat 21:00

22 Nisan 2002, Pazartesi
Adana Hilton Oteli, saat 21:00

23 Nisan 2002 Salı
Mersin Hilton Oteli, saat 21:00
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro