Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Nick Cave yeni albümünde aşktan yine ayrılmıyor. Ayrılacak gibi de görünmüyor.
Volkan Ça?layan

Bir düşünün; Avustralya'da konservatuar öğrencisisiniz, size verilmek istenen tüm müzikal düşüncelerden sıkılmış, kendi müziğinizi yapmak ve biraz da eğlenmek için bir punk grubu kurmaya karar veriyorsunuz, grubun ismini de 'Birthday Party' koyuyorsunuz. İşte Nick Cave de aynısını yaptı. Yıllar önceki bu 'gençlik grubundan' bugüne kadar da hayatında ve müziğinde birçok değişiklik oldu. Saz arkadaşları Bad Seeds'le birlikte 97 albümü 'The Boatman's Call'u yaptığı zaman müziğinin geldiği noktayı kendisi için bir çeşit son olarak gördüğünü söylemişti. Dinleyicileri ise yeni bir albüm için –'Best of'dan sonraki projeyi saymazsak- neredeyse 4 yıl beklemek zorunda kaldılar. Ve işte Cave, 'No More Shall We Part'la tekrar, dertlerimizi paylaşan bir dost gibi kapımızı çaldı. Bilenler bilir, tüm dünyada iki çeşit Nick Cave dinleyicisi vardır. Birincisi, Nick Cave'in müziğini sevenler ve evlerinde albümünü bulundurmaktan hoşlananlar! İkincisi ise Cave ve saz arkadaşlarının çıkardığı seslere vâkıf olarak mazhar olabilenler, bu sesleri derdine derman edebilenler, avunmaya çalışabilenler. Ben ikinci gruba girdiğimden midir bilmiyorum ama bu albümü çok sevdim. Şimdiden benim için 'Let Love In' veya 'Tender Prey' gibi baş ucu albümü oluverdi.
Her ne kadar ilk izlenim olarak, 'Tender Prey' ve 'The Boatman's Call' karışımı bir dokuyla icra edilen parçalar ve duyduğu hüznü saklamaya cesareti olmayan bir sesin üzerine kurulmuş tonal fonksiyonel yapılar gibi duyulsa da, bu müzikte çok daha derinlerde hissedebileceğiniz bir şeyler var, emin olun. Single olarak da yayınlanan 'As I Sat Sadly By Her Side'la açılan albüm, sanki iki ayrı çalışmayı içinde barındırıyor gibi. Dördüncü parça 'Love Letter'dan sonrası ise tamamen albümün 'ikinci perdesi' durumunda. Tüm albümün tersine, hiç de 'olgun' olmayan bir şekilde bitiyor 'No More Shall We Part'. Her nasılsa Cave, 50 dakika boyunca aşkın da, paranoya, şizofreni, narsizm gibi bir çeşit 'delilik biçimi' olduğuna ikna ediyor bizi.
İlk kez bir Nick Cave albümü dinleyecekseniz size bu albüm için garanti veremem. Hatta albümü dinlemek için biraz 'ihtiyatlı' yaklaşmanızda fayda var. Bundan sekiz yıl önce henüz Cave ülkemde 'Murder Ballads'la yükselen değer olmamışken, dinlettiğim insanlar "bu ne ya" diyip geçiyorlardı bu müziği çünkü. Zaten o sıralarda albümleri Türkiye'de ancak 2 bin satan biri olarak biliniyordu (-ki bu doğrudur). Bunun en büyük sebebi de, kuşkusuz insanların kulaklarının büyük şirketlerin empoze ettiği prodüksiyon formatlarına alışmış olmasıdır (Gerçi şimdinin sözümona çoğu 'independent yapımı' da farklı değil...)
Aslında lise yıllarında bize 'ruhsal bozukluk' olarak okutulan ve hepimizin içinde az çok bulunan 'niteliklerin' dürüstçe dışa vurulmasından başka bir şey değil, demek isterdim bu müzik için ama işin içine aşk da girince pek tarifi mümkün olmuyor. Sonuçta ise hep aynı şey oluyor. Kaybettiğimiz ve ömrümüz boyunca bir daha asla bulamayacağımızı düşündüğümüz her kızın arkasından bize bu adamın sesine kulak vermekten başka bir şey kalmıyor.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro