Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Sıfır'dan Elde Var 1.
Asl? Atasoy

'Neredeoradaburada' isimli ilk albümüyle tanıdığımız Sıfır, yine ilk albümündeki yalın çizgiyi 'İnsan Ritm Makine'da koruyor. Sadece bu albümde ilk albümden farklı olarak daha fazla yer verilen vokaller dikkat çekiyor. Yeni albümünde Sıfır hem söz hem de müzik açısından daha derinlere inen bir tutum edinmiş. Elektronik bir temel üstüne kurduğu parçaların nerdeyse hepsine kırılgan, hüzün dolu bir hava hakim. Güçlü ritmik yapılarına rağmen her an bir kaza sonucu aksayacak ya da bozulacak hissi veren parçaların bazısında Anadolu ezgileri duymak da mümkün. Ancak bu ezgiler Sıfır'ın parçaları içine öyle bir yerleştirilmişler ki sanki ait oldukları yeri unutmuşlar ve dinleyicide bambaşka izlenimlere yolaçıyorlar.Aracagök, büyük bir keyifle sorularımız yanıtladı...Ayrıntıya dalmak isteyenler içinse, www.sifiro.com. Şanslısınız albüm çıkartabildiniz. Albüm sonrasında neler değişti? Öncelikle şunu söylemeliyim ki ben albüm çıkartabildiğim için kendimi şanslı görmüyorum. Ortada müzik adına yapılan o kadar kötü, kalitesiz işler ve medya tarafından desteklenen "sanatçı" adı verilen kişiler var ki ...bence, ben değil, bu kişiler, müzik bile denemeyecek türde şeyleri "sanatçı" lakabı altında çıkarıp satabildikleri için kendilerini şanslı hissetmeliler. Yani bence asıl şanslı olanlar işte bu "sanatçı" adı verilen kişiler. Bunları göz önünde bulundurunca, insan, sanat ve sanatçı sözcüklerinin bu kadar bayağı bir şekilde kullanıldığı başka yer var mıdır acaba diye düşünüyor. Öte yandan albüm çıkarmış olmanın ve bu ay sonunda bir tane daha çıkaracak olmamın benim şansım değil, hakkım olduğunu düşünüyorum ve bu sanatçıların hergün mantar gibi bittiği bir yerde bana sanatçı denmesini işime yapılmış bir hakaret gibi görüyorum. Albümden sonra çok fazla birşey değişmedi ama en azından Roll Dergi Sıfır 'NeredeOradaBurada' albümünü 2001'in en iyi 13. albümü seçti. Başka bir yerde bir listeye girseydi utanırdım ama bu Roll'da olduğu için gurur duydum Gençler müzik piyasasını nasıl etkiliyor. Unkapanı hakkında neler düşünüyorsunuz? Öncelikle genç olmadığımı söyleyeyim. Ama genç sözcüğü ile "orjinal", "kimseye benzemeyen bir müzik" türünü kastediyorsanız gencim ve hep de öyle kalacağım. Gençler, bu anlamda müzik piyasasını hiçbir şekilde etkileyemiyor çünkü Türkiye'de yerleşik olan müzik türünün öngördüğü belli bir insan türü var. Bu insan türü değişmedikçe müzik piyasasının hiçbir şekilde değişeceğini zannetmiyorum. Nasıl bir insan bu diye sorarsanız hemen söyleyeyim: Orjinal diye saptadığı şeyin kopyasını yapmaktan başka birşey bilmeyen bir insan türü. Kısacası, kopyacı insan. Örneğin, bu bugün Türkiye'de "cover" çalmanın niçin bu kadar tuttuğunu açıklıyor sanırım. Herhangi biryerde kendi müziğini çaldığın zaman buna katlanamayan dinleyici, bir "cover" çalmaya başlayınca hemen yumuşuyor. Çünkü aşağılık kompleksi okşanıyor. Ben bugün Türkiye'de sadece müzik konusunda değil, sanat zevki konusundaki herşeyin böylesine bir aşağılık kompleksiyle belirlendiğini düşünüyorum. Batıdan gelen herşey burada yapılandan üstündür: Çünkü onlar bizim efendilerimizdir ve biz de zavallı Türkleriz. Örneğin, niçin Noir Desir İstanbul'da 2500 kişi toplayabiliyor da bir Zen, bir Replikas ya da Sıfır taş çatlasa 500 kişiye çalıyor? Yani Noir Desir o kadar da müthiş, bilmedik, orjinal, bir müzik mi yapıyor da bu insanlar koşa koşa konsere gidiyorlar? Aynı şey yurt dışından İstanbul klüplerine davet edilen adı sanı duyulmadık ama Türkiye'ye gelip çaldığı için bizim aşağılık kompleksi sayesinde "aaaaa dışardan gelmiş o zaman mutlaka iyidir" dememize neden olan gruplar ve DJ'ler için de geçerli. Bu sözünü ettiğim dışardan gelen kişinin yabancı olmasıyla alakalı değil bence...dışardan gelen bir Türk olsa bile aynı şekilde davranılıyor. Ya nedir bu aşağılık kompleksi? Nedir bizim bu bir türlü üstesinden gelemediğimiz Türküz Kötüyüz hissi?Aman sakın yanlış anlaşılmasın ben burda Milliyetçilik filan yapmıyorum. Ya da Noir Desir haketmediği bir ilgiyi görüyor demek istemiyorum. Demek istediğim, sözkonusu olan,Türkiye sınırları dışından gelen bir insansa bu kişinin içerde olandan daha iyi olarak algılanması ve öyle muamele görmesi. Bütün bunları şu yüzden söyledim: Tamam Unkapanı Türkiye'yi bugün kasıp kavuran göbek havası, arsız oğlanlar, arsız kızlar, kuşkulu cinsiyetlerini bir türlü ortaya koyamadıkları için göbek atan insanların müziğini destekliyor. Ama bu, işin ancak bir tarafı. Öteki tarafı ise, yani bizim türde müzik dinleyen insanların zevkini ise bu aşağılık kompleksi belirliyor. Bugün sadece plak şirketleri değil çoğu konser mekanındaki müzik zevki de bu aşağılık kompleksiyle oluşuyor. Müzik çalışmaları hakkında neler söyleyeceksiniz. Özellikle kendi kuşağınıza bakışınız nasıl? Bütün bu olumsuzluklara rağmen kuşkusuz aşağılık kompleksinden kaçabilen ama kaçabildikleri için de genel anlamda "başarılı" olarak nitelendirelemeyecek insanlar, gruplar var. Bunlara bakınca, asıl önemli olanın "başarılı olmamak" olduğu sonucunu çıkarıyor insan. Eğer başarı, ne kadar plak sattığın, konsere ne kadar insan topladığın ile ölçülüyorsa ben başarısız olmayı tercih ederim. Bugün dinlediğim insanlar ya da gruplar ne çok satmış ne de stadyum konseri vermiş insanlar değilse bu, başarısız olmanın bir erdem olduğunu düşünmemden kaynaklanıyor. Başıma gelebilecek en kötü şey popüler müzik kategorisine sokulmak olurdu herhalde. Kendi kuşağım diye birşey olduğunu düşünmüyorum çünkü galiba kuşak tanımlamaları her ne kadar belli dönemlere ayrılabilirse de farklı kuşakları belli bir anabaşlıkta toplamak mümkün: Başarmamak ya da başarmayı reddederek başarılı olmak. Bu açıdan bakıldığında, kuşak diye bir tanıma gerek duyuluyorsa mutlaka işin içinde bir başarısız olma isteği vardır. Örneğin, hippiler, punk kuşağı, 68 kuşağı, 80 öncesi kuşağı vb..vb... Politikayla ilginiz nasıl? Reel anlamda politikayla hiçbir ilişkim yok çünkü reel hiçbir politikanın insan yararına çalışabileceğine inanmıyorum ve bu yüzden politikanın konu bile edilmeyecek kadar basit sıradan birşey olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize bir yanda bazı insanlar var: sizi yöneteceğiz diye tutturmuşlar ve ben onların hiçbirini istemediğim halde, seçmediğim halde politikaya hayır diyorum. Yani politikam beni yönetmek istiyorlar. Politika, istemediğin insanların - politika bağlamında zaten istediğim bir kişi olamaz -beni yönetmesiyse ben şu: Politikaya Hayır! Kendi kuşağınızdan favorileriniz neler? Başarmayı reddedenler kuşağı mı demek istiyorsunuz? Başarmayı reddedenlerin arasından favori belirlemenin doğru bir tavır olduğunu düşünmüyorum. Ya da, bir başka deyişle, favori sahibi olmanın, kültür endüstrisinin yaygın olduğu durumlarda geçerli olduğunu düşünüyorum. Ben müziğe inanıyorum. Genç müzik çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, eleştirileriniz Yaş olarak gençlerin yaptığı müziği kastediyorsanız "kopya adam" olmaktan kurtulabilen çok fazla insan olduğunu sanmıyorum. Tek eleştirim: kopyadan kaçının, söylemek istediğiniz birşey varsa söyleyin, yoksa susun. Kutu olabilir..... Sıfır? Müzikle uğraşmaya başlamam bir hayli eskilere gidiyor ama elektronik müzikle uğraşmam aşağı yukarı 7-8 yılı buluyor. Bilgisayar müziğinin genelde insan öğesini silen makina müziği olduğunu düşünenlere hiçbir şey söylememeyi tercih ediyorum. Müziğin doğasının kazalara açık, aksaklıklar, kazalar yaparak çalışan bir makina olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden müziğin temelini oluşturan ritimin de her an kazalara açık, kazalar sayesinde hastaneye gitmekten kurtulan bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum. İlk albümümde oldukça az yer verdiğim vokallerin yeni albümde daha çok yer kaplıyor olmasının şöyle bir nedeni var: vokale ön plana geçme fırsatı vermeden, onu eko ve distorsiyona tabi tutarak, ritm muamelesi yapmak. Vokalde söylediğin şeyin önemi ona verdiğin biçimle eşdeğerde benim gözümde. Bütün bu kazalara rağmen,yaptığım müzikte tabii ki bir düzen var ama bu düzen benim düzenim: kimseyi kopyaladığımı düşünmüyorum. Zafer Aracagök Kimdir? Zafer Aracagök İzmir'de doğdu; Boğaziçi Üniversitesi ve Oslo Üniversitesi'nde okuyup Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden doktora derecesi aldı. İlk kitabı Eve Dönmek İstemiyorum 1995'te İletişim, ikincisi Anti-Hamlet 1996'da Metis, üçüncüsü Sıfırografya 1999'da Oğlak yayınlarınca yayınlandı. Anti-Hamlet'i 1995'te XamplE II programı altında İstanbul AKM'de bir performans olarak sundu. Öteki performansları arasında XamplE III programı altınnda Frankfurt'ta 1996'da sunduğu Example Manifesto; The Ear with Capital E; I/Eyeing in the Whatever Picture gibi performanslar vardır. SIFIR adıyla ilk albümü NeredeOradaBurada 2001'de Ada Müzik tarafından yayınlandı. ZA Bilkent Üniversitesi, Grafik Tasarım Bölümü'nde sanat felsefesi ve çağdaş teori konularında ders vermektedir.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro