Deniz DurukanKapsül
Uzunca bir Süre müziğe ara verdiniz, şimdi 7 Mayıs günü Roxy'de Uniquelectronik projesine hazırlanıyorsunuz. Neden ara vermiştiniz?
Burak: Hepimizin askerlik sorunu vardı, onu halletmemiz gerekiyordu. Biraz da küstürülmüştük. Bu arada evlenenler oldu. Böylece ara verdik. En son 80060'ı yapmıştık, tiyatro oyunu için. Sonra tekrar bir araya gelmeye karar verdik. Müzik, insanın kanına birkez girdi mi kopmak imkansız. Üç kişi birleştik, bir gitaristimiz vardı, o da katıldı. I mac yarışmasıyla tekrar müziğe dönmüş olduk. Orada biraz ödüle oynadık aslında. Bu organizasyonla ilgili teklif gelince çok sıcak baktık.
Türkiye'de elektronik müziğin durumu nedir? Çok yaygın bir tarz değil.
Burak: Çok fazla dalı, açılımı var. Bir tarz olarak da düşünmedik müziği.Bir şeyler yaptık, ama bunun ne tarz olması gerektiği konusunda karar vermedik. Sadece içimizden gelen şeyi ortaya çıkarmak istedik. Elektronik müzik Türkiye de henüz yeni. Şu anda club kültürü yerleşmiş gibi görünse de, ben bunu akıllı kurşun gibi düşünüyorum; gideceği mesafe bellidir. Yaptıkları şey aslında 70'lerin diskosunu güzel soundlarla, yeni aletlerle parlatıp tekrar sunmak, bir kült yaratmak. Bunun ardından da bir rant savaşı geliyor. Türkiye de elektronik müzik yapanları çok iyi tanımıyorum. Türkiye de çok yerleşmiş, istikrarlı bir yapı olduğuna inanmıyorum. Bizimkisi de kendiliğinden ortaya çıkan bir şey. Aslında grup kurma amacıyla bir araya gelmedik. Sadece değişik tatların bizi nereye götüreceğini görmek istedik...
Elektronik müzikte vokal çok yaygın değil. Üstelik siz bir de Türkçe yaptınız.
Burak: Bundan önceki çalışmalarımız İngilizce sözlüydü. Son çalışmamız 80060 için yapılmış projede ilk defa Türkçe sözlü müzik yapmayı denedik. Sözler Özen Yula tarafından yazılmıştı. Kullandığı dil, ağdalı bir dildi. Gerçekten bu tip bir müziğe, Türkçe sözlerin adapte olması biraz zor. Ama ortaya çıkan sonuç hiç de fena değil.
Seda: Aslında vokal, elektroniğin hayatın içinde ne kadar olduğuna dair bir işarettir. Elektronik her yerde var. Ama biz onu sadece elektrik gibi görüyoruz. Yurtdışında ise elektroniği müzik olarak görüyorlar. Dünyada bunu çok iyi yapan gruplar var. Türkiye de olmadığı için yokmuş gibi geliyor. Elektronik müzikte vokal, aslında ölümcül bir şeydir.
Burak: Türkiye de elektronik müzikle ilgilenen çok az sayıda insan var. Bunlar da genelde teknik altyapıyla yetişmiş kişiler. Bizim disiplinimizden farklı olarak herhangi bir enstrümandan çok işin tekniğiyle, ses mühendisliğiyle daha çok ilgileniyorlar. Biz o doğrultuda düşünmüyoruz.
Gerçekten de drum machine falan kullanmamışsınız.
Burak: Evet. Elektronikle rock'ın el sıkışmasını istedik. Çok eğlenerek yapıyoruz bunu. İşin en güzel yönü de, bu dört insanın bir araya gelmesi. Hepimiz eski dostuz ve bu işimizi çok kolaylaştırıyor.
Bir albüm projesi var mı?
Burak: Henüz yok. Şimdilik merhaba diyoruz.
Seda: Biraz da nabza bakmak gerek. İnsanlar yavaş yavaş bu müziğin canlı çalındığını da fark etmeye başladılar. Biraz şaşıracaklar da aslında.
Burak: O şaşırma 1996'da Roxy'de oldu. İlginç geldi dinleyicilere, tanımlayamadılar. Bize sordular. Biz de müziğin kendisini tanımladığını, o tanımlamayı yapacak kişilerin bizler olmadığını söyledik.
Herkes evindeki bilgisayarla elektronik müzik yapıyorum diye çıkabilir. Bu belli bir riski, kolaycılığı da beraberinde getirmiyor mu?
Burak: Evet, böyle bir risk taşıyor. Çok hassas bir konu. Bu insanların nasıl yönleneceğiyle ilgili bir şey. Müzik piyasasındaki jenerasyona dikkatli bakmak gerekiyor. Onların nasıl adım atacağı, arkadaki insanların, o izlere nasıl basacağı, bunlar son derece önemli. Bunu önceden kestirmek zor. Fakat bir yanıyla bu müziğe teşvik anlamında iyi şeyler olurken, bir yandan da bilen bilmeyen herkes müzisyenim diye ortaya çıkacak.
Kimleri dinlersiniz?
Burak: Herkesi dinlemeye çalışıyoruz. Kendi adıma konuşmam gerekirse, Björk, Depeche Mode, Tori Amos, Kraftwerk.... gibi bir çok sevdiğim isim var. Aynı zamanda Orhan Gencebay, Müslüm Güreses'i de dinlerim. Çünkü anlatmak istediklerini çok net bir şekilde ortaya koyabiliyorlar. Bunun yanısıra Ali Rıza Binboğa'ya kadar bir çok müzisyeni dinlerim, dinleriz.
Rebel Moves
Son dönemlerde ülkemizde yavaş yavaş elektronik müziğe ilgi başladı sanırım...
Rebel Moves (Ömer Ahunbay): Elektronik müzik, Türkiye de gittikçe yükselen trendlerden bir tanesi. Zaten bütün dünyaya baktığımız zaman 1978'lerden başlayan bu ivmenin, belli bir yerinden yakalayabilmişiz gibi geliyor. Türkiye müzik kültürü olarak oldukça zayıf bir ülke. Yani 65 milyon nüfusun içinde, atıyorum sadece on tane aranjörün, Türk Sanat müziği, halk müziğinde toplam bütün eserleri Mesama kayıtlı olan üç bin beste sahibi olduğu düşünüldüğünde, elektronik müziğin ufak ufak ivmeler alması gayet normal.
Elektronik müziğin Türkiye de gelişme şansı var mı?
Ömer Ahunbay: Tabii ki var. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde, özellikle bilgisayarların yayılmasıyla, evinde bilgisayar ortamına sahip olan herkes elektronik müzik yapabilir. Bunun için birebir eğitilmiş müzisyen olmanız gerekmiyor. Müzik zevki olan, yaratıcı bir takım şeyler çıkarabilecek herkese bu müzik, çok güzel imkanlar sunuyor.Elektronik müziğin böyle bir avantajı var.
Dezavantajları da var...
Ömer Ahunbay: Adı üzerinde elektronik bir şey. Bu müziği normal müzik formatlarıyla kıyasladığınızda bambaşka bir görüş, bir duruş çıkıyor ortaya. Dolayısıyla bu yenilikçi akıma standart gözlüklerle bakmanın hiçbir anlamı yok. Bu konuda insanlar kulaklarını ve gönlünü kocaman açıp, hiçbir önyargıya varmadan dinlemesi gerekiyor. Hoşuna gidiyorsa ne ala! Gitmiyorsa da dinlemezsin. Fakat, elektronik müzik her ortamda dinlenecek bir tarz değil. Bu yüzden çok geniş bir kesime yayılması zor. Dünyada da böyle.
Yurtdışında bu ivme düşüyor gibi?
Ömer Ahunbay: Aslında değil. Son zamanlarda dj'lerin soundu bazında bakan bir anlayış var. Bunu kesinlikle yadsıyorum. Müzik bir sesler denizi. Bu sesler denizinin içinde her türlü müzik var. Elektronik müzik de bu seslerin içinde ayrı bir renk. Ve bu müziğin nereye kadar gidebileceğini salt Türkiye için değil, dünya için bile kestirmek zor. Çünkü bir Süre sonra herkesin evinde bilgisayarla müzik ürettiğini düşünecek olursak, bu sefer trend akustik virtüöziteye dönüşecektir. Gerçekten günde sekiz saat gitar çalan bir gitar virtüözle, bilgisayarın başında mouse'u sağa sola tıklatan biri arasında anlayış farkı elbette olacaktır. On beş, yirmi yıllık Süreçte bir bakacağız ki akustik ve o akustikliği virtüöz bazında çalabilen insanlar, değerler öne geçecek. Benim hayatta sevmediğim şeylerden bir tanesi taklittir. Elektronik müzikte ise taklit etmek çok kolay
Demonuzu sınırlı sayıda basmışsınız. O yüzden piyasada yok. Bir anlamda underground kalıyorsunuz. Yaygınlaşmak gibi bir derdiniz de yok. Daha çok, eğlenmek amacıyla müzik yapıyor gibisiniz.
Ömer Ahunbay: Evet, yayılma gibi bir derdimiz yok. Nereye yayılacaksın ki? Yayılsan ne olacak(gülüyor)? Tabii bu kadar umutsuz değil durum.Yurtdışında kurduğumuz kontaklar var. Oraya gittiğimizde beş yüz dinleyici bulabiliyoruz. Burada ise 150 ya da 200 kişi geliyor. Yaptığımız işte duygularımızı paylaşmak ön planda olduğu için, seyirciden aldığımız o duyguyu iyi veya kötü olsun, tekrardan geri vermenin tadı bizim için çok önemli. Biz, çok usta müzisyenler, piyanistler değiliz. Bir duyguyu alıp, veriyoruz. Müzik, eğlenmenin ve duygu alışverişinin dışında bir amaç güderse, samimiyetini yitirir. Gerisi benim cıngıl yapmamdır.
Kimleri dinlersiniz?
Ömer Ahunbay: Her çıkan yeni müziği mutlaka dinlerim. Rock ve new wave müzisyeni olarak bu işe başladığım için geniş bir müzik kültürüm yoktu. Dolayısıyla klasik müzik kültürünü hiç bilmiyordum. Geçtiğimiz on yıl içinde ciddi olarak bu müziği öğrendim. Yurt dışında çok uzun Süre kaldığım için, ülkemizin müziğini dinlemek, araştırmak zorunda kaldım.Bilmediğiniz bir şeyi yapamazsınız. Yani Orhan Gencebay'ı da dinlerim. Ama idolüm Frank Zappa'dır.