Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Her Şey Yolunda ve Ezginin Günlüğü
Deniz Durukan

Ezginin Günlüğü 20.yılını kutluyor. Kurulduğu günden bu yana tavrından, tarzından ödün vermeyen grup son albümleri 'Her Şey Yolunda' ile hayranlarına merhaba diyor. Biz de Ezginin Günlüğü'nden Nadir Göktürk'ü arayarak, Üsküdar sırtlarındaki ahşap iki katlı, kırmızı bir evin bahçesinde, hem de sardunyalar arasında keyifli bir konuşma yaptık.

Albüme adını veren 'Her Şey Yolunda' şarkısı ilk etapda mutluluk tablosu çizse de, bir ironi taşıyor. Çok uzun zamandır Türkiye'de 'herşey yolunda'ymış gibi davranılıyor. Sanırım tepkileriniz bunlarla ilgili...
Evet, her şey yolundaymış gibi gösteriliyor. Aynı zamanda da bir kesim için sahiden 'her şey yolunda' gibi bir durum da var. Bizim grubun, genel bir eleştirel tavrı hep oldu. Bu da herhalde onun bir yansıması.

Tavrınız eleştirel olsa da, albüm kapağının pembe olması bir yandan da umutsuzluğa karşı çıkıyor. Bu tavrı özellikle mi yansıttınız, yoksa içten gelen, farkında olmadan yapılan bir şey mi?
Biz hayatı ne olursa olsun, hayat güzeldir anlayışıyla karşılıyoruz. Fakat Türkiye, çok uzun yıllardan beri sıkıntılı günler yaşıyor -son ekonomik krizden bahsetmiyorum- doğal olarak bu sıkıntı mutsuzluğa da neden oluyor. Bütün bu sıkıntılara karşın hayat güzeldir. Hepimizin içinde hayatı sevmeye yönelik bir enerji olmalı. Yani hayatı sevmek, umut etmek gerek. Albüm kapağına gelince bizim dışımızda olan bir şey. Bir arkadaş seçti o resmi, grafik tasarımını yaptı. Ama sonuçta bunca resim arasından 'bu resim' olsun diyen de gene bizdik.. 'Her Şey Yolunda' ismine o pembe renk uygun düşüyordu.

Diğer albümlerinize oranla daha şiirsel bir albüm olmuş. Siz zaten şiire yakın duran bir grupsunuz. Ama sanki bilerek ve isteyerek şarkı formunu geriye itip, söze dayalı bir albüm yaratma çabası içine girmişsiniz.
Bizim müzik anlayışımızda söz, her zaman daha ön planda olmuştur. O yüzden söylediğimiz söze de önem veriyor, onun ortaya çıkmasını istiyoruz. Bu doğrultuda müzikleri hazırlıyoruz. Yazdığımız sözleri çala kalem yapmıyoruz. Söylenmeye değer şeyler olsun istiyoruz.

William Shakespeare'den bir şiir almışsınız...
Şiir okuyan bir insanım. Tabii ki sevdiğim insanların şiirlerini daha çok okuyorum. Shakespeare de bunların başında geliyor. Shakespeare'in eserlerine baktığınızda yüzyıllar önce yazdığı bazı şeylerin, bu gün hala değişmediğini görüyoruz. Bu bir şeyi gösteriyor. Ya insanlardaki bazı şeyler değişmiyor, ya da Shakespeare çok öngörülü biri. Her ne olursa olsun, yazdıklarıyla Shakespeare'in ne kadar önemli bir şair, yazar olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü insanın bütün bu özelliklerini çok iyi yakalmış.

Kimleri okursunuz? Aragon, Ritsos, Ginsberg, Nazım Hikmet, Can Yücel, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet'i sayabilirim. Eskilerden ise Mevlana ve Şeyh Galip okurum. Bunlar aklıma ilk gelen isimler, aslında okuduğum daha bir çok şair yazar var.

Yine albümlerinize baktığımızda caz argümanlarını utangaç bir tavırla şarkılarınızda kullanıyorsunuz. Bu albümde de 'Unut Gitsin' adlı şarkısıda caz temaları kullanılmış.
Biz cazcı değiliz. Caz daha enstrümantel bir müzik. O yüzden -benim anlayışıma göre- cazcı olmak için, iyi enstrümantis olmak gerekir. Aynı zamanda caz, iyi icraya ve doğaçlamaya dayalı bir tür. Caz sevdiğimiz bir müzik. Dinlediğimiz müziklerden etkileniyor, zaman zaman da kullanıyoruz. İlk zamanlar armonik yapımız daha zengindi, şu anda müziğimizi sadeşleştirmiş durumdayız.

20 yılı doldurdunuz. Bir çok albüme imza attınız. Üstelik soundunuzu hiç değiştirmeden, grupta değişen elemanlar olsa da Ezginin Günlüğü'nü, o tarzı hep korudunuz. Bu zor olsa gerek.
Ben de baktığımda, zamanın çok hızlı geçtiğini farkediyorum. Grup çalışmasına sanırım yatkın insanlarla beraber olduk. Aramıza problem çıkaracak ya da hırsları olacak insanlar katılmadı. Oysa Sürekli beraber olan insanların birliktelikleri, mutlaka çeşitli sorunlar çıkarır. Ama biz yaşamadık böyle şeyleri.

Bu albümde sıkça İstanbul imgesi geçiyor. Bunun dışında şarkıları dinlerken bir ferahlık, iç temizliği gibi duygulara kapılıyorsunuz. Gerçi bu his, bütün albümleriniz için geçerli.
Dediğim gibi sözlere önem veriyoruz, çok iddialı şeyler içinde değiliz. Yaşadığımız, günlük hayattaki şeyler. Aldığımız tepkilerden dinleyicilerle de buluştuğumuzu gördük. Şarkılarımız belki çok geniş bir kesime ulaşmadı ama...

Ben öyle düşünmüyorum. Uzunca bir dönem Ezginin Günlüğü çok geniş kitlelere yayıldı...
Dönem dönem evet, ama her albümüz için bunu söylemek pek mümkün değil. Çünkü bazı albümlerimiz dinleyiciye ulaşamadı. Şarkılarımıza güveniyorum, dinleyiciye ulaştığı takdirde çok sevileceğine inanıyorum.

Aşkla ilgili bir takım saptamalar var şarkılarınızda.Örneğin; 'Uzun kara bir çocuktu aşk', 'aşk güzel ediyor insanı', 'geri konmaz aşklar', 'aşk satıldı'gibi. Bunların içinde en ilgimi çeken dize, aşkın satılması. Elbette sizin söylemek istediğiniz aslında para karşılığı yapılan aşklar. Ama sanırım genel olarak aşkın değişimiyle ilgili bir gözlem bu.
Aşk temel olarak, insanlık tarihi kadar eski. İnsanlar bundan kimi zaman mutluluk, kimi zaman da acı duymuşlar. Doğal olarak bir çok sanat dalına da aşk konu olmuş, hala da olmakta. Bu bize de yansıdı. Biz aşkı gerçek, somut bir olay olarak ele alıyoruz. Hayatın gerçekliğinin tam içinde olan bir şey diye düşünüyoruz. Gül, bülbül hikayesi değil. Aşk konusunda daha farklı bir yanımız var. Oradan kayaklanıyor. Şimdi Hüsnü'nün yazdığı şarkılar var, mesela 'Uzun kara bir çocuktu aşk' imgesini ne düşünerek yazdığını sormadım. Çok somut bir şey de olabilir bu. Herkes farklı bir şekilde algılıyor. Kişiye göre değişir. Aşk da zaten kişsel bir duygudur.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro