Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Isınamazsın Ağlarken
Deniz Durukan

Vega ikinci albümü Tatlı/Sert'i geçtiğimiz günlerde çıkardı. ilk albümlerinde Deniz Özbey'in vokalinden dolayı tepki alan grup, ilk albümlerindeki o eleştirilerden hayli rahatsız. Çünkü Deniz bu tarz vokali bilinçli yapmadığından, o zamanlar şarkıcı olma gibi bir derdi olmadığından bahsetti. Birden bire nasıl olduğunu anlamadan Tamam(Sustum)'u çıkaran grup, ikinci albümleri için iddialılar. Bu albümde daha profesyonel davranmışlar, albümün müziğinden sözlerine, teknik işlerine kadar her şeyi çok ayrıntılı düşünmüşler. Bu kez daha atak, daha sağlam bir altyapıyla karşımıza çıkıyorlar. Albümde aşka dair şarkılar yoğunlukta. Sanki tüm albüm tek bir kişiye yazılan şarkılardan oluşuyor... Tuğrul: Sözleri daha çok Deniz yazdığı için ona sormakta fayda var. Deniz: Aslında Tuğrul ve Mert ilk albümden sonra tarzımı değiştirmemi istediler. İkinci albüm sanki ilk albüm gibiydi. Birbirine çok yakın zamanda hazırladık. Tamam (Sustum) bittikten hemen sonra bu albüm için çalışmalara başladık. Başka bir konu üzerinde yazmayı da düşünmedik. Aslında tamamen aşk şarkıları da değil, içersinde başka şeyler de var. Ama dinleyene aşk şarkıları gibi geliyor. Terk edilme, umutsuzluk, hüzün, ihanet gibi duygular yoğunlukta. Mutlu aşk yoktur sözünü onaylıyor gibisiniz. Sahiden bu söze inanıyor musunuz? Deniz: Hayır, aslında bir gün iyiyim, bir gün kötü. Bunun sonu yok, çözümü yok. Tuğrul: Aslında hissettiğimiz yoğun bir aşk da değil. Gidip gelmeler ön planda. O insan bir an sizin için çok önemli, bazen de önemsiz olabiliyor. Deniz: Herhangi birinden bahsedebilirim, çünkü belli bir kişi yok. Öbür gün de on yıl önceki birinden söz ediyorum. Sürekli çağrışımlarla yazdığım, müzikle birleştirdiğim bir şey. Çok da anlam aramadım aslında. Aslında bunlar beni şaşırtıyor. Çünkü söz yazarı değilim. Hepsi tesadüfi şeyler. İç hesaplaşmalarla ilgili ne negatif, ne de pozitif... esince iyi, esince kötü... benim gibi şarkılar. Uyuma, uyanmama hali, gerçek ve düşle karışık duygular var. Deniz: Evet, benim uykuyla ilgili bir sorunum var. Uyuyup kaçma isteği var. 365 günün üç yüz günü böyle geçiyor. Kendimi uyanık, "a n'oluyor" diye hissettiğim günlerin sayısı çok az. Uyandığım zaman uyuduğum günlere ihanet ediyorum. En çok rahatsız eden ise, yarı uyanık olma durumu. Ninni diye bir şarkımız var mesela. Çoğu tanıdığıma oradaki sözler anlamsız geliyor. Şarkıda "uyuyorum beni uyandırma, sen uyanırsan hemen geri uyu, kalkar ağlarsam susturma" gibi sözler var. Bunlar gerçeklerden kaçmayla ilgili sanırım... Deniz: Tabii, biraz da çocukluk hali var. Çocuklar çok uyur ve dünyanın pek de farkında değillerdir. Bu duyguyu çok atamadım üzerimden. Evde hep tek başınayım, ama hayal dünyamla başbaşayım. Bu şarkılar o günlerin geride kaldığını anlatıyor. Mert, sanırım şarkı sözlerine senin de katkın oluyor. Mert:Yok, benim bu albümde pek katkım olmadı. Ama buradaki uyumayı, uyanıkken uyuma halini, gerçek dünyadan kopma olarak da algılayabiliriz. Dışarıya dönük insanlar değiliz. Çekilelim, müziğimizi yapalım, kendi kendimizle uğraşalım diyoruz. Uyku hali de biraz bundan kaynaklanıyor. Bu hepimizde var. Toplumun genelinde de belki bu uyuma hali var... Tuğrul: Uyuma, belki yorgunluk olarak da algılanabilir. Olaylar karşısında yenik düşme, uğraşmama gibi... Mert: Uyku kelimesinin içersine bu söylediklerimizin hepsi girebiliyor. Toplumun içersinde de var bu uyuşukluk. Belki de umutsuzluk... Deniz: Hiçbir şey yapamayacağını hissediyorsun, temelinde bu var. Yani hiçbir şey değişmez."Isınamazsın Ağlarken" adlı şarkımız zaten bunu anlatıyor. "Zat-ı Ali" adlı şarkıda da tam tersi bir durum var. Gitmesi gerekenlere git dediğimiz, daha çok başkaldırdığımız bir şarkı bu. Sonuçta ne yapacaksın ki, ya birey olarak düzgün olacaksın... Mert: Ya da dağıtacaksın. Deniz: Ümitsiz olan bir çok insan var. İçimize kapanığız, dolayısıyla çözüm yollarına da kapalıyız. Müzisyenlerin geneli içine kapanık. Tuğrul: Sahnede biraz daha dışa dönükler. Bu içe kapanıklık synth'yle ilgilenmenizden kaynaklanabilir. Çünkü müzisyenlerin kullandıkları enstrümanlar kişiliklerine de yansıyor. Üflemeli çalanlar genellikle daha hüzünlü ve yalnızdır. Sizin kullandığınız müzik aleti de daha bireysel olmayı gerektiriyor. Tuğrul: Karakterimiz gereği o enstrümana yöneldik. O enstrüman bizi değiştirmiş olamaz. Sonuçta o bizi yansıtıyor. Bu albümde daha içe dönük, akustik bir çalışma yaptık. Mert: Daha atak, daha sıcak şarkılar yaptık. Sözlerde melankolik bir yapı var ama. Tuğrul: Evet, Vega'nın yapısında var. Tuğrul, sen müziğe babanın klasik müzik plaklarıyla başlamışsın ve o dönemlerde orkestra şeflerine özenmişsin. Bir çocuk neden orkestra şefi olmak ister? Yönetmek ve güç duygusu mu var bu isteğin temelinde? Tuğrul: İlk dinlediğim müzikler onlardı. Babam Sürekli o plakları dinlerdi. Müzik yapmayı o şekilde ellerini kollarını kullanarak hareket etmek gibi algılıyordum. Elini bir tarafa kaldırdığında başka bir ses, öbür tarafa kaldırdığında başka bir ses çıkacak diye düşünürdüm. Ama güç meselesi değil bu. Belki müziğin içine girmek denebilir. Deniz sen çocukluğunu önce Libya'da, sonra da İngiltere'de geçirmişsin. Türkiye'ye döndükten sonra kültür karmaşası yaşadın mı? Deniz: Çocukluğumu çok etkiledi. Kendimi yalnız hissettim. İngiltere'de annem evde Türkçe konuşurdu, okulda İngilizce öğrenirdim. Sonra Türkiye'ye döndüm, Türkçe öğrenmeye başladım. Eğitim sistemine adapte olmada çok zorlandım. Türkiye'deki kız çocukları benden çok farklıydı. Atlayıp zıplıyorlar, tekerlemeler biliyorlar... Yurtdışında her şey daha bireyseldi. Mert: Ben de çocukluğumun bir dönemini Amerika'da geçirdim. Aşağı yukarı aynı şeyleri yaşadım. İster istemez bir yabancılaşma oluyor. Daha içe kapanık, daha aileye düşkün oluyorsun. Tek çocuk olmanın getirdiği bir durum da söz konusu tabii. Deniz: Ben babamın göz bebeğiydim. Sürekli pohpohlanırdım. Hep özel insan olma hissi vardı. Eğer olamadığını hissedersen eve kapanıyorsun. Tuğrul: Bende çok ciddi şeyler olmadı.Üç yaşındayken Fransa'ya gittim. Beş yaşındayken döndüm. O döneme dair aklımda kalan Suadiye'deki ev oldu. Modern mi değil mi onu pek kavramamıştım ama, ev Osmanlı dönemini anımsatan eşyalarla döşenmişti.Yani şaşalı bir görüntüsü vardı. İstanbul'a ilk geldiğimde bu etkilemişti beni, şaşırmıştım. Burada her şey daha durağan gelmişti. Esas şehir Paris'ti. Ben tatile gelmiş gibiydim. Dikkat ettim, üç yaşlarında çekilen fotoğraflarda gülümsüyorum. Beş yaşındaki fotoğraflarımda ise somurtuyorum. Orada anaokuluna gitmiştim, çocuklara belli saatlerde süt, çikolata verilirdi. Uyku, oyun saati belliydi. Bir düzen, plan vardı. Her şey çok belirliydi. Tuğrul çok sakin, rahat, Mert içe kapanık, Deniz sen de biraz agresif, dobra dobra, sözünü sakınmayan biri gibi duruyorsun. Deniz: Bu bir dezavantaj. Böyle dobra dobra konuştuğun, savaşçı gibi gözüktüğün zaman insanlar üzerine geliyor. Ağlamak istediğin zaman bile bunu yapamıyorsun. Çünkü herkes seni güçlü görüyor. Çok fazla şeye hakkın olmuyor.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro