Bülent Üstün'le Kötü Kedi, Mongollar ve Punk mevzuları...
Stüdyo İmge
Doğruya doğru... Şimdi oturup bu saatten sonra uzun uzun Kötü Kedi Şerafettin'i anlatmak eskilerin tabiriyle laf-ü güzaf olur... 'Haybeden' konuşmuş oluruz yani...Neden? Çünkü kendisi artık öyle şan-şöhret sahibi bir mahlukat ki; aldı başını gidiyor arkasına bakmadan! Namı Cihangir'den memleketin dört bir köşesine yayılan sakat bir anti-kahraman. İyilerin de kötülerin de fena halde tırstığı, dibine kadar dışavurumcu manik depresif bir tekir...Efsanenin önde gideni! Artist! Efsane kedi Şero'nun çizeri Bülent Üstün imzası son dönem Lombak sayfalarında –senarist- olarak da karşımıza çıkıyor. 80'lerin sonunda 'andırgırand' alemlerde nam salan ünlü punk grubu Testis'in kurucusu olan Üstün'ün kendi müzik maceralarından yola çıkarak yazdığı Mongollar'ı Hakan Karataş çiziyor. Üstün'den öğrendiğimiz kadarıyla Mongollar çok yakın bir zamanda 'yerli Gorillaz' olarak, kanlı canlı şarkılarla bir albümle geliyor. Çizgi grubun ilk klibi de yolda... Bülent Üstün'le şiddeti, sokağı, Şero'yu, Testis'i, Mongollar'ı ve punk mevzularını uzun uzun konuştuk... Hatta öyle uzun konuştuk ki samimiyet dozu yüksek röportajı -destan tadında olduğu için- bir kere de değil parçalara bölerek yayınlamayı uygun gördük. Bu arada Studyoimge.com ekibi olarak çok sağlam bir araştırmacı-müzik yazarlığı mahareti gösterip Bülent Üstün'ün –nasıl derler- bugüne kadar hiç bir yerde görmediğiniz 'Punkçu' fotoğraflarını da ele geçirdik...
Yazı: Göksan GÖKTAŞMongollar'dan başlayalım... Herkes seni Şero'yla tanıyor. Mongollar nasıl doğdu? Temelde çizgi romancının malzemesi, -ya da- sanatçının malzemesi kendi özgeçmişinden en türediği Sürece samimi duran bir vaziyet. Mongollar da bizim Testis grubu macerasından tatlar taşıyor. Aslında o gruplardan çok var hala. Bir araya gelmiş gitar çalmayı, bateri çalmayı bilmeyen ama sadece ergenliğin verdiği cahil cesaretiyle stüdyoya giren ama bir türlü yapamayan başarısız müzisyen, başarısız grup hikayesi var orada. Öyle bir şeylerin yaşanmışlığı daha sonra çizgi romana, tiplemelere dönüşüyor bir şekilde. Aslında Kötü Kedi Şerafettin deneyiminden, 'bir tip yaratıp o tipi nasıl sürdürebilirim'i deneyimlendikten sonra gaza gelip bir tip daha yaratayım diyorsun. Bakıyorsun; başka nelerim var yaşadığım.. Bir müzik macerası var... Bir grup macerası var...
Artık o müzik macerasına girelim istersen? Müzik maceram aslında direkt punk'la başlıyor. Çünkü ilk 'ben de müzik yapabilirim' gazı punk dinlediğin zaman geliyor. Çizgi de böyle... Sanatçı olmaya kalkışmanın sebebi punk estetiği. Çünkü punk estetiği 'al yap bunu, sen de yaparsın' diyor zaten. Hiç bir şey gerekmiyor. Okul, yetenek... Bunları bile sorgulama diyor. Yani al gitarı çal, ne çalıyorsan o sensindir zaten diyor. Bu kadar kolaycı bir şey olunca gaza getiriyor insanı tabi. Bu kolaycılıkla giriyorsun her şeye. Çizerlik de böyle... Kötü çizebilirim, kötü çalabilirim ama ben bunu yapacağım cesaretini sana veren bir şey o punk estetiği. Aslında estetik olarak punktan çok fazla etkilenmişlik var. İçerikten çok, punk'ın anarşizminden öte onun estetiğinden. Sex pistols plaklarındaki o yapıştırma şeyler, kolajlar..Çengelli iğneler, makaralar, kola kutuları... Kıçının dibindeki şeyler de bir estetik taşıyor, ona da bakabilirsin... 'Rahat takıl, kafana göre takıl' gibi bir düsturu olduğu punk insanı rahatlatıyor. Hayata dair her şeyde bir estetik vardır sen onu gör yeter ki diyor. Ben de çizgi romancılığa da, müzisyenliğe de startı veren punk'tır...
Biraz gerilere gitsek, punk'a nasıl, kimleri dinleyerek bulaştın? Benim dinlediğim ilk punk grubu Exploited'dir... Yaş 16 falan o zaman (şu an 27). Abim (Cengiz Üstün) Eve bir sürü kaset getirdi. AC/DC, Pink Floyd, Metallica falan... İçlerinde bir tane de Exploited vardı...
Punk'ta seni çeken neydi? Exploited sana ne söyledi ilk dinlediğinde? Anti-virtüyözite aslında olay. Bir sürü virtüyöz dinliyorsun. Çok iyi gitaristler, çok iyi şarkılar. Metallica'yı dinliyorsun şahane dizayn edilmiş besteler falan. Ama onları dinlerken aklına hiç 'dur ben de şöyle çalayım' durumu falan gelmiyor. Getirmiyor aklına o müzik böyle bir şeyi. O seni harekete geçiren bir şey değil. Exploited'ın zaten kafadan ilk dinlediğim şarkısı Punks Not Dead'di... Şarkıda iki akor var, gidip geliyor. Otistik bir şarkı. O iki akorlu şarkıyı dinlediğim an tamam dedim ben de ben bunu sazla bile yapabilirim. Ben de müzik yaparım.
Sadece o basitlik hissi mi seni punk'a yaklaştırdı? Tabi o kadar değil. O basitlik, sadelik seni rahatlatıyor. Sonra sen de yapmaya kalkıyorsun. O basit şarkıyı dinliyorsun sonra o adamların isyanı, senin kendi içindeki isyanını birebir ifade ediyor. Aslında bir özenti durumu da var tabi. Ama onların düsturu bu. Onların arasına katılabilmek için onlar gibi olmak, kıyafetinin garipliğiyle kendi içindeki isyanı dışarı vurmak.... Zaten ergenin doğal bir isyanı var. Evde babasına karşı isyanı var en başta. İlk tanıdığı otoriteye zaten kafadan bir kıllanıyor. Sonra arkası geliyor; baba,öğretmen, polis... Hareketlerine çeki düzen vermeye çalışan bütün gelenekler... Ailenden, akrabalarından kaçıyorsun. Seni havada uçan gizli kurallarla kalıba dökmeye çalışan her şeyi zaten çok küçükken seziyorsun. Ve o kalıplara saldıran bir tarzla karşılaştığın anda hemen onun içine girip, ona dahil oluyorsun. Ama burada bir müslüman mahallesi ve salyangoz ilişkisi de var. Punk'un doğal ortamıda yani kendi türediği yerde Londra'da punk'lar sokoklarda turistlerle fotoğraf çektirip, bira parası alıyor. Onlar mahallenin çocuğu, orada bakkalın yanında bira da içebiliyor ama bizimki bin kat garip, çok büyük acı çelişki...
O çelişkiyi açalım istersen... Senin İmamhatip Lisesi geçmişin var? Bir yanda da punk var çizerlik var... İmamhatip lisesinde okuyorsun.. Gidip Tebareke'yi ezberliyorsun. Akşam gelip balkonda Sex Pistols dinliyorsun... Sonra sen de bir punk grubu kuruyorsun... Bir de direkt Türkçe yapmaya çalışıyorsun... İngilizce punk değil versiyonlama, bize uyarlama tribine giriyorsun... Bizim Testis'ten önce aslında mahalle arkadaşlarıyla kurduğumuz grup vardı. Mahalleyle ilgili şarkılar yapıyorduk... Bakkalın önünde oturuyoruz...Yaptığımız şarkıda bu: 'Cemil abi geliyor eve gidiyor' falan gibi... Mahallenin günlüğünü tutan şarkılar söylüyorduk. Sonra Testis'i kurduk...
Devam edecek...