Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Bu sefer de Tuborg Modern Rock Festivali'ndeydik. Festivalin yıldızı Cake'den John ve Todd'la da İstiklal Caddesi'nde ayaküstü muhabbet etmedik değil.
Üner Altay

Kabul etmem lazım, bu aralar gerçekten bir festival arsızına dönüştüm. Öyle ki, Caz Festivali de bittikten sonra ne yapacağımı bilememekten yanlış yollara sapmam çok mümkün. Bu Temmuz, İstanbul'a gelip giden isimlerin haddi hesabı yoktu ve sanırım beni zor bir Ağustos beklemekte. Gelelim dün gittiğim Tuborg Modern Rock Festivali'ne. Kapıların açılacağı belirtilen 16:00 itibarıyla girişteki yerimi alsam da her konserde tecrübe etmekten bıktığım üzere içeriye 17:00'den önce giremedim. Böyle durumlarda ne kadar saf olduğum hep ortaya çıkıyor, nedense kapıların kaçta açılacağını söyleyen rengarenk afişlere (metal konseri afişlerine değil) hep kanıyorum. Bir de arkadaşlarım benim hareketli kırmızı kağıt ya da bez parçaları görünce çok sinirlendiğimi söylüyorlar ama ne demek istediklerini pek anlayamadım. İçeri girdikten on beş dakika sonra şimdiye kadar ismini çok duyduğum ama bir türlü dinleyemediğim Gripin çalmaya başlamıştı bile. Gripin'i festival alanı henüz pek de kalabalık olmadığı için sahnenin hemen önünden rahat rahat izleyebildim. Bar programlarında genelde cover parçalar çaldıklarını bildiğim grup festivalde (sanırım ilk defa) sadece kendi Türkçe sözlü bestelerine yer verdi ve bana iyi vakit geçirttiklerini söyleyebilirim. Günün ikinci grubu h2000'deki performanslarından oldukça memnun kaldığım Mor ve Ötesi'ydi. Yanılmıyorsam bir Bülent Ortaçgil bestesi olan 'Senin İçin'i coverlayarak başladılar ve arkasından son albüm ağırlıklı (Daha Mutlu Olamam, Gül Kendine, Orda Durma, Bazen) bir setlist'le devam ettiler. Eskilerden Yalnız Şarkı, Son Giden, Şarkıcı Çocuk ve Pis'i de çaldılar. Bence, kulaklarımın bir türlü alışamadığı 'Telli Turna' cover'ı dışında yine oldukça başarılı bir konser performansı sergilediler. Mor ve Ötesinden sonra artık hava biraz olsun serinlemeye başladığında Wayne Hussey sahne aldı. Akustik gitarlarıyla tek başına olsa da bazı şarkılarda fonda kullandığı hazır kayıtların üzerine çalıp söyleyen Hussey'i de -utanarak itiraf ediyorum- grubu The Mission UK gibi daha önce dinlememiştim. Hussey, hem kendinin hem Mission UK'in şarkılarını seslendirdi. Aralarda yaptığı konuşmalarda 'Boğazım iyi durumda olmadığı için üzgünüm, çok fazla ağıza almaktan olabilir, yutmamak lazım. Biraz içip uyuştucu alınca düzelir' tarzı espriler yaptı. Bir ara 'Frank Sinatra'yı sever misiniz? Evet o Amerikalı'ydı, şimdi ölü ve daha bir dolu bok ama iyi bir şarkıcıydı' dedi ve My Funny Valentine'ı çaldı. Sonlara doğru da Elvis'den 'Falling In Love With You'yu cover'ladı. Bir kere de bis yaptıktan sonra sahneden indi. Cake'den önce İngiliz britpop grubu Shed Seven sahne aldı. Damon Albarn'a benzettiğim vokalist Rick Witter daha ilk şakıda ön sıradaki seyircilerin omuzlarındaydı. Şarkılarını seyircilere söyletmekten büyük keyif aldığı belliydi. Zaten sonlara doğru tekrar seyircilerin arasındaydı. Chasing Rainbows, Disco Down, On Standby çaldıkları şarkılar arasında aklımda kalanlar. Gelelim gecenin son konuğu Cake'e. John McCrea ve grubu konsere son albümlerinden Comfort Eagle'la oldukça hızlı bir giriş yaparak başladılar. Sırasını tam olarak hatırlayamamakla beraber, 'Love You Madly', 'Sheep Go to Heaven', 'Never There,' 'Fashion Nugget,' 'Short Skirt/Long Jacket', 'Perhaps, Perhaps, Perhaps', 'The Distance', 'Jesus Wrote a Blank Check' gibi şarkılarını seslendiren grup, ilk biste I Will Survive'ı, ikincisinde ise sanırım ilk albümden adını hatırlayamadığım (You Part the Waters?) bir şarkıyı çalıp geceye noktayı koydular. Cake, basit ve güzel müziği ve insanı acı acı sırıttıran sözleri ile çok samimiydi. Festivalin benim için kötü tarafı çok erken giriş yaptığım için Cake sahnedeyken çok yorgun olmamdı. Bu arada hem trompet hem de klavyeleri çalan Vince di Fiore'nin küçük orguna bayıldığımı söylemeden edemeyeceğim. Bu küçük alet, trompetle birlikte grubun müziğine çok hoş bir derinlik katıyordu. Konser öncesinde müzik aletlerini zamanında teslim etmeyen Fransız firmasını 'Bundan sonra uçağımzla Fransa'ya gidiyor olursak yön değiştirip Türkiye'ye geleceğiz' diye protesto ederken oldukça komiktiler. Saldırı oklarını Birleşik Devletler başkanına fırlatan Fashion Nugget'ın 'Kes Sesini' bölümünü seyirciye dakikalarca söyleten John McCrea ikinci bisin sonunda bir şarkı daha çalmalarını çok istiyordu ama elden de bir şey gelmiyordu. 'Gitmek zorundayız. Teknik zorunluluk Türkçe nasıl söylenir?' Yazımın bundan önceki kısmına dokunmadan aynı bırakıyorum. Tam yazıyı bitirip siteye girmeye hazırlarken telefonum çaldı ve genel müdürümüz Özgür Poyrazoğlu Cake'den, vokalist John McCrea ve davulcu Todd Roper'ın Tünel Meydanı'na doğru yürümekte olduğunu söyledi. Hemen fırlayıp yanlarına gittim ve tanıştıktan sonra dünkü konser hakkında konuşmaya başladık. 'Is This Love' ve 'Up So Close'u çalmalarını istediğimden bahsettim. Ama John eğer sahnede biraz daha kalabilselerdi Mr.Mastodon Farm'ı çalmayı düşündüklerini söyledi .Bu arada son şarkının ilk albümden 'Jolene' olduğunu öğrendim. Todd eski Zildjan simballerinden nerede bulabileceğini sordu. Gitmeleri gerekiyordu ve Taksim Meydanı'na en kısa yoldan nasıl gidebileceklerini -'Bu raylardan tren mi geçiyor? Ona mı binsek'- sordular. Yürüyerek onbeş dakikada meydanda olabileceklerini söyleyince hoşça kal deyip yukarı doğru yürümeye başladılar. Bana da John'un verdiği sticker'ı alıp bu yazının sonunu getirmek düştü:) Mevzubahis sticker şöyle birşey
Dost Mekan
Salon İKSV
Hadi indir !
NITRO - We Are Nitro
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Sosyal Ağ