Ebru PiltenAlbümünü tam dört kez dinledim ve bayıldım. Yaşayan, dokunaklı bir şeyler var içinde. Dinleyeni yakalayan şey 'beat' dediğimiz şeye sahip ki albümü keyifli kılan şey de bu sanırım.
İçinde caz tatları var, ama tamamiyle caz diyemeyiz. Etrafımdaki nesnelerle müziğime konsantre olmaya çalışıyorum. (Elindeki çay kaşığıyla su bardağına vurarak tınılar yaratıyor). Dans etmek zorunda değilsiniz. 'Groovy' değil ama içinden bir şeyler çıkarabilirsiniz. Bırak, müziğin bedeninde bıraktığı izler hareket etsin.
Bize bu albümün hikayesinden bahsedebilir misin; özellikle Bugge bu albümün neresinde? (Bugge Wesseltoft, Beady Belle'in albümünü çıkarttığı plak şirketi olan Jazzland'in sahibi. Kendileri de müzisyen olurlar.)
Bugge patron, Jazzland'in sahibi. Ve piyanist. İki buçuk yıl önce beni aradı ve kendi albümümü yapmamı istedi. Daha önce Norveç'te birçok albüm yapmıştım ama şarkıcı olarak. Kompozitör olarak beni bazı parçaları yaparken dinlemişti. Aslında bunu küçüklüğümden beri yapıyordum. Prodüktör olarak, başka gruplar için yaptığım demo'mu dinlemişti. Bu bir şanstı.
Peki bunun sıkıntıları oldu mu?
Evet. Stüdyoda bir sürü müzisyen vardı; tüm o yaylı sazlar vs. Hepsini ben yönettim; bana güvenmek zorundaydılar. Ama bu hoş bir duygu, ve hepsi de üstlerine düşeni yaptılar.
Albümün her şeyini kendin yaptın; kendini yalnız ya da bencil hissettin mi?
Bu kayıtların hepsini tamamen kendim, evimde yapmayı kafama koymuştum. Ancak bir Süre sonra bir basçıyla birlikte çalışmaya başladım (Marius). Daha önce diğer başka gruplarda birlikte çalışmıştık. Bana bazı groove'ları, yaptığı şeyleri gösterdi. Bir kaynak, bir çıkış noktasıydı benim için. Yaptıklarına bayıldım; o da benim yaptıklarımı çok sevdi. Ve birlikte çalışmamız gerektiğine karar verdik.
Daha önce çalıştığın müzisyenlerle mi çalıştın bu albümde?
Hayır, sadece Marius. Yeni ilhamlar ve yeni bakış açılarını tercih ettim. Bunun kendimi geliştirmek için daha doğru olduğunu düşündüm. Yeni insanlar, yeni fikirler...
Peki ya sahnede birlikte çalıştığın sanatçılar?
Hayır, tamamiyle farklı. Sadece davulcu albümdeki birkaç parçada da yer almıştı. Sahnede canlı performansta sadece solistlik yapmıyorum. Plak çalmıyorum ama bir çeşit DJ'lik yapıyorum. Bir takım sampler, efekt cihazı kullanıyorum. Yani konserde albümdekiyle birebir çalıp söylemiyoruz.
Peki bundan sonraki çalışmaların da bu tınıda mı olacak, yoksa değiştirmeyi düşünüyor musun?
İstikrarlı bir şekilde gelişmeyi umuyorum. 'Ben sonsuza dek buyum' diyemem ama benim için önemli olan şey müzik yaptığımda olabildiğince dürüst olmak. 'Home' benim en dürüst ifade biçimim. Ama gelecek yıl bu yanlış olabilir. İkinci albüm daha baskı ve beklentiler içinde olacak. Bazıları hayal kırıklığına uğrayacak; bazıları beğenecek. Ama bunları düşünmemeliyim.
Senin albümün diğer Jazzland albümlerine göre daha pop, daha dans tarzında. Kendini Jazzland'in neresinde görüyorsun?
Beady Belle, Jazzland'ın en pop olan ismi. Jazzland çok geniş. Bence Jazzland'da olmanın tek kuralı Bugge'nin beğenmesi. Bugge'ye çalarsın ve o beğenirse bunun için zaten bir şeyler yapar. Küçük bir şirket ve her şeyi tek başına yürüten bir adam. Tüm sanatçılarıyla gurur duyar.
Bob Marley'in 'Waiting in Wain' parçasını yorumlamışsınız. Neden 'Waiting in Wain'?
Aman Tanrım, nerden buldun bu bilgiyi, çok ilginç. Beady Belle'in öbür yarısı olan Marius bir Bob Marley hayranı, bu onun fikriydi. Bob Marley'in yayınlanmış her şeyine sahip. Küçükken ailesiyle birlikte konserine gitmiş, konseri babasının omuzlarında oturarak seyretmiş. Ve başka bir plak şirketinden bir Bob Marley parçasını yorumlamamız için teklif geldi. Marius bu fikre bayıldı. Kayıtları yaptık bitirdik. Plak şirketi çok salakça birşey yaptı. Bu iş için izin alınmamış, o yüzden yayınlanamadı. O kadar çalışma bir şekilde boşa gitti.
Bu benim seçimimdi aslında. Teklif geldiğinde Marius yapmak istediğini söyledi ve bana tüm Bob Marley parçalarını dinlemem için verdi. Çok parça vardı tabii ki. Ama bir şekilde bu parçaya aşık oldum.
İstanbul konserinden beklentilerin neler?
Beklentiden çok umut. Umarım birileri gelir. Umarım dinlemeye gelenler 'Hımm.. bu Norveç'li kız neler yapmış bakalım?' diye değil de gerçekten iyi vakit geçirmek için gelirler. İnsanları dünyama çekmek istiyorum. İnsanları görebiliyorum. Stüdyodayken yalnız ve tek başınasın. Ama bunu albüm haline getirip basınca herkesin evinde, oturma odasındasın, kendi dünyalarında. Konserde ise onlar beni seçiyorlar ve evime, odama geliyorlar. O yüzden verebileceğimin en fazlasını vermeliyim diye düşünüyorum.
Bu albüm tamamiyle seni ve iç dünyanı yansıtıyor, o zaman yalnız olmak daha avantajlı olmuştur. Küçük bir stüdyo, kendi kendinlesin ve 'Home'. Peki ya daha büyük bir stüdyoda ne olacak, çok şey fark edecektir?
Kesinlikle çok büyük bir fark olacaktır. Özellikle büyük bir şirket stüdyosunda çok belirgin ve ciddi kurallar olacaktır; şöyle çalışamazsın, bu cihazı kullanmak zorundasın gibi… Ama bu bence her şeyi yapabilme imkanı olmadan çalışmak iyi bir şey. Böylece şımarmamanı sağlayabilir ama evdeki rahat ortam olmadığı için kötü de olacaktır. Geçen yaz çalıştığım kadar hiç çalışmadım. Tüm cihazlarımı Norveç'in kuzeyinde küçük bir kasabada olan annemin evine taşıdım ve albümü orada bitirdim. Bu çok iyiydi, çünkü her şey tekdüzeliğe girdiği zaman için bayılıyor, ilhamı kaybediyorsun ve albüm bir türlü bitmiyor.
En çok etkilendiğim ya da örnek aldığın sanatçılar kimler?
Zenci sanatçılara bayılırım. Küçük bir kızken neredeyse sadece zenci sanatçıları dinlerdim. Annem ve babam caz müzisyenleri, belki de bu yüzden. Ella Fitzgerald, Billie Holiday'i çok severim. Ama sanırım Steve Wonder'a aşığım; 70'lerin Steve Wonder'ı. 80'ler ve 90'ları o kadar sevemedim ama 70'ler benim için bambaşka. Björk'e de bayılırım, bence muhteşem. Bir de Jazzland'de bağlı Norveç'li Sidsel Endresen var..
Çaldığın herhangi bir enstrüman var mı?
Küçük bir kızken keman çalardım, çünkü babam bir caz kemancısı. Hep benim bir kemancı olmamı istedi. Annem ise bir solist. Sanırım annem daha ikna ediciydi. Okuldayken az da olsa piyano çalabilmemiz gerekiyordu. Ama evde kendi kendime birkaç parça denedim o kadar.
Yeni kuşak için ne düşünüyorsun?
Hoş şeyler oluyor. Norveç küçük bir yer; Londra, Paris ya da Berlin gibi değil. Bence büyük şehirlerde belli bir tarzı seçmek ve onu takip etmek zorunda kalıyorsun, modayı takip ediyorsun. Ama Norveç'te daima güvendesin. Modayı takip etmek zorunda kalmıyorsun ve bence bu iyi bir şey. Yeni kuşaktan bazıları bu kuralları yıkıyor ve yeni şeyler deniyor.
Yolda yürürken bir yerde parçalarından birinin çaldığını duysan, bu mekan nasıl bir yer olurdu sence?
Şu anda duymak bile heyecan veriyor. Ama artık albümümü dinlemiyorum. Yeni bir şeyler duymam gerekiyor ve ben de kendimi bir öncekinden sıyırmaya çalışıyorum. Sanırım trende giderken kulaklıkla dinlemeyi tercih ederim. Bir film gibi, soundtrack dinler gibi.
İstanbul hakkında ne düşünüyorsun?
Çok kuvvetli bir ifade biçimi var İstanbul'un. Geldiğimde yüzüme çarptığını hissettim. Çok fazla konsepti var. Din, kıtalar, Asya, Avrupa… Çok hoşuma gitti. Bence bu özgürlük. Her yöne gidebiliyorsun. Ve eski, tarihi binalar, yanında yeni yapılar…. Hepsi bir arada. Bu çok ilginç, köşeyi dönünce ne çıkacağını bilmiyorsun. Koklayabiliyorsun. İstanbul'un ilk etkisi, gördüğüm kontrasttı.