Üner Altay
Bizim reklamlarda çizilmeye çalışılan bir "özgür genç" profili var. Reklamlara göre özgür gençlerin genelde şapkalarını ters takmaları, kaykay'a binmeleri ve walkman dinlemeleri gerekiyor. (Bkz: Metro reklamında çikolatayı yedikten sonra havalara uçan genç) İşte bu reklamlardan birinde de aynen böyle kaykaylı bir gencin bir duvara elindeki sprey boyayla "Gençlere sınırsız özgürlük, Bora" yazdığını, kaykayına atlayıp gittikten sonra da yine kaykay üzerindeki babasının gelip Bora'nın yazısının altına "Yalnızca odalarında, Bora'nın Babası" yazdığını görüyoruz. Benim buradan anladığım şudur: Bora odasında her haltı yeme hakkında sahipken odadan dışarı adım attığı anda elindeki bira şişelerini, esrarlı sigarayı, porno dergileri bırakmak zorundadır. Tabii aslında reklamlarda tanımlanan sınırsız özgürlük genelde deli gibi havalara zıplamak olduğu için Bora'nın da odasında zıp zıp zıplamaktan başka birşey yapmayacağı ortadadır. Sonuçta böyle tonton ama başka işi yokmuş gibi oğlunun peşinde kaykayla gezen despot bir babanın daha fazlasına müsaade etmesi beklenemez heralde. Reklamcıların slogan bulacağız derken gerçekten saçmaladıkları zaten nadiren gördüğümüz bir olay değil.
İstanbul'daki sarı dolmuşların üzerinde bir "Of Çay" reklamı var. Ürünü pazarlayacağız derken sempatik maskot/karakter kullanma furyasının bir sonucu olarak dolmuşların üzerine bir adamın resmi yapıştırılmış ve altında "Uf olur çay Of olmazsa" gibi müthiş bir slogan kullanılmış. Ancak Danyal Topatan ile Bial İnci arasında bir görüntüye sahip olan bu şahsı gördükten sonra aklıma çay içmek değil sadece kafamı başka tarafa çevirmek geldi. Yine bu tarz bir maskotun Sirkeci'deki bir çocuk giyim mağazasının tabelasında da kullanıldığını görmüştüm. Kendilerine hayırlı işler diliyorum.
En sevdiğim reklamlardan biri bundan yaklaşık 7-8 yıl önce yayınlanan bir İmar Bankası reklamıydı; Bir evin salonunda yerde uzanmakta olan 6-7 yaşlarındaki ufak bir kız elindeki bir deste Amerikan Dolarıyla oynamaktadır, sonra da bir koltukta oturan ve sadece bacakları gözüken annesine dönüp "Anne baaak, babam verdiiii" der. Şimdi, bu yaştaki bir çocuğa bu kadar parayı teslim eden o baba sanırım anneye de sağlam bir harçlık toka etmiştir, zaten bence reklamda annenin sadece bacaklarının görünmesinin nedeni kucağı parayla dolu olduğu için yönetmenin seyirciye karşı görgüsüz reklamcı durumuna düşmek istememesidir.
Hani bazen bir yerlerde bir söz okusunuz ya da duyarsınız ve "Vay be, ne doğru söylemişler" dersiniz. İşte geçen gün böyle bir olay benim de başıma geldi. Bana bu hayat dersini veren kişi İbrahim Tatlıses'ten başkası değildi. Bir demecinde "Herkesin bir bebeği vardır" diyordu. O anda olduğum yerde dondum kaldım. Kendi kendime "Bütün bunların anlamı ne?" diye sorduğum ve bir çıkış bulamadığım anlarda bana güç verecek bir sözdü bu. Ve biliyordum ki o andan itibaren hayatım bir daha hiç bir zaman aynı olmayacaktı. Ne güzel söylemiş üstad, "Herkesin bir bebeği vardır" diye...Bu arada kendisi yeni bir dizi çekiyormuş galiba, dizinin adı da "Ağlama Bebeğim" olacakmış. Keşke "Herkesin Bir Bebeği Vardır" olsaydı. Ama önemli değil, önemli olan "Bebek" kelimesini bir şekilde cümle, demeç ya da şarkı içerisinde kullanabilmek. "Güzel bebeğim ne alemdesin?" gibi. Çünkü hepimizin bildiği üzere Türkçe'de "bebek"le birlikte en fazla yirmi-otuz tane kelime var, bu kelimelerin de en güzeli bebek. Hatta hep söylendiği üzere dil canlı bir varlıktır, Sürekli bir devinim içerisindedir ve "bebek" kelimesi de yavaş yavaş "bemek" şeklinde telaffuz edilmeye başlanmıştır. Kendi kliplerini kendisi çeken İbo'nun artık kullanacağı özdeyişleri de kendi imkanlarıyla üretmeye başlaması bizler için ne büyük mutluluk. Bu haftalık bu kadar. Eee işimiz gücümüz var, ne demişler 'herkesin bir bebeği vardır.'