Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Biz Yazarken Ruhlarımızın En Karanlık Noktalarına Giriyoruz!
Deniz Durukan

Daha önceki bir konuşmamızda Dadaruhi, Karagöz- Hacivat oyunlarındaki Beberuhi karakterinden esinlenerek ortaya çıktı demiştiniz. Beberuhi aksi, çok bilmiş bir cüce. Dadaruhi ile Beberuhi arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz?
Selçuk: Bu çağrışımlarla ilgili bir şey.
Gökçe: Hiçbir anlam bağlantısı yok. Neyi çağrıştırıyorsa odur.
Selçuk: Bir tek anlam yükleyemeyiz, bu iki kavram birleşince ikiden fazla şey çağrıştırıyor.

Ya Dadaizm?
Selçuk: Bu albümde doğrudan doğruya 'Dadaizm Felsefesi' var demek iddialı olur...

Yani yok mu?
Selçuk: Evet, ama etkilenmeler var. Müziği bir kenara bırakıp, Dadaizm felsefesinin peşinden koşmuyoruz. Böyle bir şey bize itici geliyor.
Gökçe: Dadaruhi kavramını metinsel anlamıyla değil, görsel bir kolaj olarak düşündük. Kolaj da sonunda Dadaya dayanan bir tekniktir.
Selçuk: Beberuhi'nin 'Bebe'sini atıp 'Dada' ekledik.

Albümde ölüm teması hava var. Neden böyle?
Barkın: Buna kişisel cevap vermek gerekir. Ölüm, babamı kaybettikten sonra üzerinde çok düşündüğüm ve korktuğum bir şey oldu. Açıkçası gömülmekten, kemirilmekten korktum. Bir dönem fobi haline gelmişti bu durum bende.
Gökçe: Hayat içerisinde Sürekli bir şeyleri düzeltmeye, mücadele etmeye çalışıyorsunuz ama ölümle hangisi doğruymuş, hangisi yanlışmış ortaya çıkacak.

Genel konsepte baktığımda karamsar bir hava var.
Gökçe: Neşeli şarkı yazalım durumu yok. Biz yazarken ruhlarımızın en karanlık yerlerine giriyoruz.

Bu bilinçaltındaki şeylerin açığa çıkmasıyla ilgili bir şey olabilir.
Selçuk: 'Haydi bir ses duy', neşeli bir şarkıdır aslında. O anki bilinçaltındaki geçen şeylerin ortaya çıkmasıdır. Bu albümde yoğun olarak daha karamsar bir tablo var. Bu da işlerin pek de yolunda gitmemesiyle ilgili.
Gökçe: Her şey kötüye gidiyor gibi bir durum yok, sadece insanın içindeki karanlık noktalara temas etme gibi bir durum var.

Albüm kapağında "ateş" figürü, şarkılarda da "yanmak" imgesi geçiyor.
Selçuk: Bu ikisi arasındaki bağlantıyı hiç düşünmedik.

Bazen hiç düşünmediğin, ama bilinç altının etkisiyle ortaya çıkan çok şey olabiliyor.
Gökçe: Evet, bizimki öyle oldu.
Selçuk: Hayata bütün duyularla açılıp, beslenip, sonra da sınırlandırmadan, içgüdülerle ortaya çıkarma yöntemi. Yanmak da tutkularımızla alakalı olabilir. Ya da geçmişte yaşadıklarımızın yansıması.
Barkın: Ruhsal acıyı en iyi anlatan yoldur "yanmak" kelimesi.

Biliyorum, konuşmaktan, müziğinizi anlatmaktan çok hoşlanmıyorsunuz. Ama böyle de çok zor....
Selçuk: Konuştukça kirleniyor insan.
Barkın: Şu şarkı şudur, burada bu anlatılıyor diye yaptıklarımızı belirtmek ya da sınırlamak istemiyoruz

Evet, böyle bir şey var. Kendinizi müzikteki bir takım kalıplara sokmak istemiyorsunuz. Örneğin, şimdi bu albüm için "indie rock", hatta "indie deneysel rock" temaları var diyeceğim ama...
Selçuk: (gülüyorlar) Ben de "olabilir" diyeceğim. Şimdi bunu demenle herkes birbirine bakıyor. İndie rock'mış oluyoruz. Ama hayır! Indie rock değil de diyemeyiz. Indie rock'tır diye mütevazı bir şekilde kabul edebiliriz.
Gökçe: Geniş kaynaklardan etkilendiğimiz için olabilir. Ama şunlardan etkileniyoruz demek de zor. Bir tür belirtmemiz çok imkansız. Tüm türlerin içinde de etkilendiğimiz isimleri saymamız uzun bir Süreyi gerektirir.

Bu albümden memnun musunuz?
Barkın: İlk albüm her zaman daha ham olur. Bu albüm daha oturmuş, daha olgun bir çalışma oldu. Daha teknik çalıştık. Çok inceledik, eledik.
Gökçe: İlk albümde daha militan bir tavrımız vardı. Yaptığımız müziği, doğulu olma meselesini daha çok vurgulamaya çalıştık. Ama bu albümde bunu vurgulamaya çalışmadık, kendiliğinden ortaya çıkacak olanlar çıktı zaten.

Aşk...
Selçuk: Aşk konusunda zorlanıyorum. Daha hızlı dönüyor her şey.
Gökçe: Aşk hakkında bir şey düşünmüyorum.. Standart biçimde gidiyor. Herkeste olduğu gibi. Arada bir yaşıyorsun, sonra başka bir şeye dönüşüyor. Öyle gidiyor...
Barkın: Bir Süre sonra alışkanlık durumuna gelmesi, bütün aşkların acı sonu.
Selçuk: Sömürülüyor ilk başlarda. İlk aşkını yaşıyorsun, sonra bozuluyor. Biraz kendini kandırıyorsun. Bende öyle yani. İnişte...
Gökçe: Aşk ayrı bir durum. İlişki içersinde insanın çok kafa patlatması gerek. Enerji gerektiriyor.

Aşkın kendisi kötü değil aslında, ilişkiler kötü.
Gökçe: Tabii, insan faktörü işin içine girince değişiyor. İki ayrı insan ne kadar yapışık yaşayabilir ki, sonuçta ayrı ayrı insanlar...
Barkın: Aşk ectasy etkisi yapıyor, ben severim yani.
Selçuk: Başladığı zaman eğlencelidir.
Barkın: İlk başta yapacak iş çıkıyor. Sonra düşüşe geçiyor.
Gökçe: Orada bırakıp, yenisine doğru uçmak gerekiyor. Her zaman mümkün olmuyor gerçi. Sorunlar çıkıyor. O kısımları çok kötü.

Şu anda piyasaya nasıl bakıyorsunuz.
Barkın: Cover manyaklığına çok üzülüyorum. Gerçekten bizim İstanbul'da müziğimizi yapacağımız bir yer yok. Eskiden Peyote vardı. Şimdi yok. Bu demektir ki; üç sene öncesinden daha kötü bir piyasa var. Alternatif müziği destekliyoruz diye, gözleri dönmüş tüccarlar dolaşıyor ortalıkta. Bunu kılıf olarak kullanıp başka şeyler yapıyorlar.

Punk, hardcore gibi tarzlar var. Bunlara nasıl bakıyorsunuz.
Barkın: Türkiye'deki müzikte en büyük sorun; suyunun suyunun suyu diye tabir edeceğimiz bir rock var. Sürekli baskıları yapılıyor. İnsanların karıştırdığı bir şey var; bir enstrümanı iyi çalabilmek takıntısıyla, iyi müzik yapabilmek arasında önemli bir ayrım var. Sanatkarlarla oturup, yeteneğin varsa enstrüman çalabilirsin. Ama iyi müzik yapmak, araştırmak konusu her zaman ikinci plana atılıyor. Üçüncü sınıf bir Amerikan grubu kadar iyi çalabildikleri veya beste yapabildikleri zaman mutlu olabiliyorlar. Bu saçma. Sert müzikleri severiz, ama Türkiye'dekiler soğuk.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro