Deniz DurukanRock müziğin yeni seslerinden Kutsal ise, oldukça hareketli ve dışadönük gibi görünen ama aslında pek çok şeyi içine atan, fazla düşünceli ve her şeyi kendine dert edinen bir çocuk olduğunu söylüyor. "Sanırım sanatçı (ya da en azından sanat üreten birisi ) olmak için şu 'hisli çocuk'lardan biri olmak şart." diyor. Rock'ı seçmesindeki en önemli etken, çocuk yaşlarda dinlediği müzikler olmuş Kutsal'ın. Elbette o yaşlardaki ruhsal durumu ve depresif diye tanımladığı kişiliği de rock'ın soundu, hızı ve isyanıyla uyuşmuş: "O yaşlarda zaten depresif olmaya meyilli genç bir kızın Pink Floyd'un karanlık müziğiyle örtüşmesi kaçınılmazdı. Ama tek neden bu değildi; kendimi bildim bileli hep değişik ve zor olanı sevdim. Farklı bir şeyler yapmak, arkadaşlarımdan farklı olmak, farklı müzikler dinlemek içimde her zaman çok güçlü bir dürtü olarak yaşadı."
Ailesiyle ciddi bir sorunu olmayan Kutsal'ın, rock'ı seçmesindeki asıl neden hayata, sisteme başkaldıran bu müziğin taşıdığı dinamizmin, kendi içindeki fırtınalarla örtüşmesiydi: "Ezilenin ezene karşı savaşı, sahte, ikiyüzlü imajların eleştirisi, kadın hakları, çevre sorunları ve aşkın değişik anlatımı… hepsi bu müziğin dünya çapında temel konularını oluşturur. Yani rock müzik, dinleyicilere gelip geçici, sabun köpüğü şarkılar yerine kalıcı, iz bırakan şarkılar sunmayı hedefler."
İngilizce'ye ve resme düşkün, sessiz, sakin, zeki ve çalışkan bir öğrenci olan Nezih'in büyüyünce Kramp gibi hardrock yapan bir gruba katılması ilk bakışta çelişki gibi görünebilir. Oysa tüm bu özelliklerin onun dış görünüşünü yansıttığını, özünde ise huzursuz ve uyumsuz bir çocuk olduğunu söylüyor Nezih. Arkadaşları, öğretmenleri ve ailesi tarafından hep özel bir yere koyulan Nezih, daha sosyal bir çocuk olmak istediğini, ama bunu bir türlü beceremediğini ifade ediyor. Babasının alkol bağımlısı, annesinin ise takıntılı, obsesif yapıda olması, Nezih'in çok genç yaşlarda alkolle, uyuşturucuyla tanışmasına ve anne kaynaklı obsesyonların kendi hayatında da önemli bir yer tutmasına neden olmuş.
Babasının alkolden ölmesiyle, o güne kadar kendisine herhangi bir sorumluluk verilmeyen Nezih bocalamaya başlar ve hayatla tek başına mücadele etmeye çalışır. ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünden kendi isteğiyle ayrılır. Müzik ise çoktan hayatına girmiştir; kendini rock müzik ile ifade eder.
Bir memur çocuğu olan Demirhan Baylan'ın çocukluğu ise kültür şoklarıyla geçmiş. Hiçbir yerde bir yıldan fazla kalamayan Baylan, yerleştikleri ilçelerin en önde geleninin, yani kaymakamın çocuğu olması nedeniyle yaşıtları tarafından dövülmesi gereken çocukların başında gelmiş hep. Dört buçuk, beş yaşlarındayken Almanya'daki anneannesinin yanına gönderilmiş. İki yıl sonra Çorum'a dönmüş. Bir Süre sonra ailesiyle Siirt'e, ardından yine Almanya'ya gitmiş. Yedi, sekiz yaşlarında tek başına yolculuklar yapmış. Tüm çocukluğu bu farklı kültürlere uyum sağlamaya çalışarak geçmiş.
"Evet, çocukluğumda yalnızlık var. Tek çocuktum, annem babam çalışıyordu. Babam sert bir insandı. Sorunlarını kendin çöz, derdi. Belki onun için bugün her şeyi kendim yapıyorum. Tek başına yaşamak gibi bir alışkanlığım var. Yalnız kalan duygusallaşır. Ama iyidir bu. Toplumdan uzaklaşmak anlamına da gelmez. Zaman zaman sosyal bir insan bile kabul edebilirim kendimi. Ama yalnızlık çok iyidir, yalnızlık için ağlamamak gerekir." diyen Demirhan Baylan, rock'ı özellikle seçmediğini, İstanbul'a yerleşmesinin bunda etken olduğunu belirtiyor.
Replikas grubundan Selçuk, içine kapanık bir çocuk olduğunu ve ailesiyle yeterli samimiyet kuramadığını, özellikle de babasının sert bir insan olduğunu ve o dönemde babasından çok korktuğunu söylüyor. Ortaokuldan sonra yatılı okula başlamış ve ailesinden kopmuş. "Her akşam eve gidip beraber yemek yemek ayrı bir zevktir, benim öyle bir zevkim yok" diyor Selçuk. Asıl, ailesinin yanında kendisini yalnız hissettiğini, o yüzden de yatılı okulun onu yalnızlığa sürüklemediğini, tam tersine, arkadaşlıklarını geliştirdiğini belirtiyor.
Yine Replikas'tan Gökçe, çocukluğunda had safhada içine kapanık olduğunu söylüyor. Gökçe altı yaşındayken annesiyle babası ayrılmışlar. Babasının yanında kalmış ve hep anne özlemi çekmiş. Babası müziğe çok düşkün olduğundan bu sayede daha ilkokul ikinci sınıftayken piyano dersleri almış. Konservatuara girmesi söz konusu olduğunda, yine de normal bir hayatı olmasını isteyen babası, bunu engellemiş. Bir Süre sonra, hayatın içinde olsun diye özel okula devam etmesini de istememiş. "Babam normal bir insan olmamı istedi, Fazıl Say'lar gibi olmamı istemedi" diyor. Ortaokulda rock ve heavy metal dinlemeye başlamış Gökçe. Bu sayede utangaçlığından, içine kapanıklığından da kurtulmuş.
Çok küçük yaşlarda mandolin dersi alan Barkın ise, daha sonra gitarın büyülü dünyasıyla karşılaşmış. Sorunsuz bir çocukluk geçirdiğini söyleyen Barkın, hayal dünyasının çok zengin olduğunu ve kendini kitaplardaki kahramanlar gibi hissettiğini ve bu duyguların da kendisini beslediğini söylüyor. Aynı gruptan olan Orçun, utangaç bir çocuk olmamasına karşın, onu utandıran en önemli şey anne ve babasının kavgalarının, üst kattaki arkadaşı tarafından duyulmasıymış. Babasının alkol bağımlısı olması, iyi bir gelire sahipken işyerinin iflas etmesi, anne ve babasının arasındaki gerginliğin artmasına neden olmuş. "Hiç birimiz aristokrat bir aileden gelmiyoruz, piyanist olmamız beklenemez bizden" diyen Orçun, bu sözleriyle, neden rock sorusuna başka bir boyut kazandırıyor.
Sisteme, var olan, kemikleşmiş değerlere, klasik eğitime, aileye, git gide doğanın yağmalanmasına, savaşlara, açlığa, insanın sömürülmesine karşı bir başkaldırıyı içeren, uyumsuz, sert ve tavizsiz bir müzik türü rock. Elbette rock'a ilgi duyan, bu müzikle kendini ifade eden, git gide rock'ı bir yaşam biçimine dönüştüren gençlerin sorunsuz, mutlu bir çocukluk geçirmiş olmalarını bekleyemeyiz. 1960'lı yıllardan beri, kendi bireysel sorunlarını zamanla toplumsal, hatta evrensel sorunlarla örtüştüren, ardından ortak bir başkaldırı zemini arayan gençlerin tutunacağı bir dal olmuş rock. O yüzden de olabildiğince sert, yüksek volümlü ve yerleşik düzen açısından rahatsız edici bir müzik türü olarak kilisenin, eğitim sisteminin, ailelerin, kolluk kuvvetlerinin her zaman tepkisini çekmiş ve bu kurumlarca bastırılmaya, yok edilmeye çalışılmış.
Kentli başkaldırının bir tür simgesi olan rock müziğin ülkemizdeki gelişimi, elbette batılı ülkelere oranla çok daha zayıf. Ama rock müzikle uğraşanların temel kişilik yapıları, yetişme koşulları epey benzerlik gösteriyor. Genelde içine kapanık, uyumsuz, kendini yeterince ifade edemeyen çocuklar, yaşları ilerleyince düzene ayak uydurup, kapitalizmin sunduğu sahte olanakların peşinden koşturmaya başlayarak bir dönüşüm geçirmezlerse, en azından gençliklerinin belli bir döneminde rock müzikle içli dışlı oluyorlar.
Anne ve babanın ayrı olması, baba baskısı, aile içi şiddet, ekonomik sıkıntı gibi aslında pek çok çocuğun az çok yaşadığı ortak sorunlar, yaşıtlarına oranla belki de daha duyarlı olan bazı çocukların kişiliğinde onarılmaz yaralar açıyor ve ilk başlarda aile içinde yaşadıkları yalnızlık, zamanla toplum içinde yaşanan yalnızlığa dönüşüyor.
Rock müzisyenlerinin ortak özelliği olan yalnızlık, uyumsuzluk zamanla müzikle ifade edilen bir öfkeye dönüşüyor. Bir anlamda, küçük yaşlarda "Non Serviam"* demeyi öğrenen, bunun bedelini de çok ağır ödeyen çocukların yaptığı müziktir rock. Elbette toplumsal kuralları koyan, uygulayan ve tüm çıkarlarını bu kurallar üzerine oturtan çoğunluğu rahatsız ediyor, birilerinin çıkıp da "Non Serviam" demesi.
Oysa onlar herkesin, hiç düşünmeden hizmet etmesini istiyorlar kendi sistemlerine. O yüzden rock, tarihi boyunca hep tehlikeli bir müzik türü olarak kabul edilmiştir. Tehlikelidir de!
* Hizmet etmiyorum