Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Dünya Döndükçe: Genesis
Suat Bilgi

1970'li yılların en başarılı rock gruplarından biri olan Genesis, Peter Gabriel ve Phil Collins'in yıldız olarak parlamalarında bir sıçrama tahtası görevi gördü. Genesis'in ömrünün uzunluğu ancak Rolling Stones ve The Kinks gibi gruplar tarafından anlaşılabildi. Grubun kökleri, o zamanlar 15 yaşında olan Peter Gabriel ve Tony Banks'in 1965'te, Godalming'deki Charterhouse School'da kurmuş olduğu Garden Wall grubuna dayanır. Aynı okulda okuyan Michael Rutherford ve Anthony Philips, Anon adında bir başka grubun üyesiydiler. Bu iki grup artık mezun olan üyeler Gabriel, Banks, Rutherford, Phillips, ve davulcu Chris Stewart olarak bir araya gelip New Anon'u kurdular. Grup, esas olarak Rutherford ve Phillips'in yazdığı 6 parçadan oluşan bir demo kaydetti.
Okulu bitirdikten sonra da Charterhouse'taki bağlantıları işlerine yaradı. Kayıt görevlisi ve yapımcı Jonathan King grubun kayıtlarını dinledikten sonra onlara, kendilerini geliştirmeleri için okulun stüdyosunu kullanma izni verdi. Gruba yeni adı Genesis'i veren kişi de King oldu. Aralık 1967'de grup ilk resmi kayıtlarını gerçekleştirdi. İlk singılları 'The Silent Sun' 1968 Şubat'ında piyasaya çıktı ama fazla dikkat çekmedi. Dave Stewart'ın gruptan ayrılmasından hemen sonra ikinci singıl 'A Winter's Tale' çıktı. Stewart'ın yerine alınan John Silver, o yaz grubun ilk LP'sine katılabildi. Sonradan King grubun şarkılarına orkestra ekleyerek, şarkılara daha bir Moody Blues havası verdi. Bu girişimin sonucunda, From Genesis To Revelation 1969 Mart'ında yayınlandı.
Müzik, o yaz Charterhouse'tan mezun olan Genesis elemanlarının hayatlarını apayrı bir yönde şekillendirmeye başlamıştı. Grup üyeleri işlerinin üzerine eğiliyor, ama aynı zamanda Genesis'i profesyonel bir grup haline getirmek istiyordu. İşte o zamanlarda Silver gruptan ayrılınca yerine John Mayhew alındı. Para kazandıran ilk konserlerini Eylül 1969'da verdiler. Bunu takip eden birkaç ay içinde yeni malzemeler ¸zerinde çalıştılar. Genesis kısa bir Süre sonra Charisma Plakçılık'la anlaşma imzalayan ilk gruplardan biri oldu ve o baha ikinci albümleri Trespass'ı kaydettiler. Albüm tamamlandıktan sonra grupta temel eleman değişiklikleri oldu. Sahne korkusuna kapılan Phillips Temmuz 1970'te, ardından da Mayhem gruptan çıkarıldı.
Çocukluğunda oyunculuk yapmış olan ve eski Hickory And Flaming Youth üyesi Phil Collins gruba davulcu olarak alındı. Grubun son şekli eski Quiet World üyesi, gitarist Steve Hackett'ın da alınmasıyla tamamlanmış oldu. Hackett ve Collins'in gruba katılmasıyla grubun ses örgüsü gözle görülür bir şekilde sağlamlaştı. Bu, özellikle, bir sonraki albümleri Nursery Crime'da çok iyi gözlemlenebiliyordu. Gabriel'in şarkıcılığındaki teatrel özellikler, bu dönem boyunca grubun canlı performansına çok iyi uyum sağlıyordu. Gabriel giderek maske, makyaj ve öteki görsel malzemeleri daha çok kullanmaya, karmaşık şarkılarına ortam hazırlamak için öyküler anlatmaya başladı. Şarkıların ortasında sunulduğunda, Gabriel'in bu yönü Genesis'in sahne performansını multi-media bir etkinliğe dönüştürüyordu.
1972 sonbaharında yayımlanan Foxtrot, yalnız ticari değil her bakımdan, Genesis tarihinde patlama noktası oldu. Şarkı söz¸ yazarlığı (özellikle "Supper's Ready" de) progressive rock çerçevesinde olabildiğince sofistike bir düzeye çıkmıştı. Şarkı sözleri, bir çok prog-rock şarkılarına yazıldığı gibi sıradan, şişirme sözlerden uzak, karmaşık, ciddi ve zekiceydi. Artık Genesis'in canlı sahne performansları bir efsane olmuştu. Gelen talep üzerine, Ağustos 1973'te Charisma plak şirketi Genesis Live'ı piyasaya sürdü. Bu albüm, aslında bir Amerikan radyosu için gerçekleştirilen, grubun Leicester ve Manchester'daki şovlarından oluşuyordu. 1973 aynı zamanda, grubun o güne kadar çıkmış en sofistike albümü olan Selling England by the Pound'un da yayımlandığı yıl oldu.
Grubun iddialı double LP'si The Lamb Lies Down On Broadway (1974 sonları) Genesis tarihinin ilk bölümüne, doruk noktası olarak damgasını vurdu. Fransa'da verilen bir şovun ardından, Mayıs 1975'te Gabriel kişisel nedenlerden ötürü Genesis'ten ayrıldığını duyurdu. Grup Gabriel'in yerine eleman arama girişimlerinde bulundu, fakat bir Süre sonra anlaşıldı ki kalan üyelerin hepsi davulcu Collins'in lead vokalist olmasını tercih ediyordu. Ekim 1975'te Genesis yeni albümleri üzerinde çalışmak üzere stüdyoya dört kişilik bir grup olarak döndü. Ortaya çıkan albüm Trick of the Tail İngiltere'de 3, Amerika'da 31 numara oldu. Bu, o güne kadar bir Genesis albümünün elde ettiği en büyük liste başarısıydı. Bu başarı, Genesis'i Peter Gabriel'siz düşünemeyen eleştirmen ve hayranları şaşırtmıştı.
Bütün bunlara, 1977'de Wind and Wuthering'in sarsıcı başarısı da eklenince, grup Gabriel döneminde gördüğünden çok daha büyük bir başarı elde etmiş oldu. Ama bunun ardından Hackett, yeni bir double live albüm olan Seconds Out 'un piyasaya çıktığı günün akşamı gruptan ayrıldığını bildirdi. Albümün ardından çıkılan Amerika ve Avrupa turneleri için yerine Daryl Steurmer alındı. Ama Hackett'ın yerine stüdyo içinde kalıcı bir eleman bulunmamıştı. 1978'de Genesis And Then There Were Three'yi çıkardı. Bu albüm progressive rock adına tüm çabaları bir yana bırakıp, daha yumuşak, daha geniş bir kitleye seslenebilecek, daha az iddialı bir pop sound'una yönelmişti. Bir solo çalışma furyasından sonra grup 1980'de tekrar bir araya gelerek Duke'u çıkardı. Grubun İngiltere'deki ilk liste başı albümü olan Duke Amerika'da da 11 numaraya kadar çıktı.
Ses örgülerindeki Sürekli değişim Genesis'i adeta deneme tahtasına çevirmişti. 1981'in sonlarında piyasaya çıkan Abacab bir başka başarı oldu. 1983'te grubun adıyla çıkan albüm Genesis'le grup ikinci kez İngiltere'de liste başı oldu. Amerika'da ilk 10'a giren bu albüm, grubun Amerika'da bir milyon satan ikinci albümü oldu. Ayrıca grubun Amerika ilk 10'a giren ilk singılı "That's All" da bu albümden çıktı. İki yıl sonra Genesis, o güne kadar çıkmış albümleri içinde en büyük ticari başarıyı kazanan ve Amerika'da birkaç kez platin satan Invisible Touch'ı çıkararak kendini aştı. Bu albümün çıkışı, grubun müzik hayatı boyunca çıktığı en büyük turneyle aynı zamana denk geldi. Biletleri tükenen konserler, Genesis'in de o zamanın konser devleri olan Rolling Stones ve Grateful Dead'le aynı ligde yarıştığının bir göstergesiydi. 1991'de çıkan albümleri We Can't Dance İngiltere'de 1, Amerika'da 4 numara oldu. Bu, Collins'in grupla ve daha önce Stiltskin'de söyleyen yeni vokalist Ray Wilson'la birlikte çıkardığı son albüm oldu. Genesis 1997'de çıkan Calling All Stations albümüyle art-rock köklerine dönüş yaptı. Ne eleştirmenler, ne de hayranlar albüme ısınabildi. Albüm satışları sönük, turne de bir o kadar başarısızdı. Calling All Stations öyle bir hayal kırıklığı yaratmıştı ki, uzun zamandır beklenen Archives, Vol.1:67-75 bile daha büyük bir hoşnutlukla karşılandı. Daha önce yayımlanmamış ve ender bulunan şarkılardan oluşan albüm 1998 yazında şaşırtıcı derecede olumlu eleştiriler aldı. Bunun bir devamı niteliğinde olan, daha önce yayımlanmamış Phil Collins şarkılarından oluşan çalışma bir sonraki yıl için planlanmıştı.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro