Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Trainspotting devam ediyor...Ama bu kez küçük bir PORNO işinde...
Soysal Demir

Altkültürün, düşkünlüğün trend'i olur mu demeyin. Yaşadıklarımız her şeyin günü geldiğinde popüler bir nesne; 'arzu nesnesi' haline gelebileceğini gösteriyor. Yaşadığımız sistemde herkese yer var, yeterki kendisiyle kapışmasın ve satılabilir olsun.

Irvine Welsh, Trainspotting'de olduğu gibi yine okuyucuyu Edinburgh'a; düşkün, tutunamamış, bir şekilde yırtmaya çalışan kaybedenlerin dünyasına götürüyor. Gerçi bu kez İskoçya'dan daha geniş sulara açılmış olan kahramanlarımız Hollanda'ya, Transpotting'in sonunda uğradıkları İngiltere'ye kadar uzanıyor. Haliyle o kadar da olacak artık, küreselleşen dünyada Avrupa'lı kahramanlarımız Edinburgh'un sınırlarını aşacaklar tabiki. Ancak tilkinin dönüp dolşıp geleceği yer kürkçü dükkanı, sonunda yine Edinburgh'ta buluşuyorlar. Aslında bu biraz da küreselleşen dünyanın o kadar büyük olmadığının, yeni bir şey sunmadığının kanıtı gibi duruyor romanda. Kahramanlarımızın diliyle konuşursak; 'dünya, yine aynı boktan dünya'. Hatta daha da beter. Eskiden ne kadar kopuk, güvenilmez de olsalar birbirlerine yaslanıyorlardı. Şimdi o da kalmamış durumda. Bunu en çok uzunca Süredir haspiste olan asabi kahramanımız Begbie, diğer adıyla söylersek Frank içerden çıkınca hissediyor. Tabi çetenin zavallısı konumundaki naif Spud'da öyle. Bu yalnızlık ve kendi devirlerinin geçtiğini gösteren emareler Begbie'i bir ara iktidarsızlığa kadar sürüklerken, Spud'u oturdukları bölgenin tarihini yazmaya çalışmak gibi boyunu aşan meşgalelere itiyor. İkisi de eski günleri arıyor.

Welsh'in Porno'da da gerçekçi, sert ve aksiyonal anlatımı devam ediyor. İyi bildiği dünyayı bize çarpısı biçimde aktarıyor. Romanın karakterleri sokak ağzı ile ve hayli küfürlü konuşuyorlar. Okurken karkterlerin sahiciliği konusunda her hangi bir şüpheye kapılmıyorsunuz. İster istemez yaşadığınız ortamla ve kendi ülke insanlarınızla romanın kişileri arasında karşılaştırma yapma ihtiyacı da hissediyorsunuz. Tıpkı ülkemizde kullanılan sokak dilinde olduğu gibi onlarında kullandığı belli kalıplar ve raconlar var, özellikle asabi Begbie ile bizdeki mahalle kabadayıları arasında bir özdeşlik yakalamanız oldukça kolay oluyor. Yine büyük kentlerimizde, özellikle de İstanbul'da roman kahramanlarına benzer karakterlerle karşılaşmak mümkün. Ancak Porno'da Avrupa'da belli bir yaşın altında altsınıftan ve altkültürden kişilerin tamamının benzer bir yaşam biçimi sürdürdüğünü anlıyorsunuz. Biz de büyük kent merkezlerinde görebileceğimiz yaşam formları onlar için geneli kapsayan bir yaşam biçimini temsil ediyor.

Porno'nun Trainspotting'den farklı bir tarafı da barındırdığı kadın karakterler. Trainspotting'de neredeyse hiç kadın karakterler karşılaşmıyordunuz, en azından ana karakterler arasında. Hatta Welsh hakkında kadın karekterler yazamıyor dedikoduları bile çıkmıştı. Welsh Porno'da buna cevap verircesine kadın karakterlere de yer veriyor. Özellikle Nikki sıkı bir karakter. Tabi bu kez yırtmak için çevrilen işin porno işi olması kadın karakterlerin romana adaptasyonunu kolaylaştırmış. Romanda bir başka yenilikte, farklı biçimde, farklı imkanlarla yırtma şansına sahip üniversiteli gençlerin kahramanlarımızla yollarının kesişmesi. Welsh bu yaklaşımıyla yırtmak (zengin olmak olarak algılayabiliriz), popüler olmak, yaşadığı sıradan, sıkıcı hayattan sıyrılmak isteyen üniversite öğrencileri ile kahramanlarımızı aynı noktada buluşturuyor.

Porno'nun önemli bir özelliği çarpıcı dili. Aslına bakarsanız anlatım biçimine teşhirci ve çekici demek mümkün. Konu porno olunca haliyle porno filmlerini akla getiren pasajlarda yer alıyor. Welsh, bu bölümlerde romanın genel havasına uygun biçimde oldukça doğal ve işin kabalığını yansıtan bir anlatım tercih etmiş. Okuyucuyu oldukça pornogrofik bir görüntüyle karşı karşıya bırakıyor. Fakat roman kahramanlarıyla okuyucu arasında kurulan sahici ilişki sayesinde günlük yaşamda bir arzu nesnesi olarak kullanılan pornoyu, kitap içinde olay örgüsünün ana ögesi olarak algılıyoruz. Welsh'in genel dil yapısı bu bölümlerde özel bir rahatsızlık hissi uyandırmıyor. Hatta doğal ve çarpıcı anlatımı merak duygumuzu ve arzularımızı kışkırtıyor. Bizleri 'ayıp, ahlaksızlık, cinsellik, seks' kavramıyla yüzleşmek zorunda bırakıyor.

Welsh'in romanlarında genel olarak yapmayı başardığı şey eğer benzer bir yaşam biçimine sahip değilsek günlük yaşamda karşılaşamayacağımız underground, serserice bir yaşamı gözlerimizin önüne sermesi. Welsh bunu yaptığında dokunamadığımız bir şeyi yaşamımızın içine sokarak popülerleştiriyor, algılabilir kılıyor. Aslında sorun da burada başlıyor; popülerleşen, dokunabilir olan her şey popüler kültürün pazarlanabilen, sınırları belirlenebilen bir nesnesi haline geliyor.

Son olarak romanın çevirisini üstlenen Kıvanç Güney'a teşekkürlerimi iletip bitiriyorum. Çünkü bu kadar ağdalı sokak diline sahip bir eseri çevirmek hiç de kolay olmasa gerek. Kitapta karşılaştığım bazı ufak anlam kayması ve yazım hatlarının ise baskı Sürecine yetiştirlirken düzeltmelerin yeterince yapılamamasından kaynaklandığını düşünüyorum. O kadar kusur kadı kızında da olacak artık. Bir de Porno'yu okuyacaklara ilk sayfalarda karşılaştıkları isim bolluğundan yılmamalarını öneriyorum. İlerledikçe taşlar yerine oturuyor, kimin kim olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Bu isim bolluğu biraz da her bir roman karekterinin zaman zaman gerçek adının, zaman zaman ise lakabının veya isminin/lakabının kısaltılmış halinin kullanılmasından kaynaklanıyor.

Neyse, uzun lafın kısası kült roman/film Trainspotting'den 8-10 yıl sonra macera kaldığı yerden devam ediyor.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro