Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Erkut Taçkın'la Dünden Bugüne
Deniz Durukan

Önce çocukluktan, ilk gençlik yıllarınızdan, müziğe yönelmenizdeki etkenlerden söz edelim... Denizci bir yüzbaşının oğlu olarak doğdum. Babam istemediği halde, ısrarla baba mesleğinde direndim. Annem gizlice, adı sonradan Deniz Harp Akademisi olan Deniz Lisesi'ne kaydımı yaptırdı. Hiçbir zaman parlak bir öğrenci olmadım ama sosyal aktivitelerde başarılıydım. En iyi yüzen, boru ve trompette en önde giden talebe bendim. İyi kazandığım ne varsa, Deniz Kuvvetleri camiasından aldım. Annem ud çalardı. Belki müziğe yönelmemde onun etkisi olmuştur. Ailede herkes bir şarkıyı detone olmadan baştan sona söylerdi. Ama profesyonel anlamda müzisyen yoktu. 1955 yılında Deniz Harp Akademisi öğrencileri tarafından kurulan orkestranın şefi Erkan Gürsal, Durul Gence, orkestraya katılmam konusunda ısrar ettiler. Sonunda elime trompeti tutuşturdular. Sahneye çıkanların tüm avantajları bende vardı. Fiziğim düzgündü, sesim iyiydi, hanımlar çok itibar ediyordu. İlk sahne deneyimimiz1956 yılında oldu. Diğer yandan, yaptığımız iş yasaktı. Ordu ya subay ol, ya müzisyen diyordu. Ama biz kaçak olarak müziğimize devam ediyorduk. Yakalanınca hapse giriyorduk. Siz asker bir babanın oğlusunuz, askeri eğitim almışsınız. Buna karşın rock'n roll, bu disiplinle uyuşmayan bir müzik. Kalıplara karşı, asi bir yanı var. Bunları nasıl bir araya getirdiniz ya da babanızın size yaklaşımı nasıl oldu? Türkiye'de babam gibi bin tane seyircim olsaydı, her şey daha başka olurdu. Deniz Kuvvetleri, Silahlı Kuvvetler'in içinde ayrı bir yerdedir. O zamanlarda bile Amerika'yı, Avrupa'yı görmemiş subay yoktu. Ne var ki, tabuları tamamen yıkma durumu da olmadı. Bir gün Amerikan Kız Koleji'nde konser vermek için hazırlandık, pırıl pırıl giyindik, ama okul göndermedi bizi. Eğitim kumandanı olan Vehbi Dümer adlı Tümamiral, bir keman topluluğu olsaydınız sizi göndeririz demişti. İlk vokalli müziği siz mi yaptınız? Evet, Türkiye'nin ilk vokalli müziğini biz yaptık. Genelde cover şarkılar söylüyorduk. Topluluğun içinde birkaç vokalist vardı. Her solist kendi tarzını seçmişti. İnsan ne olursa olsun, kendi karakterine göre bir müzik dalı seçiyor. Ben çok hareketli olduğum için, rock'n roll söylüyordum. Bir diğer arkadaşımız romantik şarkılar söylüyordu. Bugünkü solistler her şeyi yapmak istiyorlar. Hem dahiliyeci, hem cerrah olamazsın. Bir tanesini seçip onda uzmanlaşmak gerekir. Cazcı mısın, popçu musun, rock'çı mı, yoksa blues'cu mu belli değil. Herkes her şeyi söylüyor. Dolayısıyla söyledikleri hiçbir şeye benzemiyor. Bu sermayesizlik gibi geliyor bana.Yaptıkları bestelerde bir şarkının sekiz mezrunu on kere tekrarlıyorlar. Ben plak takıldı zannediyorum. Gerçi evime öyle bir plağı sokmam. Daha sonra Durul ile ben Deniz Harp Okulu'ndan kendimizi attırdık. Aslında okulu çok seviyordum, babam gibi denizaltıcı olmak istiyordum, ama para ve şöhret tatlı geldi. Gerçi bugünkü gibi televizyon kanalları yoktu ama, yine de şöhret olmuştuk. Sonra neler oldu? Kısa bir Süreliğine Durul ile Ankara'ya gittik. SSS adlı bir grup kurduk ama uzun soluklu olmadı. Sonra Almanya'ya gittik. Gitme sebebim babamın evlenmeme izin vermeyişiydi. Çünkü 19 yaşındaydım, herhangi bir mesleğim yoktu... Kız istemeye gittiğimizde, 'bu adam necidir' sorusuna vereceği cevabın derdine düşmüştü. Evlilik isteğimizin ileri bir tarihe atılması şartıyla nişanlanmamıza karar verildi. Bunun üzerine Almanya'ya işçi olarak gittim, Ford fabrikasında sekiz ay çalıştım. Tam da o sıralarda Münih'teki arkadaşlar, 'iyi bir grup kuruldu, gel' dediler. Grup, Tanju, Erol, Tuncay gibi müzisyenlerden oluşuyordu. Münih'e taşındım. Beş yıl kadar müzik yaptık. Plaklar doldurduk. Ama hiçbir zaman Sürekli Almanya'da kalmayı düşünmedim. İnsanın ailesinin olması, kararlarında önemli bir etken oluyor. Zaten vatanıma, milletime son derece düşkünüm. Askeri terbiyeyle büyümüşüm ne de olsa. Sanıyorum elektro gitarı Türkiye'ye ilk getiren sizlersiniz. Ersin Yüce getirmişti. O gitara buradaki müzisyenlerin bakışını unutamam. Duyduğuma göre Erkin Koray da bu elektro gitarı kullanmış. Arada bir kullanırdı. Erkin Koray, Erol Büyükburç, Tanju Okan bizlerden sonra çıktı. Biz kimse yokken bu işi yapmaya başladık. Peki Almanya dönüşü neler oldu? Bir Süre önce Durul da Almanya'ya gelmişti. İstanbul'a dönünce ne yapacağız diye düşünmeye başladık. Almanya'da Erkut Taçkın'ı telaffuz edemedikleri için Black Points, yani 'Siyah Noktalar' adıyla çıkıyorduk. Hepimiz esmer olduğumuz için bu isim uyuyordu. Gerçi sonradan aramıza birkaç Alman müzisyen de katıldı. Daha çok Amerikan kışlalarında, klüplerinde çalıyorduk. Durul, bizde bu repertuar, bu enerji varken niye Türkiye'de çalmıyoruz dedi. Ben de dönmek istiyordum. Türkiye'ye gelince bizim Almanya'daki 'Black Points' adı, Erkut Taçkın ve Durul Gence 5 oldu. Türkiye'de büyük bir ilgiyle karşılaştık. Artık rock'n'roll'un yanı sıra, Ray Charles gibi müzisyenlerin şarkılarını da söylüyordum. Yani o dönem ne modaysa onları da söyledik. Twist bile söyledim. Altı ay boyunca her gece çalıştım. Fakat içimde bir uhde vardı. Sonuçta alaylıydım. Ne olursa olsun konservatuarda okumamanın rahatsızlığını duyuyordum. Buna karşın, çok önemli müzisyenlerle çalışmam en büyük şansımdı. Evim dergah gibidir, müzisyenlerden çok şey öğrendim, altmış üç yaşındayım, hala da öğreniyorum. Şu sıralar eski orkestramızla tekrardan provalara başladık, büyük bir heyecanla çalışıyoruz. Sizin döneminizde bir çok yarışma oluyordu. Onlardan söz eder misiniz. Altın Mikrofon grupları vardı. Silüetler, Mavi Işıklar... Bizim kadar eski değildir ama, Şanar Yurdatapan'ın 'Kuyruklu Yıldızlar' adlı bir grubu vardı. O zamanlar İstanbul'un en önemli müzikholü Clup 12'ydi. Orada çıkmak Paris'te Olimpia'ya çıkmak kadar önemliydi. Yaptığımız müzikle beş bin kişiye hitap ediyorduk. Küçümsenecek bir rakam değildi bu. Çünkü bugünkü gibi televizyon kanalları yoktu, evlerde kasetçalar bile yoktu. Genelde 45'likler dinleniliyordu. Radyolardan falan tanıyorlardı. Siz tek longplay çıkarmanıza karşın, hala belleklerdesiniz. Üstelik o yıllarda çok popüler olduğunuz halde müziği bıraktınız. Neden devam etmediniz? 1982'de ara verdim, çünkü Kalkan'a gittim. Kendime turistik bir yer yaptım. Bir işe başlayınca sonuna kadar gitmek isteyen biriyim. Ayrıca, Türkçe sözlü parçalar o kadar ucuzlamıştı ki, bunu yapacağıma köşemde otururum daha iyi, dedim. Müzik bırakılmaz, sahne bırakılır. Eğer müziğin içine girmişseniz kolay kolay kopamazsınız. Rock müzikte şu anda beğendiğiniz bir isim var mı? Hayır, yok! Çünkü konuyu o kadar dağıttılar ki... Anadolu rock diyorlar. Ne demek Anadolu rock? Her besteci gibi bazı şeylerden esinlenebilirsin. O zaman Rumeli rock ya da Karadeniz rock da yapalım. Ne demek bu kardeşim! Orta Macaristan rock'ı, Kuzey Macaristan rock'ı diye ayırmak lazım. İsveç'ten az müzisyen çıkmadı. Ama hiç İsveç rock'n' roll'u yapıyorum diyen olmadı. İki tane sazı, bağlamayı koyuyorsun diye Anadolu rock mı oluyor? Altmışlı yıllarda müzik piyasasında neler oluyordu? Altmışlı yıllara doğru bir çok grup, müzisyen çıkmaya başladı. Metin Ersoy kalipsocuydu. Bir çizgisi vardı. Erkut Taçkın rock'n' roll'cuydu, çizgisi vardı. Ömür Göksel, Frank Sinatra tarzında söylerdi. Erol Büyükburç Franky Laine tarzında şarkılar söylerdi. Yani hepimizin bir çizgisi, tavrı vardı. Şimdikilerde bir çizgi yok.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro