Stüdyo İmge'Hey, country sever misin?'
Al Jourgensen olumlu cevabı bekledikten sonra özenle derlenmiş kasedi kasetçaların içine yerleştirdi. Kasette Buck Owens, George Jones, Gram Parsons, Loretta Lynn, Hank Williams gibi country müziğin ünlüleri ve eskileri var. Oldukça ilginç. Bu adlar kesinlikle Ministry gibi bir grubun arkasındaki bir adamın dinlemek isteyebileceği türden değil. Ayrıca derlemesine şu adı verebilecek pek de fazla country hayranı yoktur herhalde: 'Biranın içine ağla sikici... Yoksa!' Ama bir dakika... 'Biranın içine ağla!...' 'Country sever misin?'!... Neler oluyor burada. Jourgensen'in bana uyuşturucu isteyip istemediğimi sorması daha mantıklı değil mi?
Çünkü gazetecilerle en son konuştuğunda onlara oldukça cömertçe 'smack'inden, 'coke'undan ve 'crack'inden alabileceklerini söylemişti. Şimdi ise kendi mit'ini güçlendirmeye çalışmaktan çok, gerçek rock'n'roll efsanelerini yüceltmeyi tercih ediyor.
...
Gündüz gözüyle bakınca ve ayık olduğunda Al Jourgensen hiç de namına uyacak kadar hardcore değil. Evet devasa şapkası, aynalı gözlükleri, dövmeleri, sakalı, hepsi yeterince ürkütücü ama aynı oranda anlayışlı, bilgili ve de etkileyici bir izlenim yaratıyor. Hiç de sahnede bir grup danayla çıkıp, sahnede bir atla sevişir gibi yaptıktan sonra zavallı hayvanları bir alev makinası ile yakabilecek birine benzemiyor.
Tabii ki at ve dana hikâyeleri Jourgensen'in çevresini saran birçok mit gibi uydurma. Uyuşturucu sunma muhabbeti ise Jourgensen'e göre sadece bir test.
'Bilerek onların cesaretini denemek istedim. Eğer gerçekten şok olsalardı, kıçlarını sıkmak zorunda kalacaklardı, ben de daha rahat olacaktım konuşmada. Aslını istersen o akşam elimde bir miktar 'smack' vardı ve ben de onu biriyle paylaşmaya karar vermiştim. Ama bu benim her zaman böyle uçuk olduğumu göstermez. Buna rağmen gazeteciler benim için uyuşturucu müptelası falan demek istiyorlarsa benim için sorun yok. Bu onların yanılsaması. Zaten 8 grubu bir arada sürdürebilmem için mantıklı olamamam daha mantıklı... belki de mantıklı olduğum için işi kıvırabiliyorum.'
Jourgensen'in söz ettiği 8 grup şunlar: Ministry, Revoting Cocks, 1000 Homo DJ's, Lard (Jello Biafra ile), Acid Porse (Cabaret Voltaire ile), Pailhead (Fugazi'den Ian Mackaye ile), PTP ve Lead Into Gold. Bu sonuncusu aslında grubun basçısı Paul Barker'in solo tasarısı. İkilinin uyumu oldukça iyi.
'Al istediği kadar uçabileceğini biliyor. Ama ben her zaman onu ateşlemek için yanında olacağım' demişti Barker bu son uzunçalar 'Psalm 69'un kaydına başlamadan önce. Uzunçaların tamamlanması altı ay geciktiğine göre Barker herhalde oldukça bol zaman bulmuştur Jourgensen'i ateşlemek için. 'Sanırım öyle' diyor Barker ve devam ediyor, 'Ama neredeyse Sürekli stüdyoda yaşıyorduk. Sanırım bir an geldi ve her şey çöktü. Birbirimizin boğazına sarılmıştık. Sonunda bütün bitiş tarihlerine siktir çektik. Çünkü hiçbir yere varamıyorduk ve varamayacaktık. Neyse ki 'Jesus Built My Hotrod' 45'liği iyi iş yaptı da şirketimiz kabaran faturaları ödeyebildi.'
Gecikmenin bir başka nedeni de bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışan ikilinin, faklı parçalar farklı gruplara uyar diye işi uzatmalarıır. Yine de sonuçta bir Ministry uzunçaları yanında bir 'Lard' uzunçaları, Yarım Revolting Cocs' LP'si ve bir '1000 Homo DJ's 45'liği de aradan çıkıvermiş.
'Sadece tek çeşit müzik yapmıyoruz' diyor Al. 'Çok farklı şeyler yapıyoruz. Danstan trash'a kadar her şeyle ilgiliyiz. Bak örneğin Cabaret Voltaire (Acid Horse-Hardcore dans müziği) ile ve Ian Mackaye (gitar ağırlıklı bir müzik-Pailhead) ile yaptığımız arasında dağlar kadar fark var. İyi şarkı iyidir. Hangi türden olursa olsun benim için önemi yok. İster country olsun, ister house, ister trash, fark etmez. Eğer şarkı iyiyse iyidir. Zaten biz de stüdyoya giriyoruz, neyimiz varsa ortaya koyuyoruz altı yedi ay boyunca. Sonra dönüp bakıyoruz ne sıçmışız diye.'
Geçen yıl Amerika'da underground hit'i olan 'Jesus Built My Hotrod' –Buthole Surfers'dan Gibby Haynes vokalde- Ministry'nin bu özgür tavrının klasik bir örneği.
'Aslında şarkıyı ben söyleyecektim, şarkı sözleri hazırdı' diyerek açıklıyor Al. 'Ama birgün Gibby stüdyoya geldi, bol bol tekila içip gaza gelmişti. Bas kaydının üzerine kaydettik vokalini. Böylece değiştirdik parçayı. Bence bu parça Amerikan Çöplük Kültürü'ne –traktörler, mısır tarlaları ve bira- mükemmel bir selam. Herkes Amerika'yı New York, Los Angeles, Chicago sanıyor. Kırsal kesimdeki, eğitimsiz, mısır bağımlısı kaz kafayı tamamen yadsıyorlar.'
Geçen sene Jourgensen bundan sonraki uzunçaların bok gibi sert ve saldırgan olacağına söz vermişti. Ama bu deyim 'Psalm 69'u tanımlamakta yetersiz kalıyor. Uzunçalar, teknolojik kesinlik ile yaratıcı kaosun bireşiminden oluşmuş. Tüm Ministry uzunçalarları gibi sosyal, siyasî ve dinsel kontrole yönelik yoğun aşağılamalarla dolu. Açılış parçası 'NWO' George Bush'un Yeni Dünya Düzeni hakkında ettiği birtakım lafların 'sample'larını içeriyor.
Bu düzen öyle bir düzen ki polisler ayıplanmanın da ötesinde, kürtaj nedense gecekondu mahallelerinde aşırı yoğun, çoğunluk ahlakî bir çürümüşlük içinde. Jourgensen her zaman tatminsizliğin yaratıcılığı beslediğini ve Amerika'nın da 90'larda oldukça ilham verici bir mekân olacağını belirtiyor zaten.
'Organize olmuş her şey çok ürkütücü –devletler, izciler falan filan... Belki niyetleri iyi –kapitalizm, Marxizm, hepsi kâğıt üzerinde iyi işliyor. Ama sonra devreye insan denilen bir şey giriyor, her şeyi insanlar yönlendiriyor. Ve her şey doğal olarak çöküyor ve iki yüzlü hale geliyor. Mafya, çok uluslu şirketler, devlet ve kilise arasındaki fark nedir?
Hiçbir şey. Hepsi bir grup alahın belası.'
Ah, evet kilise. Önceki birtakım parçalardan ve özellikle bu son uzunçalardaki 'Psalm 69' adlı parçadan da (Psalm, ilahi demek. Adı geçen ilahı ise şu sözlerle başlıyor: 'Tanrım, kurtar beni, çünkü sular omuzuma kadar yükseldi.') anlaşılacağı gibi din Jourgensen'i derinden etkilemiş, her ne kadar inanmış katolik annesi bile bir şişe birayı bir haça tercih etse de. 'Şarkılarımızın yarısı dinî suçlar, cezalandırma, sansür ve ikiyüzlülük üzerine. Organize din bütün bunların en ustaca olanların kaynağıdır. Din, tamamı ile kontrol üzerinedir. Kocaman bir sahte yaşam sigortası poliçesi: 'Bize şimdi ödeme yapın, öteki tarafta biz size güzel bir yaşam sağlayacağız.' Böylece insanlar paralarını veriyorlar ve küçük ufacık yaşamcıklarına devam ediyorlar, öteki yaşam uğruna kurbanlar vererek. Geri dönüp de bu poliçeden şikayetçi olanını gördünüz mü hiç? Bütün bunlar aslında çok komik- bulunmuş en büyük sigorta aldatmacası.' diyerek heyecanla anlatıyor Jourgensen.
'Öyleyse eğer günah işleyecekseniz' diye uyarıyor Paul, 'ağız tadıyla işleyin. Çünkü eğer inanıyorsanız, uzun vadede yaşamın hakkını vermeniz için birşeyler yapmanız gerekecek. Zaten din hakkındaki en ilginç şey ilk günah bence'. Evet böyle bir grubun dinlediği tek şey, country ve western. Şu sıralarda Red Hot Chili Peppers, Pearl Jam, Soundgarden, Ice Cube, The Jesus And Mary Chain ve Lush ile beraber Lollapalooza turnesi ile Amerika'yı harmanlasalar da adı geçen grupların hiçbiri hakkında bir şey bilmiyorlar. Üstelik –belki de country müziğine daha yakın olmak için- Chicago'yu terkedip Austin, Texas'a yerleşmeyi düşünüyorlar. 'Psalm 69'un da yayınlandığı yeni kurdukları Luxa/Pan plak şirketinden Texas'lı yeni bir trash/ bluegrass grubunun bir uzunçalarını yayınlamak istiyorlar. Klasik bas'lı, akordiyonlu, kemanlı ve tubalı bir grup, Led Zeppelin ve AC/DC şarkılarını oldukça yaratıcı bir biçimde yorumluyorlarmış.
Seçimin ilginçliğini açıklarken Jourgensen şöyle diyor: 'Hiç düşünmeden, sırf biz çıkardık diye bu trash/bluegrass uzunçalarını alıp eve gidenlere çok güleceğim. En son bekledikleri şey bu olacaktır sanırım.' Eğer Ministry'nin bir mesajı varsa bu her zaman için 'Kimseden hiçbir şey bekleme' olacaktır. 'İdollerini öldür ve kendin için düşün!'
Çeviri: Yahya Madra