Yahya Madra
Joy Division söylencesel tinsel fırtınaları, hüzünleri, sanayi toplumlarındaki insan yalnızlığını, yitikliğini betimleyen söylemi ile punk'a kutsallığı ve edebiliği taşıyarak, punk'ın ilk yıllarının kızgın, hırçın, delifişek söylemi ile arasındaki bağları koparır. Yepyeni ufuklara doğru sürükler punk sonrası oluşumları. Ta ki, Ian Curtis şarkı sözlerindeki acının ağırlığını dolayısıyla da sanatıyla gözlemlediği dünyanın ağırlığını omuzlarında taşımayıp kendini öldürünceye değin. Bu noktadan sonra sanat yaşamlarına devam edecek olan Joy Division'ın diğer elemanları, Ian Curtis'in anısına duydukları saygıdan dolayı yola başka bir adla ve başka bir alana kayarak devam etmeye karar verirler. Yeniliklerini adlarında betimlerler: New Order. Müzikleri yeni aldıkları elemanla daha elektronik özellikler kazanmaya başlar. Elektronik özellikler deneysel birtakım kapılar açar, Neworder'a. İkinci uzunçaları 'Power Corruption and Lies'da Joy Division'da gözlemlenemeyen bir deneysellik göze çarpar. Şarkı sözlerinde doğallıkla bir değişim yaşanmıştır. Bernard Albrecht (Joy Division'un gitarcısı, New Order'ın vokalisti) daha varoluşçu, daha kırılgan, daha sıradan insanın duygularını yansıtır şarkı sözlerinde. İkili ilişkiler, daha çok ön plana çıkar. Üstü kapalı, çözülmesi gereken kimi politik mesajlar taşıyan parçalar da vardır Bernard Albrecht'in defterinde. Yeşil gözlerden, mavi gözlerden söz eder o çocuksu, oğlanımsı sesi ile.
Johnny Marr, The Smiths'de Morrisey'in karmaşalarla dolu karakterinin ilginç çarpıklıkları arasında müzikal yaratıcılığını geliştirmek için oldukça zevkli bir oyun bahçesi buldu başlangıçta. Ama sonradan büyüyen her çocuk gibi bu oyun bahçesinin onu kıstırdığı dar alandan sıkıldı ve gerçek dünyaya atmak istedi kendini. Niekim 1987'de dağılan The Smiths'in ardından Johnny Marr'ın yaşadığı değişikliklerle Morrisey'in çizdiği The Smiths benzeri değişmez yol arasındaki fark gözlemlendiğinde, 'kopuşun gerçek nedenleri su yüzüne çıkıyor. Önce bir pop grubu olan The Pretenders ile çalışır, sonra Talking Heads'ın 'Naked'ında çalar. The The adlı grupla ('Mind Bomb' Türkiye'de yayımlandı, umarım yeni uzunçalarları 'Dusk' da yayımlanır.) 'Mind Bomb'da başlayan beraberlikleri 'Dusk' Süreklileşir. Birtakım ufak adsız dans grupları (Stex gibi) ile çalışır, yapımcılıklarını üstlenir. Ama gerçek meyvesini 'Electronic' uzunçalarında verir.
Electronic aslında bir tasarı, grup değil. Bernard Summer, New Order'ın 1989'da çıkan ve çok başarılı olan 'Technique' adlı uzunçalarından sonra yalnız başına çalışmaya başlar. Bernard beraber içtiği Johnny Marr'a tasarılarını anlatır. Karar verirler, deneme olarak beraber çalışırlar, çalışırlar. Pet Shop Boys'dan Neil Tennant'la da konuşurlar. En sonunda beraberlikleri sonuç verir; bir uzunçalar olarak. Electronic tam bir grup değil, çünkü topu topu dört konser vermişler. Çoğu da eleştirmenler tarafından başarısız bulundu zaten. Buna karşın uzunçalarları çok büyük bir beğeni kazandı. İlk üçe girerek küçük bir liste başarısı bile kazandı.
'Electronic' adlı uzunçaların hemen açılışında sert ritmli, distorsiyonlu gitarlarıyla Bernard Albrecht'in (diğer adıyla Barney Sumner'ın) beyaz rap'ı diye adlandırabileceğimiz vokali bir Süre sonra vokalistin bir başka ses bandından kayıd edilmiş yumuşacık, ince sesi ile karıştığında ve sert gitarların çaktırmadan kadife tonlu klavyelere dönüştüğünü duyduğumuz zaman çok usta bir yapım ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz.
'Idiot Country' adlı açılış parçası bir uzunçalar için oldukça sert, rahatsız edici, uyandırıcı. İkinci parça 'Reality' derinden gelen wah-wah gitarları ile Johnny Marr damgası taşısa bile elektronik havasının yoğunluğu ile New Order'a daha yakın bir tınıya sahip. Şarkı sözlerinde bir ayrılıktan söz ederken 'sana artık ihtiyacım yok, aradığın adam ben değilim' diyor, alışılagelmiş aşk şarkılarında görülmedik bir sertlik ve umarsızlıkla, yitirilmiş bir sevgiliye. 'Tighten Up' gitarlarının sürükleyiciliği ve ritmlerinin elektronik kesinliği tam bir The Smiths-New Order buluşması. Kimi zaman devreye giren akustik gitarlar yerlerini sert klavye yüzeyciklerine bırakırken müzikteki uyum kendinden hiçbir şey feda etmiyor. Bu ilk üç parçadaki çok katmanlılık ve vokalsiz bölümlerdeki deneysel çalışmalar dinleyici için gerçek bir ayrıntı zenginliği yaratıyor. Grubun, pop müziğin tecimsel yanlarına en çok teslim olduğu zamanlar; Pet Shop Boys ile olan beraberliklerinde yumuşayan ve dinginleşen tınılarından rahatlıkla okunduğu gibi, Pet Shop Boys'un devreye girdiği anlar. Yine de ilk 45'lik 'Getting Away With It'deki şu sözler kaç ilişkinin gerçeği olmaktan uzaktır: 'Seni, senin beni sevdiğinden daha çok seviyorum.' Yoğun elektronik tınısı ve soğukluğu ile oldukça itici olan 'Gangster' adil olmayan bir karar yüzünden hapis yatmış bir insanı anlatan konusu ile örtüşen bir tınıya sahip yine de.
Sovyetler Birliği dağılmadan önce bestelenmiş 'Soviet' adlı kısacık çalgısal parçada koca 'İmparatorluğun' görkemiyle, dramatik ve hüzün dolu yıkılışını duyumsamak mümkün.
Hemen ardından gelen 'Get The Message', akustik girişi, gittikçe yükselen ve insanı hareketlendiren temposu, Barney Sumner'ın tatlı vokali, kesinlikle solo atmayan ama kendini hissettiren Johnny Marr'ın gitarı ile bütünleşen akışkan bir gospel kadın vokali ile geleceğin rock parçası olduğuna inandığım bir başyapıt. Bir doruk noktası.
Bundan sonra Kraftwerk esintileri taşıyan, donuk ama romantik bir ritm üzerine bindirilmiş kilise çanları, obua ve akustik gitar gibi çeşitli çalgılarla zenginleştirilmiş hüzünlü bir ayrılık şarkısı var: 'Some Distant Memory'. Thatcher İngiltere'sinin Yuppie'lere ve vahşi kapitalizme yol veren liberalizmiyle uğraşan ironik bir dans parçası olan, kokain kokulu 'Feel Every Beat' ile kapanan uzunçalar, insanı geleceğin müziği hakkında düşünmeye itiyor.