Deniz DurukanBatuhan, baban Batu, Blue Blues Band'ın kurucularından. Babanın müzisyen olması, senin de müziği seçmende etken oldu mu?
Batuhan: Babamın evde Jimi Hendrix, Led Zeppelin, Beatles gibi müzisyenlerin plaklarını çalması, benim de bu tarz müziğe yönelmeme, gerekli birikimi sağlamama neden oldu. Evde bir gitarın olması da etken tabii ki. İster istemez yöneliyorsun, merak ediyorsun.
Hangi müzisyenler geliyordu evinize?
Batuhan: Öyle çok fazla müzisyen gelmezdi.Yani evde yoğun bir müzisyen hayatı yaşamadık. Ama, zaman zaman babamın grubundan Yavuz Çetin, Sunay Özgür gelirdi. Çocukluk döneminde değil de, daha çok ortaokul, lise döneminde eğilimim başladı. O dönem Yavuz'la tanıştım. İlk olarak da babamın grubuyla sahneye çıktım.
Ari, sanıyorum senin maceran da Serüven ile başladı. Neler oldu, nasıl gelişti?
Ari: Ben de ortaokul yıllarında müziğe başladım. Ama lisedeyken işi ciddiye aldım. Üniversiteden sonra ise yönümü tamamen müziğe çevirdim. O yıllarda Kaan'la tanıştım. Beraber grup kurduk, barlarda cover yapmaya başladık. Daha sonra Kaan'ın Amerika'ya gitmesiyle Kenan'la Serüven'i kurduk. Kenan'ın şarkılarıyla örtüşen bazı parçalarım vardı. Onları bir albümde topladık. Birkaç konsere çıktık. Ardından Kaan'ın dönmesiyle Duman'ı kurduk.
Ya sen Kaan?
Kaan: Evde piyano vardı. Sekiz yaşındayken ders aldım. Ailemle beraber yurt dışına taşınınca, dersler de yarım kaldı. Sanıyorum bu derslerin müziğe yönelmemde etkisi oldu. On dört yaşlarında rock dinlemeye başladım. Metallica falan dinlerdim. Bir gitar alıp, akor öğrenerek, dinlediğim parçaları çıkarmaya başladım. Böylece gelişti...
Bir Süre Seattle'da yaşamışsın? Seattle ile buradaki müzikal ortamı karşılaştırdığında ne görüyorsun. Ya da orada neler öğrendin?
Kaan: Orada bir endüstri var. Rock'ın dinleyicisi de oldukça fazla. Burada ise tek bir piyasa var. Onun içine rock, arabesk, pop... hepsi giriyor. Orada hiçbir yere bulaşmadan müziğinizi yapabilir ve milyonlarca kişiye ulaşabilirsiniz.
Türkiye'de böyle bir kültür yeni yeni oluşuyor. Rock cafeler, barlar, onların giyimi ve kuşamına yönelik dükkanlar, hatta özel tatil yerleri bile var.
Kaan: Söz ettiğin ufak bir kitle. Türkiye geneline vurduğunuzda çok az yer kaplar. Albümü olmayan genç bir grubun sıyrılacağı ortam henüz yok. Çünkü talep yok. Yurt dışında albümünü çıkarmayanlar da çok rahat yaşayabiliyor. Her yerde çalabiliyorlar. Buradaki çocuklar kendi müziğini göstermek istiyor, ama dinleyici cover istiyor.
Aslında bahsettiğin ortamın henüz oluşmaması doğal. Sonuçta kendi kültürümüzün müziği değil.
Ari: Elbette, biraz önce Kaan'ın söylediğine geliyor konu. Bugün bağlama çalan biri albüm çıkarmasa da hayatını devam ettirebilir. Yurt dışında da gitar çalarak aynısını yapabiliyorlar. Bizim yaptığımız biraz daha sıra dışı.
Batuhan: Her ülkenin kendine göre bir rock anlayışı var. Rock bir yaşam biçimi. Brit pop var, Amerikan rock var. Bizde bu yeni yeni kurulmaya başlıyor. Türkçe rock nasıl olur, nereye gider... Gördüğümüz örneklerin çoğu, yabancı kültürlerin birer kopyası niteliğinde. Çok iyileri, bu işin babaları da var; Erkin Koray gibi. Ama Türk kültürünün rock'la birleşmesi daha yeni yeni ortaya çıkıyor.
Son dönemlerde rock'ın içine arabesk, alaturka motifler de yoğun olarak girmeye başladı. Kimlik arayışı da denilebilir buna...
Kaan: O motiflerin kullanılması gerekiyor; çünkü bu ülkenin motifleri... Amerika'daki rock'ta country, caz, blues motifleri kullanılıyor. Bize de onlar ters. Türküler, arabesk, duyduğumuz makamlar her şey yansıyor bizdeki rock'a. Türkçe'nin son derece akıcı olması da kendi içinde müziği estetik kılıyor. Açıkçası Amerika'ya gitmeden önce -o zamanlar on dokuz yaşındaydım-Türkçe rock yapılacağına inanmıyordum. Dinlediğim müzikteki o enerjiyi, Türkçe'de veren yoktu. Ama Amerika'ya gidince, tersine, hep Türkçe dinlemeye başladım. Ters tepki yarattı. Çok da güzel oluyormuş Türkçe rock.
Albüme gelelim... Mutsuz, hatta depresif bir hava hissediliyor. Nedir Duman'daki bu mutsuzluk?
Kaan: Bunları geçsek...
Bireysel mutsuzluklardan söz etmiyorum. Genelden de yola çıkabiliriz...
Batuhan: O dönem hissettiklerimiz, müziğimize yansıdı. Özel bir mutsuzluk modeli üzerine kurmadık şarkıları.
Ari: Hem kişisel, hem de gruba ait problemlerden dolayı ikinci albümü kaydederken, ilkine göre biraz daha fazla zorlandık diyebilirim. Sanırım onun yansıması bu. Şunu atlatalım, bunu atlatalım dersiniz ya; dönemsel bir şeydir bu. Ama biraz uzun sürdü.
Kaan, şarkı sözleri sana ait...
Kaan: Bu albümün materyalleri, son iki yılda çıktı. O zaman içersinde yaşanan atmosfer yansıdı şarkılara.
Şarkılarda tepki de var. Sanırım aşk, sanat gibi kavramlara son dönemlerde yüklenen anlamlardan da memnun değilsiniz.
Kaan: Rahatsızlık duyacak bir çok şey var. Sonuçta, doğru giden şey yok ki. Hak edenler nerede, hak etmeyenler nerede? Orasını burasını açan ünleniyor. Kolay yoldan elde edilen şöhretler, kazanımlar oluştu. Bağıran, kendini gösteren öne çıkıyor. Aslında bu dünyanın her yerinde böyle. Ama Türkiye'de çok abartılmış durumda. Yurt dışında bu şekilde popüler olan bir sanatçı, en azından televizyona çıktığında iki kelimeyi bir araya getirip konuşabiliyor. O kadar boş değil. MTV'de ödül alıyorlar... Her ne kadar içi boş müzikler olsa da, söyleyen kişi şarkıyı iyi yorumlayabiliyor. Bizde o da yok. Kalite düşük. Türkiye futbolu çok seviyor diye, ilerledi ülke. O kadar büyük futbol aşkı var ki, dünya ile yarışır hale geldik. Keşke müzikte de böyle olsa.
Ari: Sanata eğilmesi için, toplumun iç huzuru olması gerek. Kaç kişi konsere ya da herhangi bir sanat etkinliğine gidiyor? İç huzurla beraber, para da şart.
O iç huzurun olmaması, gelecek kaygısı, özellikle gençlerde umutsuzluğa, belirsizliğe neden oluyor. Sizin yarına dair beklentileriniz neler? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Batuhan: Belirsizlik, gelecek kaygısı hepimizin içinde var...
Ari: Var ama, bu kaygılar da bir Süre sonra anlamını yitiriyor. Müzik yapmıyor, bir şirkette çalışıyor olabilirdik. İki ekonomik kriz üst üste geldiğinde işsiz kalabilirdik. Hiçbir şeyin garantisi olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Hiç olmazsa yaptıklarımız bize enerji veriyor. Biraz daha umutlu bakıyoruz. Bugün, dünden daha iyi bir konumda olduğumuzu söyleyebilirim.
Kaan: Müzikal anlamda iyi olan beş altı grup var. Ama ileriki yıllarda çok daha sağlam müzisyenler, gruplar çıkacak. Yüzlerce müzisyenin arasından, iyiler ayakta kalacak gibi geliyor. Şu anda Türkiye, bir çok konuda başlangıç noktasında.
Şarkılarınızda kabulleniş, kabullenişin getirdiği içe kapanma, yalnızlaşma var. Son yıllardaki bir çok müzisyende bu duygu baskın.
Kaan: Bu hep yanlış algılanıyor. Bir modaymış, gelip geçici bir şeymiş gibi. Tarih boyunca Sürekli insanın içinde olan yalnızlıktan söz ediliyor bu şarkılarda. Bunu bütün şairler, yazarlar kullanmış. Bu bir olgu. Bu olguyu kabullendikten sonra sosyalleşiyor, insanlarla güzel ilişki kurabiliyorsunuz.
Belki alışman lazım derken bunu mu kastediyorsunuz?
Kaan: O işte...
'Masal ' şarkısı ilgimi çekti. Bu şarkıda siyasi bir hiciv de var. 'Biri sağdan, biri soldan asılınca' sözleri bana Deniz Gezmiş'le Adnan Menderes'i düşündürdü.
Kaan: 'Manası Yok' adlı şarkıda 'Solumdan geçen yolu asmışlar' sözü var. O dediğin konu burada daha baskın. Masal'da ise; ne yaptığını bilmeyen insanların bu ülkeyi ne hale getirdiğinden söz ediyoruz.
Cemal Gürsel'den de üstü kapalı olarak söz ediyorsunuz... 'Aga' dediğiniz Cemal Gürsel değil mi?
Kaan: (gülüyor) Esprili bir eleştiri... Öyle bakalım. O aslında herkesin farkında olduğu bir konunun, bağıra bağıra ortaya çıkarılması. Keşke herkes bağırsa böyle...
Sözleri Sezen Aksu'ya ait olan 'Her şeyi Yak' şarkısını tekrardan düzenleyip, yorumladınız. Bir çok şarkısı var Aksu'nun. Bu şarkı denk mi geldi, yoksa özel bir nedeni mi var?
Ari: Özellikle Sezen Aksu şarkısı yapalım diye düşünmedik. Provalarda, kendi parçalarımızın dışında konserlerde ne çalabiliriz diye tıngırdatıyorduk aramızda. Batuhan, 'Her Şeyi Yak' parçası çok güzel, dedi. Biz de zaten seviyorduk o şarkıyı. Konserlerde çalmaya başladık. İyi tepkiler aldık, sonra kasede koymaya karar verdik.
Kaan: Bunlar iki yıl önce olan şeyler. Zaten ilk önce kendimiz için çalıyorduk. Prodüktörümüz de destekleyince bu aşamaya geldi.
Bu şarkı, sizin kendi şarkılarınızı gölgede bırakacak kadar öne çıktı. Albümdeki 'Haberin Yok Ölüyorum' ya da 'Elimdeki Saz Yeter Canıma' gibi güzel şarkılar geride kaldı. Bu, sizin için tehlikeli değil mi?
Ari: Her şey zamanla ortaya çıkacak. Bizim ilk albümden oluşan bir kitlemiz var, onlar zaten çok severek şarkılarımızı dinliyorlar. Diğerleri de o şarkıları zamanla keşfedecek. İçinde iki, üç şarkı olan bir promo cd hazırlanır, radyolara verilir. Tabii dinleyiciye tanıdık gelen şarkılar ön plana çıkar. Belki bu parçayı koymasaydık, senin söylediğin gibi, kendi beğenilerine göre şarkı seçeceklerdi.
Kaan: Her şekilde Sezen Aksu'yu albüme koymamızın bize faydası oldu. Çünkü daha uzun zamanda alacağımız yolu, -kendi tavrımızı bozmadan, koruyarak- biraz daha kısa zamanda kat ettik. Öbür türlü kendi şarkılarımızı tanıtmak için, orada burada koşturup, gereksiz diyaloglara girmek zorunda kalacaktık.
Duyduğuma göre dinleyici sayısını ikiye katlamışsınız. Öyle mi?
Kaan: 'Her şeyi Yak' şarkısıyla mı ikiye katlandı, yoksa diğerleriyle beraber mi değerlendiler; bizim için fark etmiyor. Sezen Aksu, bizim için bir anahtar olacak ve dinleyen diğer parçalara da gidecek diye bakıyoruz.