Üner AltayReplikas'ı geçen sene yine Babylon'da, ilk albümleri "Köledoyuran"daki harika arabesk&rock bileşimine kıyasla çok daha açık uçlu ve elektronik sesler kullandıkları şarkılarla karşımıza çıktıkları konserden bu yana (grubun bu yazki h2000'de gerçekleştirmesi beklenen performans baterist Orçun'un sağlık problemleri yüzünden iptal edilmişti) izleyememiştim. O konserde o sıralar henüz çıkmamış olan ikinci albüm "Dadaruhi"den de parçalar çalmışlardı ve çaldıkları birçok şarkının henüz yapım aşamasında olduğu gibi bir izlenim edinmiştim. Replikas sahneyi laboratuvar gibi kullanıyordu sanki. Ayrıca seyircilerin ısrarla istedikleri bazı şarkıları çalmak istememişlerdi. Kısacası grubun biraz da keyifsiz bir görüntüsü vardı o gece. Konserden çıkarken biraz keyifsizdim ve ikinci albümün nasıl olacağını gerçekten merak ediyordum.
"Dadaruhi" yazın piyasaya çıktı ve biz albümü ofiste Sürekli döndürmeye başladık. O sıralarda bizim dergide çalışan Göksan'la (kendisi Kör Talih topluluğunun da bateristidir aynı zamanda ve her sabah punk dinlemenin cildi güzelleştirdiği fikrini savunur) sabah punk'umuzu (Green Day, Pennywise, Rashit) dinlememezlik de etmiyorduk tabii :)
Dadaruhi çalarken deyim yerindeyse "kendimizden geçiyor" özellikle 'Yaşelli'yi dinlerken birbirimize "Abi süper olmuş burda zurna' gibi fikir beyanlarında bulunuyorduk. Hatta ben bir röportaj için dergiye gelen grup elemanlarına "büyük bir hayranları" olarak tanıtılıyordum:) Netice itibarıyla bizce "Dadaruhi" "süper" bir albümdü ve bu yüzden de Replikas'ı sahnede izlemek için sabırsızlanıyorduk.
Nihayet dün ilk "Dadaruhi sonrası" Replikas konserime gittim. Benim gibi Fugazi, Pavement, June 0f 44, Monroe Mustang, Karate (Kod Müzik uyuma Karate'ye sahip çık, İstanbul'a getir!) gibi özgür ve haysiyetli grupları sabah akşam dinlerken bu müziklerin ne kadar içsel olduğu konusunda her seferinde hayretlere düşen birisi için İstanbul'da Replikas gibi bir grup olması ve benim de onların konserinde olmam ne kadar mutluluk vericiydi anlatamam. Grup konser Süresince beklentilerimi eksiksiz karşılarken mekanda bulunan büyük ekrana ilginç görseller yansıtılıyordu. Göksan yanımda olsaydı her zaman konuştuğumuz gibi "Bu Gökçe derin adam billahi, adamın gözlerine bak nasıl da derin derin bakıyor" diyemezdik bence çünkü Gökçe hiç öyle donuk değildi dün gece hatta arada bir gülüyordu bile. Barkın da oldukça neşeliydi. Arka arkaya "derun" esrime ve delilik şarkıları geliyordu ve seyirci grupla beraber söylüyordu; "Çek baba çek çeek!" İkinci albümdeki şarkıların çoğunu çalarlarken bizlere iki de sürprizleri vardı. Bir tanesi 'Yaşelli'de sahneye davet ettikleri zurnacı diğeri ise 'Hacıyatmaz'da? (Gökhancım getir şu cd'yi artık bak şarkı isimlerini çıkartamıyorum:)) vokal yapan Aylin Aslım'dı.
Daha önce duymadığım şarkılar da çalan grubun rock'n roll'dan drum'n bass'e uzanan etkilenim alanının onları müzikal özgünlüğe ve mükemmelliğe (bazen yaratıcılığın kurban edildiği "virtüözite" değil "hissiyat" bakımından) yaklaştırdığını gözlemlemek bir çok nedenden ötürü (en başta kuşkusuz parasızlık ve açgözlülük geliyor) kısır olarak nitelendirilebilecek olan Türk müzik piyasasında ısrarla ayakta duran ve Sürekli kendisini yenileyen Replikas gibi grupların sayısının da son birkaç yılda arttığı fikrini tekrar aklıma getirdi. Grup bis yapmayı da ihmal etmedi ve sanırım her Replikas konserinde olduğu gibi seyircilerin yırtınarak istediği 'Seyyah'ı da bis esnasında çaldılar. Konser 22:00'de başlamıştı ve saat 00:30'a geliyordu artık. Gitme vakitleri gelmişti. O gecelik iyi müzik dozajımı almış olarak evime yollandım ben de.