Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Özgür Kız kim Nil kim? Nedir bu 'Kek' mevzusu? Hepsi ama hepsi Deniz Durukan'ın Nil Karaibrahimgil ile yaptığı söyleşide.
Deniz Durukan

Nil Karaibrahimgil'i ilk kez iki yıl önce Hazır Kart reklamlarıyla tanımıştık. O günden bu yana hala devam eden Hazır Kart reklamlarının en önemli özelliği, dizi film senaryosuyla yayınlanıyor olması. Nil de bu reklamın baş kahramanı. O her ne kadar bir reklam yıldızı olarak anılmaktan rahatsızlık duyduğunu söylese de, bir kahraman olduğunu da kabul ediyor.Üstelik bu reklam filmi boyunca esrarengiz bir kahraman olarak kalmayı da yeğliyor. Ardından ilk albümü 'Nil Dünyası' çıktığında suskunluğu bozan Nil kızımız, konuşmaya başlıyor ve popüler müzik piyasasında ilk defa bir albüm 'dört dörtlük ürün' gibi pazarlanıyor. Hazır Kart reklamıyla birden bire Türkiye'nin tanıdığı bir isim oldun. Özgürlüğüne düşkün biri olarak bu yoğun ilgi ,senin içindeki çekip gitme arzusunu kamçıladı mı? Hiçbir zaman kendimi şan şöhret sahibi biri olarak algılamadım. Meşhur olduğun zaman yanında üç dört tane korumayla geziyorsun. Jipine koşarak binersen, öyle bir hava yaratırsın. Bu hava senin öyle biri olarak algılanmana yol açar. Beyoğlu'nda simit yiyerek geziyorum, kimse de üzerime saldırmıyor, ya da rahatsız etmiyorlar. İnsanlar beni tanıyınca 'aa ne kadar doğal bir insan, kendi hayatını hiç bozmamış' diyor. Kendi yaşam tarzımdan hiç ödün vermedim, önceden neysem, yine oyum. Aksi takdirde yapay bir şeyin seni yönetmesine izin vermiş olursun. Bu çekimler esnasında doğuya gittin, oradaki kadınlar nasıl karşıladı seni? Sadece Doğu değil, Akdeniz ve Ege'de de çekimler oldu. Çok enteresan olaylar oldu. Bir albüm yapıyorsun, o albüm sen ne yaparsan yap belli yere kadar yayılabiliyor. Reklam ve özgürlük kavramı o kadar güçlü ki, en ufak bir taşın altını kaldırsanız; ben biliniyorum, bu şarkı biliniyor ve devamı bekleniyor. Bir albümle çok zor başarabileceği bir şey bu. Bu gün hiç kimse 'ben özgürüm ne demek ya, kim ben özgürüm demek ister ki' demiyor. Herkes özgür olmak ister. Bu kavram, almak isteyene o kadar güzel motivasyon veriyor ki ... Doğuya ya da Antalya'nın bilmem kaç kilometre doğusundaki kasabalara da gittiğimde, oradaki genç kızlar, yaşlı teyzeler olsun, 'biz de özgürüz' derdi. Hiç unutmuyorum orta yaşlı bir kadın yanıma geldi dedi ki: Kızım artık ben de özgürüm, kocamdan boşandım' Ne yaparsın; o kadar şekerler ki. Normalde pop müzik yapan birinin, o insanlara bu denli dokunmasına imkan yok. Ama o reklam, o slogan, o duruş sayesinde, o insan, onlar için kahraman olmuş. O reklamın içersinde bir aşk hikayesi de var. Aşkın baskıcı bir tavrı, sahiplenme iç güdüsü var. Sence aşk ile özgürlük bir arada yürüyebilir mi? Orhan Gencebay'ın bir lafı var. Aşk, kapısı aralık odada barınır. Bu sözü çok sevdim. Bir insanı baskıladığın zaman, o noktadan itibaren aşk havasız kalmış bir oda gibi olur. Hem kendini, hem de karşındakine nefes alacak ortam yaratmalısın. Aşk her zaman bir tehditle var oluyor aslında. Kıskançlık olmadan aşk yok mesela. Karşındaki insanın elinden özgürlüğünü aldığın zaman, o aşk... Ama bunu isteyerek yapmıyorsun ki, aşkın doğasında olan bir şey bu. İsteyerek veya istemeyerek aşkın böyle bir eğilimi var değil mi? Sahiplenmek istiyorsun aslında, tam da sahiplenmeyi düşünmediğin anda aşk var. Bir türlü senin olamıyor ama, sen bunun için çalışırken, bu Süreçte yaşanıyor asıl aşk. O yüzden de özgürlük ve aşkın kesinlikle bir arada olması lazım. Gerçekten insan sevdiği kişiyi özgür bırakmalı. Peki yaşam içersindeki bağımlılıklar, teknolojinin sana dayattığı alışkanlıklar, para, vazgeçilmezlikler... Bunları düşününce insanın özgür olması mümkün mü? Hepimiz sence gerçekten özgür müyüz? Özgürlük hiçbir şeyin, hiçbir verinin olmadığı bir noktada verdiğimiz bir karar değil. Her zaman için bir sürü veri var. Almak, kabul etmek zorundasın. O durumda ulaşabileceğin maksimum özgürlük, o verilerin içinde kendi formülünü bulup, çözümüne ulaşmandır. Hiç özgür değilim, ben de şu yok, bu yok yerine var olanlarla kendimi nasıl özgürleştirebilirim diye düşünmek gerekir. Çok para, çırılçıplak sokaklarda gezmek, isteği her şeyi yapmak özgürlük değil aslında. Özgürlük bir şeylere rağmen olmalı. O biraz önce senin saydığın şeylere rağmen... Hazır Kart reklamları boyunca, yani albümün çıkana kadar hiçbir yere röportaj vermedin. Duyduğuma göre, şirket tarafından röportaj vermen ve bunun gibi bir çok şey yasaklanmış. Doğru mu? Yasaklanmadı. Ben basın önüne çıkmak istemedim. Turkcell yasağı diye bir şey uydurup, bir reklam yıldızı olarak ortaya çıkmamı engelledim. Basının önüne albümümle çıkmak istedim. Bir şekilde kendimi korudum. Ajansa da isteğimi belirttim, onlar da bunu onayladılar. Çünkü ne olursa olsun öyle bir insanın esrar perdesi ardında olması, onlar için de avantajlı oldu. Bu bir şekilde kahramanlaşmayı getiriyor beraberinde.Albüm çıktıktan sonra da seve seve herkesle konuştum. Nil'in Dünyasına baktığımızda erkekler için yazılmış 'Erkekler Yüzünden' adlı şarkıda eleştirel bir yaklaşımın var. Kadınların güzellik çabaları ve bu çabaları erkekler için göstermeleri gibi. Ama bir taraftan da aynı handikaba sen de düşüyorsun. Kek bile yapıyorsun... Tabii. Hiç birimiz tutarlı değiliz aslında. Hadi hepiniz tutarlı oldunuz diyelim, ben hiç tutarlı değilim. Bir söylediğimi aynı şarkının içinde de geri alabilirim. 'Ben sana kek yaptım, sen bana kelek yaptın, ama beni melek sandın' sözleriyle bitiyor, ne demek istediği de muallakta aslında. Şarkıların içinde hayatta olan şeylerin hepsi var. Selülit kremini kendin için de Sürebilirsin, aynı zamanda bir erkek için sürdüğün de kafanın bir kenarında vardır. Bunun çelişkisini yaşarsın. Bütün bunlar şarkılarda var. Tamimiyle bir genç kız dünyasının doğallığında, bir numaralı mesele olan ilişkilere, erkekler konusuna ironik olarak yaklaşan bir albüm olduğundan, içinde her türlü çelişkiyi barındırması normal. Albüm 13- 20 yaş arası genç kızları hedef alıyor, daha da ötesi ergenlik dönemini içeren şarkılardan oluşuyor. Oradaki var olan başkaldırı da ergenlik başkaldırısı. Bu seni ne kadar karşılıyor? Sen 13- 20 dedin, ben bir yerde 15 - 25 yaş arası demiştim. Bunun ardından o kadar eleştiri geldi ki, 'sen kendi albümünü nasıl sadece kadınlarla, belli bir yaş grubuyla sınırlandırırsın... Biz de dinliyoruz bu albümü, annem, annemin arkadaşları, ya da çok daha küçük yaşlardaki çocuklar ve özellikle erkekler dinliyor ' diye. Gerçekten erkekler bu albümü çok fazla dinliyor. Konserlerimde bir çok erkek dinleyici bağıra bağıra şarkıları söylüyor. Dolayısıyla bu ergenlik sorunları gibi gelebilir, ama başkaldırı var içinde. Bu da çok acı bir şey: insan sadece ergenlikte mi başkaldırıyor? Değil tabii ki, 25 yaş ve üzerinin başkaldıracağı başka şeyler var... Niye mesela evlilik 25 yaşındaki bir kadının hayatının ortasında duran bir konu. 'Canım hem yuva kurmak, hem evlenmek ister' onların çelişkisini yakalamış bir albüm. Yirmi beş yaş değil artık; onun da üstü. Evlenme yaşı da ilerledi. Kırk yaşında evleniyorlar artık. 'Resmen Aşığım' dersen, o zaten yaşı olmayan bir şarkı. 'Erkekler Yüzünden' adlı şarkı onlu yaşların şarkısı gibi duruyor ama, kendini bir erkeğe beğendirmek isteyen ve bundan yorulan herhangi bir yaştaki kadının da kafasından geçebilir bu duygular. Aslına bakarsan konu çok değişiyormuş gibi görünüyor, ama değişmiyor. Büyüdüğünde okul yok, iş var. Ama okulla, iş arasındaki ilişkiler çok mu ayrı? Yoo! Mesela 'Pelin' adlı şarkıda adı geçen Pelin üniversiteden bir arkadaşımdı. Ama fark etmez, ilk okuldaki bir arkadaşım, ya da iş yerindeki bir arkadaşım da olabilirdi. Önemli olan Pelin'in temsil ettiği kadının mükemmel olması ve bizim onunla Sürekli yarışmamız. Bu söylediklerinle genelleme yapamayız. Eğer herkese yönelik şarkılar diyorsan, değil. Bazı kesimin bakışı bunlar. Yazılacak çok şey var. İş sorunu, kocasıyla uyumsuzluğu ya da hayatla... Benim öyle bir derdim yok! Feminist değilim. Toplumsal bir misyonum da yok. Kendi sorunlarımla ilgileniyorum. Kadınların veya erkeklerin sorunlarıyla ilgilenmiyorum. Ama sonuçta nereden bakarsan bak, ortak bir paydaya gidiyorsun. Seninle oturup konuşsak ortak bir çok üzüntümüz ve sevincimiz çıkar. Senin deyiminle başkaldırdığımızı, mücadele ettiğimizi görürüz. İster istemez bazı insanlara doğru daha fazla gidebilir. Kadın sorunlara yönelik bir albüm yapalım diye düşünmedim. İçimden geleni yaptım diyorsun, bu seni ne kadar karşılıyor? Bu planlayarak, strateji belirleyerek yapılamaz. Yoksa yapay olur.İnsanlar dinlediklerinde o samimiyeti anlıyorlar; Sen öyle değilsin de, öyleymiş gibi yapıp bizi kandırmak için mi paketledin, yoksa gerçekten öyle mi düşünüyorsun...Eğer gerçekten öyle düşünüyorsan biz de senle hem fikiriz diyorlar. Zaten ben bir besteyi öyle yapamam, yapan da var mı bilmiyorum. Peki reklamda çizdiğin özgür kız imajı seni yansıtıyor mu? Özgürlük senin için ne demek? O kız benim bir bölümümü yansıtıyor. Oyuncu olmadığım için, reklamın inandırıcılığında samimiyetimin payı var. Eğer gerçekten o canlandırdığım kızın özelliklerini taşımasaydım, o şarkı olmazdı, reklama da oturmazdı. Her insanın içinde gitme duygusu vardır ya, en çok da şiirlerde okuruz onu, benim içimde de öyle biri var. Özgür kız ona denk geldi. O reklamın çevrildiği, ya da benim o şarkıyı yaptığım gün biri böyle valizini alıp, sırt çantasını takıp bir yerlere doğru gitti. Kesinlikle o da benim içimdeki kümenin elemanlarından biri. Özgürlük sorusuna cevap vermek de acayip zor aslında. O duygu, benim ilk şarkıyı yazdığım anda başladı. Reklamda oynayışım ondan sonra geliyor. Özgürlük ne demek? Birisine ne zaman gerçekten ben özgürüm diyebilirim, diye düşündüm. Sonra kafamda şöyle bir cevap oluştu; Özgürlüğün binlerce tanımı var. İnsanın kendisine karşı dürüst olması, inandığı şeyleri yapması, kendini potansiyelinin farkında olup, onları gerçekleştirmek üzere davranması ve bunları yaparken başkalarının hakkına tecavüz etmemesi. Hayatta ilerlerken yol çatallanıyor ya, üçe dörde ayrılıyor ya da bir dört yol ağzına geliyorsun, o noktalarda seçim yapman gerektiğinde kafanda bir özgürlük duygusu oluşuyor. Bu seçimi neye bağlı olarak yapıyorum; yoksa ben kendim mi seçiyorum bunu. O anlar çok önemli. Hiç baskı altında kalmadan, bilerek isteyerek o yola girdiğinde bu seçim bir özgürlüktür. Tamam bu doğru. Ama reklamdaki özgürlük anlayışı tehlikeli değil mi? Ayağına botları geçirip, sırtına çantanı alıp dağlara çıkmakla özgürlüğü sınırlandırmış oluyorsun. Özgürlük kavramının içi boşaltılmış gibi duruyor. Senin söylediğin şey daha önce tartışma konusu oldu. O dönem neler hissediyorsun diye sordular. Komiğime gittiğini söyledim. O bir reklam. Özgürlüğü anlatalım diye yapılmış bir şey değil. Bunun abartılacak bir tarafı yok. Bir yağ reklamı insanları uçurduğunda kimse bir şey demiyor, ama biz dağa çıktığımızda, ben özgürüm dediğinde herkes ayağa kalkıyor. Bu sadece bir reklam diyorsun, ama burada yansıttığın özgürlük imajı, yaşamına yayılmış gibi duruyor. Üstelik albümüne bile yansımış. Yağ reklamı, sağlıkla ilgili bir şey. Bunu kullanırsanız tüy gibi hafif olursunuz mesajını veriyor. Ama senin oynadığın reklamda dağa çıkarsanız, çantanızı alıp, özgür olursunuz diyor. Aslında öyle değil. Bu bir reklam. Kızın dağlarda taşlarda dolaşmasının nedeni, gsm'nin kapsadığı yerleri, kızın gidebildiği noktaları, nereye giderse gitsin faturasız bir şekilde telefonuyla konuşabildiğini anlatmak. Kesinlikle özgürlük dağa çıkmaktır, hadi biz de dağa çıkalım denmiyor. Aslında şarkının sözlerine baktığında, çok daha fazla şey buluyorsun. 'Çekip gittiğimden değil' diyor. Özgürlüğün kesinlikle bir şeyleri bırakıp gitmek olmadığını, özgürlüğün insanın içinde olduğunu anlatıyor bu şarkı. Bu yüzden şarkı reklamdan bağımsız bir şekilde, özgürlük marşı olarak çok fazla insana ulaştı. Reklama bir problem çözücü olarak bakmak lazım. Bir fikrin savunucusu olamaz ki. Bu reklam senin müzisyen kimliğinin önüne geçti. Seni rahatsız etmedi mi bu durum? Aslında etmedi. Bana çok fazla yardımı oldu. biraz kulağımı ters tarafından göstermiş oldum.Çünkü bir müzisyen için böyle bir başlangıç yok. Araştırdım; dünyada bir reklamla başlayıp, müzikal kariyerine devam eden başka bir müzisyen yok. Ama benim albüm çıkarma nedenim tanınmış olmam değil. Bir reklam yıldızı olmam hiç değil. Zaten öyle olsaydım, o dönemde hemen albüm çıkarırdım. Çok öncelere dayanan, Boğaziçi Üniversitesi'nde okuduğum dönemlerden kalma, bestelerim var. Müzisyen bir aileden gelmişliğim var. O döneme kadar çok fazla şarkı yaptım. Zaten bu reklamda oynamayı kabul etmemin en büyük nedeni, bu reklamın şarkısını söylüyor olmam. Yani bir özgürlük şarkısını söylüyor olmam. Ama senin dediğin gibi 'özgür kız' benden bir adım önde. 'Nil Dünyası'nı onun önüne geçirmeye çalışıyorum. Biliyorsun 'özgür kız' adını biz takmadık. Medyanın, insanların yakıştırması. Şimdi özgür kız Nil, ya da Nil Karaibrahimgil diyorlar sadece. Çok yumuşak, güzel bir geçiş oldu. Bunun nedeni de albümün kendisinin 'özgür kız'dan ve herkesten bağımsız, net bir duruşu olması. Hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, kendi dinleyicisiyle buluşup böyle bir ilişki kurabiliyor. O yüzden onu ayrıca değerlendiriyorlar. Bir taraftan da 'Nil Dünyası' diye bir albüm yaptı. İkisi birbirini engellemiyor. Paralel şekilde ilerliyor. Albüme neden moda dergisi gibi bir kapak düşündünüz? Albümde olan şakaların, albümün kapağında da olmasını istedim. Niye her kapakta birinin suratı veya vücudunun bir bölümü var? Bizim ki farklı olsun, hatta bir kadın dergisi gibi olsun dedik. Tıpkı Cosmo, Elele gibi. İçindeki şarkıları öyle eğlenceli yazalım ki, okuyan sıkılmasın. Çünkü şarkı sözlerini okutmak istiyordum. Sonuçta kapak çok beğenildi. Yapanları da çok feci kutluyorum. Dünyada böyle kapak pek yok. Peki hiç kek yaptın mı? Valla en çok klipte yaptım. Tabii ki, hayatımda binlerce kez kek yapmış birine elbette benzemiyorum. Orada önemli olan benim biri için bir şey yapıyor olmam. Kek de çok güzel bir benzetme oldu. Sana bir hediye aldım demek yerine, sana ellerimle bir şey hazırladım demek daha romantik.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro