Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Pentagram Bostancı Gösteri Merkezi konseri izlenimlerini bizlerle paylaşan Murat Küçükoruç'a bundan sonra da yazılarıyla bizimle birlikte olmasını temenni ederek 'hoş geldin' diyoruz.
Murat Küçükoruç

Şeytan Bunun Neresinde? Tarih : 18 Ocak 2002 Yer : Bostancı Gösteri Merkezi Grup : Pentagram Bilet : 15.000.000 T.L. Türkiye'nin 'medya tarafından önemsenmeyen en önemli heavy metal grubu' Pentagram, Anatolia sonrası sessizliğini ardı ardına gelen iki albümle bozmuştu. İngilizce sözlü 'Unspoken' ve Türkçe sözlü 'Bir' in ardından grup, İstanbul'da verdiği ilk önemli konserde dinleyicisiyle buluştu. Grubun daha önce, Anatolia sonrası dönemde yine aynı mekanda verdiği ve herkesin mükemmel olarak hatırladığı konserin tatlı hatıraları, aynı kitlenin neredeyse eksiksiz olarak konsere gelmesinde büyük rol oynadı. Zaten statik bir hayran kitlesine sahip olan grup, artık konserlerden önce yoklama alsa, garip karşılanmayacak diyebiliriz. Havanın oldukça soğuk olması sebebiyle konser salonu dışında fazla bir kalabalık yoktu, ancak Bostancı çevresindeki cafe ve birahaneler 'siyah tişörtlü gençler' in istilasına uğramış gibiydi. Konserin başlamasına yarım saat kala içeri girdiğimde yaklaşık 2000 kişilik bir dinleyici grubuyla karşılaştım. 1986 yılından bugüne çok değişik kitlelerden dinleyici edinen Pentagram, bunu konserlerinde iyice belirginleştiriyor. Manowar tişörtlü ve henüz sakalı çıkmayan adolesans çağındakilerden tutun da, beyaz saçlı hatta artık saçı bile olmayanlara kadar değişen bir topluluk, genelin arasında güzel ayrıntılar olarak göze çarptı. Kafa sallamayı sakıncalı bulanlar az sayıdaki koltuklu bölüme, diğerleri tıklım tıkış ortaya şeklindeki yer paylaşımından sonra konser için geri sayım başladı. Bir gün önceki Duman konserinin tersine her on kişiden sekizinin erkek ve yaş ortalamasının yirmi civarı olması şaşırtıcı değildi. Konser öncesi mikrofon kontrollerine veya patlayan flaşlara bile büyük bir uyum içinde tepki veren topluluk, güdülenmiş bir izlenim yarattı. O sırada tribün tarafında beliren ve kimilerinin Deniz Seki, kimilerinin Hande Yener (daha neler) olduğunu iddia ettiği ve arkadan hiç de fena gözükmeyen kişiliğe de, o özlediğimiz 'Popçular Dışarı!' sloganını bağırttırdığı için ayrıca teşekkür borçluyuz. Konserin ilginç simalarından birisi de Cenk'in eşi ve oğluydu (büyümüş kerata). Soğuk hava sebebiyle annesi tarafından sıkı sıkı giydirilmiş velet, bir o yana bir bu yana kendi kafasına göre takıldı, durdu. Beklendiği gibi herhangi bir alt grup yoktu. Beş dakika gecikmeyle arkadan, bir gün önceki Duman konserine nispet yaparcasına bir soundda salonu dolduran elektro gitar riffleri duyulmaya başlandı. Bir anda havaya kalkan kollar, metal işaretleri ve kalabalığın bağırışları arasında açılan 'Speed Metal Attacks ( I Was There) 1986-2003' yazılı pankart dikkat çekiciydi. Yaklaşık 45 saniye Süren 'ses var görüntü yok' modundan sonra perde açıldı ve Hakan, Cenk, Tarkan, Murat, Metin beşlisinden oluşan Pentagram konsere fırtına gibi girdi. O ana kadar sakinliğini muhafaza etmeyi başaranlar ise Murat'ı elinde mikrofon kordonu, kafa sallarken görünce kendilerini bıraktılar. Grubu Trailblazer'ın çıkışından (bu albüm Türkiye'de orjinal olarak bulunmuyor, ilginçtir) üç yıl sonra dinlemeye başlamış ve Demir Demirkan'ı başarılı bir grup üyesi olarak benimsemiş biri olarak 'yeni çocuk' Metoboy'un performansı benim için en büyük soru işaretiydi. Üzerinde yapıştırma harfler bulunan renkli gitarı, ilginç giyim stili ve fönlü-bakımlı saçlarıyla açıkçası benimsemekte biraz zorluk çektiğim ve nedense Pentagram'a bir türlü yakıştıramadığım Metin, gereksiz Bon Jovi edalarından arınmış, kırk yıllık Pentagram üyesi gibi çaldı (hem de ne çaldı) ve hepimizin yüzünü güldürdü. Aşının tuttuğu belli, umarız böyle devam eder, içten bir hoşgeldin diyorum kendisine... Grup, o özenli canlı performansını her zamanki gibi ortaya koydu. Albümdeki soundla oluşabilecek farklılığın giderilebilmesi için çeşitli üflemeli çalgılar, sima olarak tanıdığımız isimler tarafından canlı olarak kullanıldı. Sesler oldukça dengeliydi, özellikle Murat'ın vokalleri ile gitarlar arasında göz dolduran bir uyum vardı. Tarkan'ın performanslar esnasında 'çekip-çeviren' bir rol oynadığı gözlerden kaçmadı, belli ki Demir'in ayrılmasından sonra yükünün arttığının bilincindeydi. Şarkı aralarında neredeyse hiç durmadan ve gereksiz beylik nutuklar atmadan arka arkaya bombaları patlattılar. Eskilerden : Rotten Dogs (Trailblazer introsuyla), Vita Es Morte ( 7 dakikalık bir versiyon, Anatolia bağıntılı), Give Me Something To Kill The Pain, Dark Is The Sunlight, Anatolia, Behind The Veil, Uzun İnce Bir Yoldayım... Yenilerden ise : Mezarkabul, Unspoken, Tigris, Bir, Şeytan Bunun Neresinde?, For The One Unchanging, Ölümlü gibi beklenen bütün şarkıları çaldılar... İyi seçilmiş ve dengeli bir repertuar olduğu halde, hiç cover çalmamaları şaşkınlık yarattı. Daha önce aynı mekanda verdikleri konserde Metallica'dan Creeping Death, Slayer'dan Black Magic, Iron Maiden'dan Fear Of The Dark gibi klasikleri mükemmel yorumlayan grup, coversız repertuarıyla o konserdeki dakikaları tatlı tatlı anımsattı. En azından ben, artık Pentagram konserleri klasiği olarak kabul gören Black Magic'i aradığımı itiraf edebilirim. Seyircilerin yeni albüme iyi çalıştığı belli oluyordu, bu da konserin tadını arttırdı. Uğruna en çok tezahürat yapılan şarkının, aynı zamanda düzeniçi ve klişe liriklere sahip olmakla eleştirilen 'Bir' olması dikkat çekiciydi. Genç kesimin Trailbazer zamanından kalan şarkılarda 'Bu hangi grup?' ifadesi takınması, uzun yıllardır bu işi yapan grupların ortak sıkıntısı sanırım. Birileri bu çocuklara Pentagram'ın ilk albümünün 'Anatolia' olmadığını söylemeli... Yıllardır narkotik faktörlerin, yaptıkları müziğin önüne geçmemesi konusunda hassas davranan Pentagram, bu özelliğini yine gösterdi. Bis'te Mezarkabul'u çaldıkları sırada bir yandan teknisyenlerin getirdiği biralarla serinleyen grup, inceden bir Efes Pilsen reklamı yapıldığının farkına hemen vardı. Teknisyenlerin monitörlerin üzerine kule gibi diktiği bira kutularını alıp, görünmeyecek şekilde yerleştiren Tarkan, pratik zekasıyla grup arkadaşlarına yol gösterdi. 'Aaa Efes, bizimkilere sponsor olmuş!' şeklindeki geyik muhabbeti de kısa Sürede sona erdi. Konser sonunda seyircileri hep birlikte selamladıkları esnada Cenk, omuzlarına aldığı oğlu ve kenarda bekleyen hanım hanımcık eşiyle 'Yerli Osbourne Family' tadı yaşattı. Nedendir bilinmez, hayatının ilk kalabalığına 'satanist bunlar, en iyisi ben büyüyünce doktor olayım' tarzı bir bakışla merhaba diyen küçük kardeş, beni 'Evlilik garip şey, böyle evlilikler de olabiliyor demek ki?' gibi anlamsız romantik düşüncelere sevketti ve evime de bu düşünceler ve ağrıyan bir boyunla gittim. Şu bir gerçek ki, Pentagram kaliteli müzik yaparak, her şeyin para ve şöhret olmadığını bazılarının yüzüne vurmaya devam ediyor ve edecek. Ayrıca her konserde, rock ve türevleri mevzu bahis olduğunda ve ışık-ses-ambians üçgeni bağlamında 'Türkiye'nin en iyi konser grubu' olduklarını da gösteriyorlar. Ancak grubu uzun yıllardır dinleyen kitlenin bazı eleştirileri de yok değil. Meşhur satanist muhabbetleri esnasında adeta boy hedefi haline getirilen Pentagram'ın ortalık durulduktan sonra 'Bu dünyada gördüklerinin hepsi bir, hepsi haktan!' gibi anlamsız sözlere sahip Türkçe şarkılar yapmaları çok mu gerekli? Korkulan bir şey mi var, yoksa ateist olan bizi dinlemesin mi diyorlar? Zira oraya gelen insanlar, bu dünyada gördüklerinin kaynağını sorgulamaya veya hayatın anlamını bulmaya gelmiyor, bir heavy metal konserine geliyorlar. Anadolu-metal gibi adlandırılabilecek bir soundu başarıyla uyguluyorlar ancak iş söze geldiğinde Aşık Veysel saplantısı kabak tadı vermeye başlıyor. İngilizce şarkılarda (örneğin: Lions In The Cage) özle ilgili olan mesaj çok daha zekice verilirken (taht kavgası hikayesi), Türkçe sözlü şarkılarda sloganımsı klişeler çok göze batıyor. Böyle giderse bir dahaki albümde ezan yorumu veya toplu halde namaz kılma gibi ilginç aktivitelerle karşılaşılma korkusu var. Mübalağayı bir yana bırakalım, gerçek olan 'vur deyince öldürmek' sözü üzerine biraz daha düşünülmeli grup olarak... Açıkçası ben bu tarz şarkılar yerine 'No One Wins The Fight' gibi bir Penta klasiğini veya hiçbir konserlerinde canlı izleme şerefine nail olamadığım damar parça 'Fly Forever' ı tercih ederim. Sahi grubun bu şarkıya bir garezi mi var, niye üvey evlat muamelesi görüyor, onlar yapmadı mı bunu? Zurna sololarının olduğu bir ortamda, 'Fly Forever' tempoyu düşürür mü? Sonuç olarak, bunların aile içi eleştiriler olarak dile getirildiğini, gruba karşı kitle içinde kimsenin bir tepkisi olarak alınmaması gerektiğinin altını çizmeli. Yıl 2003 ve biz hala bu müziğe ve Pentagram'a inanmayı sürdürüyoruz...
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro