Ekim
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


İkinci albümü 'Adam Olmak İstemiyorum' ile gündemde olan Türk punk-rock'ının medar-ı iftiharı Rashit, Deniz Durukan'ın sorularını yanıtladı.
Deniz Durukan

Rashit, Türkiye'nin en önemli punk gruplarından biri. Üstelik tarzında Türkiye'de isim yapan ve popüler müzik piyasasında punk albümü çıkaran tek grup. Buna karşın o underground ruhu kaybetmeyen Rashit , çıktığı ilk günden bu yana muhalif tavrından taviz vermeden ilerliyor. 1993 yılında İstanbul'da kurulan grup, underground piyasada çıkan demolarının dışındaki ilk yasal albümlerini 1999 yılında 'Telaşa Mahal Yok' adıyla çıkardılar. Müziklerinde oryantal ritimleri de kullanan bu çocuklar, böylece Türk usulu punk'a da imza atmış oldular. Şimdilerde ikinci albümleri 'Adam Olmak İstemiyoruz'u Ada Müzikten çıkaran Rashit, punk'ın kirli sound'una sadık kalarak, hayatın kirli taraflarına da şarkılarıyla işaret ediyor. Albümde sıkça tüketimin çağın hastalığı olmasından söz ediyorsunuz. Siz kendinizi bu tüketim çılgınlığından nasıl koruyorsunuz? Tolga: Az tüketerek, kullanılmış mallar alarak, çöpleri değerlendirerek yapıyoruz bunu. Her çıkan malı almak yerine, demode olanları tercih ediyorum. Örneğin vcd veya dvd player yerine video kullanıyorum. İsterseniz eski formatları yaşatabilirsiniz. Bülent: Bizler bütün endüstriyel gelişimi, küreselleşmeyi yaşamış gençleriz. Kuşağımız gereği ilk Mc Donald's'ı, ilk Lewis'ı biz gördük. Hepsini yaşadık. Ama bunun öncesini, yani küreselleşme öncesini de yaşadık. Aradaki farkı biliyoruz. Karşı koyuşumuzu daha ciddi yapabiliyoruz. Bizden daha genç olanlar, doğdukları andan itibaren yalnızca kendilerine sunulanı gördüler. Karşılaştırma olanakları yok. Küreselleşmiş şirketlerin üzerimizdeki baskılarını anlıyoruz, sokaklarda halay çekerek değil, satın almayarak, Mc Donald's'da yemek yemeyerek, onların ürünlerini giymeyerek baltalamaya çalışıyoruz. Bizim gibi bir çok insan var aslında. Farkındaysanız Mc Donald's'lar birer birer kapanmaya başladı. Ekonomiye zarar vermek değil buradaki niyet; yalnızca sömürüden yana değiliz. Kısacası kapitalist sisteme karşısınız. Yeni dünya düzeninden hoşnut değilsiniz. Anarşistçe bir yaklaşımınız var. Bülent: 2003 yılındayız, artık anarşizm, komünizm, hatta kapitalizm bile kalmadı. Buna küreselleşme diyorlar artık. Oğuz: Ortodoks bir kitle olduğunu zannetmiyorum. Bir çok kesimden beğendiğiniz fikirleri alıp, kendi kafanızda yeni bir şey oluşturabilirsiniz. Bülent: Buna 'Nanarşi' diyebiliriz belki. Yani dünya kötüye mi gidiyor?!! Oğuz: Bence bir yere gitmiyor... Bülent: Evet, durdu her şey. Tarih Süreci sona erdi. Üretim de durdu. Punk'ın ana felsefesi olan 'No Future'; yani 'Gelecek Yok' sözüne cuk oturuyor bu söyledikleriniz. Bülent: Artık no future değil, no future is over (gelecek yok yok) diyoruz ona. Oğuz: Ya da fütursuzca yaşamak... Bu dönemde punk yapmak doğru mu? Koro halinde: Her zaman doğru.... Orkun: Hatta şu dönemde tam zamanı. Oğuz: 1977 yılındaki Punk'lar da aynı kafadaydı, 2003 yılında da aynı kafadalar Tolga: Punk, sanayi devriminden sonra çıkan bir şeydi, şimdi ise küreselleşmeye bir tepki olarak çıkıyor. Oğuz: Muhalifler her zaman kendilerine bir kimlik buluyor. Punk da muhalif kültürün görünümlerinden bir tanesi. Türkiye için olmayan bir görünüm. Tolga: Buna punk demek de çok önemli değil aslında. Bülent: Muhalif kimliğimiz yaptığımız müzikten daha önde. Dünyada punk, bir tür 'nostalji' olarak kaldı. Şimdilerde hip-hop fırtınası esiyor. Bülent: Popüler müzik olarak evet. Bu da bir moda aslında. MTV bunu pompalıyor. Ciddi bir 'hiphop' bombardımanı yaşandı. Daha önce de 'nu metal' bombardımanı vardı. Bunların içini boşaltıp, ağzına sıçtıktan sonra şimdi tekrar punk'a dadandılar. Mesela Curt Cobain'nin günlüklerini satışa çıkardılar! Bülent: Evet, güne adapte edip tekrardan sunmak istiyorlar. Çünkü piyasa tükendi, yeni müzik akımları çıkmıyor. Türkiye'de müzik piyasası nasıl? Alternatif grupların durumu ne? Tolga: Ebru Gündeş dururken, kimse alternatif bir gruba albüm yapmak istemez. Ticari kaygıyla bakıyorlar. Yeterince alternatif plak şirketi olmaması yeni gruplara veya yeniliklere ortam yaratamıyor. Bundan dolayı hep çöp basıyorlar. Ucuz prodüksiyonlar çıkıyor ortaya. Orkun: Tek şarkılık albümler yapılıyor. Tolga: Bu Türkiye'nin gerçeği. Yüzde yetmiş ile yüzde otuz meselesi. Arz talep meselesi yani. Gerçekten arz talep meselesi mi acaba? Bülent: Bence değil. Arz edebilecek durumda değiliz ki? Arzdan bağımsız olarak üretiliyor talepler. Oğuz: İnsanların artık dinlemekten sıkıldığı şeyler dışında, başka işler yapanlar da var. Duman'ın başarısı buna örnek. Herkes aynı şeyleri dinlemekten sıkıldı artık. Bülent: Hatta tonmaister'lar bile sıkıldı. Bir Metin ağabeyimiz var; yalnızca albüm yaptığımız kadının yüzü değişiyor diyor. Geri kalan her şey aynı. Orkun: Fabrikasyon işler... Oklarınızı basına, medyaya da doğrultuyorsunuz. Gerçekten çok mu kötüler? Orkun: Kötü olana karşıyız, hepsine değil. Tolga: Ne gazete okuyorum, ne televizyon izliyorum. Sorun güncellikse, zaten daha önce yaşadıklarımın tekrarı bütün bu olanlar. Değişen bir şey yok. Irak'ta savaş mı çıkacak? Önceden de İran- Irak savaşı vardı, bunların nedenlerini zaten kafanızda oluşturabiliyorsunuz. O yüzden, bugün olanlar beni ilgilendirmiyor. Bunu kendi adıma söylüyorum tabii. Orkun: Bazı insanlar bu tür gazeteleri okumaktansa, fanzin okumayı tercih ediyor. Çünkü gazetelerin tiraj kaygısı, niteliğin önüne geçebiliyor. Elbette her gazete, her köşe yazarı böyledir anlamına gelmez. Ama genel hava bu. Oğuz: Aslında iyi bir köşe yazarını okumak son derece keyifli olabiliyor. Bundan zevk almadığımı söyleyemem. Fakat öyle gazeteler var ki, içeriği tam bir çöplük. Dergiye ya da gazeteye reklam alındığı zaman, o reklamın içeriğine göre yazısını değiştiren gazetecileri biliyorum. Tolga: Patronun kim; asıl o önemli. Orkun: Son dönemlerde gazetelerin sayısında inanılmaz bir artış oldu. İsimleri toplayıp yeni bir gazete oluşturuyorlar. Artık gazeteler değil, yazarlar marka oldu. Bağımsız olabilmek zor, değil mi? Oğuz: Evet, belki de sınırları iyi koymak gerekiyor. Bülent: Aslında bir ara yol bulmak gerekir. Arkadaşlarımdan bağımsız olarak, biraz daha umutluyum. En azından, müzik yapabilmek için umutlu olmak gerek. Bu doğrultuda, fikirlerini takip ettiğim insanlar benim için önemliyse, ara yol bulmak adına, kimdir o gazetenin sahibi diye bakmıyorum. Örneğin, bir dönem Ülker ürünü almayın, çünkü sahibi şeriatçı deniyordu. Ne yapayım yani, almayayım mı? Bülent: Murat Belge'yi okumak istiyorsam, Radikal'i almak zorundaydım. Yaşamak için çok fazla derine inmemek gerekiyor. Zaten derinlik var mı ki? Bülent: Ama sistemin bizden istediği, koşullandırdığı şey bu. Kendimizi çok derindeymişiz gibi hissediyoruz, ama her şey yüzeysel. Olay kopmuş bir kere. Evet, yaptığımız müzik açısından alternatifiz, ama bir yandan da bir şeyle ilgilenmiyoruz. Bence ara yol bulmak gerekir. Muhalif olmak, bu doğrultuda derinleşmek gerekiyor. Tamamen arındırılmış bir hayat yok. Her şeyi tamamen reddetmek de doğru değil. Oğuz: Birkaç gün sonra albümümüz çıkıyor, biz de ticari meta olacağız. Bunu engelleyemeyiz. Hiç olmazsa yaptığımız işin içeriğinin olması, boş olmaması gerekir. Önemli olan bu. Tolga: Ama 'ara sıra ara beni yar' şeklinde olmuyor yani.... Bülent: İnsan gücünün bilincinde olmalı. Bunu kullanmalı. Sınırlarını da bilmeli. Teknoloji çağındayız. Teknolojiyi kullanmadan, teknolojinin karşısında durmak bana anlamsız geliyor. Örneğin hacker'ler teknolojiyi çok iyi kullandıkları için, teknoloji karşısında ciddi bir varoluşları, duruşları söz konusu. Bizim yaptığımız müzik de böyle. Albümümüz ticari bir metaya dönüştürülecek, ya da dönüştürülemeyecek, bilemiyorum. Ama biz bu kanalları da kullanacağız, söylemek istediğimizi daha güçlü bir sesle söyleyeceğiz. Oğuz: Kendi varlığımızla ayakta durmak istiyoruz. Başka şeyler de yapabilirdik. Eğer başka bir ideolojimiz olsaydı; arabamız, evimiz, paramız olurdu. Hayata bakış açımız, hayatı algılayışımız farklı. Yalan mı her şey? Oğuz: Öyle. Doğduğumuz andan itibaren yalanla büyütülüyoruz. İleriki yaşamımızın güzel ve varlıklı olması için, bir takım yalanlara yöneltiliyoruz. Nasıl zengin, ya da başarılı olacağımıza yönelik kurallar baştan belirleniyor. Peki, Amerika, Irak'a saldırmak üzere. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bülent: Bu savaşa karşı kolektif şekilde bir araya gelinmesi bana pek inandırıcı gelmiyor. Ne yapsan boş gibi. Tolga: Ağbi, karar verilmiş zaten. Televizyonu açıp seyredeceğiz bombalamayı. Bülent: Saddam'ın yıllar önce öldürülmediğini kim biliyor. Kandırılıyoruz. Bir şeylere karşı koşullandırılıyoruz, ama neyin karşısında durduğumuz bilmiyoruz. Görünen gündem gerçekten var olan gündem mi? Oğuz: Piyon bile değiliz! Tolga: Elbette karşıyız. Sonuçta bu bir savaş. İkinci albümünüz, ilkine oranla biraz farklılaşmış. Punk'ın detone vokali daha lirik, romantik bir yoruma kaymış. Neden? Oğuz: Yaşlanıyoruz herhalde. Belli bir amaçla yapmadık. Son olarak; punkla ve hayatla ilgili özellikle söylemek istediğiniz bir şey var mı? Bülent: Türkiye'de punk'ı, alternatif müziği genelde zengin çocukları yapıyor. Biz onlardan değiliz. Gerçekten zorlukla ve inatla bu işi yapıyoruz. Bu ayrım önemli. Bizim hedef kitlemiz de bu doğrultuda oluşuyor. Türkiye'de kendini muhalif olarak tanımlayan insanlarla, hasbelkader aynı saftayız. Bizle ilgili ciddiyetsiz bir bakış var, üzerimize bir yafta yapıştırılıyor. Türkiye'de müzik açısından, gençlerin kendini ifade etme yolları kısıtlı. Biz alternatifiz ve ciddiye alınmalıyız. Biz bir virüsüz ve insanlara da bu virüsü bulaştırmaya çalışıyoruz. Tolga: Eğer adam olmak adına önümüze böyle bir heykel konuluyorsa; biz adam olmak istemiyoruz! Not: Rashit'le ilgili ayrıntılı bilgiye www.rashit.com 'dan ulaşabilirsiniz.
Dost Mekan
Salon İKSV
Hadi indir !
Alison Moyet - Changeling
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Sosyal Ağ