Murat BeşerDavid Bowie'den sonra, rock ve pop müziğin son 30 yılına damga vuran duygulardan biri hafifmeşrepliğin damak tadı. Bu aynı zamanda müziğini toplumsal bir tehdit aracı olarak kullanan bir çok ismi yarattı. Amerika'da da son yıllarda benzer bir sorunu Marilyn Manson'ın duruşu ve müziği yaratıyor. Gerçek adı Brian Warner olan Marilyn Manson, dini motiflerle uğraştığı için, son 10 yılın en tartışılan rock yıldızlarından. Özellikle Amerikan toplumunun ve dininin değer yargıları ile alay eden, şarkılarında evrim teorisini işleyen, Sürekli izleyenleri şoke eden Marilyn'in verimli çalışmaları, onun pseudo-satanik pozları, travestilik, seks ve uyuşturucu hakkındaki şarkıları, ona kötü bir ünle birlikte dünya çapında ticari bir başarı getirdi.
Marilyn, Ohio'nun bir kantonundan. Ruhsal bakımdan duygusuz kahramanımız, 90'ların sonunda yaptığı bir röportajda çok değiştiğini ve insanların üzüntülerini hissetmeye başladığını söylemişti. Hayranları arasından bir genç kız, onun internet sitesindeki mailine, 'bu dünyayı terk etmek istiyorum' diye yazınca çok üzülmüş ve ona faydası olacak bir cevap yazmaya çalışmıştı. Onu çok zorlayan bu duyarlılık çeşidi, kendini ilk defa insani duyguları fark eden bir makine gibi acemi hissetmesine neden olmuş, ama aynı zamanda da, son albümü 'The Golden Age Of Grotesque'e giden yolu açmış. Marilyn bu deneyimleri, hep Hollywood masallarında olduğu gibi, aşık olmasına borçlu.
Bu projeye başladığında birden bire bütün bilincini yitirmiş hissediyor kendini ve her şeyi ilk defa yapıyormuşçasına yeniden başlıyor. Yeniden doğuşu diye düşünüyor; 30'lu yılların Hollywood'u ve Weimer Cumhuriyetindeki Berlin'i, kendine bir başka esin kaynağı olarak seçiyor. Amerikan toplumundaki kültürel sinizme ve bananeci konformizme karşı duyduğu tepkiyi, aşırı abartılı bir biçimde hicveden Marilyn, Almanya'da Faşizm döneminin kabare şarkıcılarını, içinde örtük başkaldırıyı ve özgürlük özlemini dile getiren şarkıları anarak, kişisel tutkuları ile buluşturuyor.
Literatüre geçen altıncı Manson albümü olan 'The Golden Age of Grotesque', bazı konularda son iki çalışması olan 1998'in 'Mechanical Animals'ı ve 2000'in 'Holy Wood'undan daha ileri bir noktada değil. Hangi konular mı? Örneğin pragmatizm. Önüne gelen her sinekten yağ çıkarmaya çalışan Marilyn'in kullandığı materyallerin arkasında ne kadar sağlam durduğu halen bir tartışma konusu. 1998'deki ölümüne kadar 'Şeytan Kilisesi'nin kurucusu Anton LaVey ile uzun Süren bir dostluğu olduğu bilinen Marilyn, yıllar önce 'şeytanın Hıristiyanları benim kadar çok sinirlendirdiğini sanmıyorum' derken, satanizmin kaç para edeceğini doğru hesaplıyordu. Aynı derecede her elim vakada onun yüzünü göstermek medyanın da işine geliyordu. O tarihten beri yayılan nefret teması etrafında örgütlenmiş bir sempati halkası, onu bir korku hayaleti olarak yaşamaktan bir nebze kurtardı. Şimdi ise yeni albümü ile yeni bir sayfa açtı ve geçmişte kalanlara elveda dedi; endüstriyel metalin gözde rockeri müzikaliteyi keşfetti.
'The Golden Age Of Grotesque', gerçekten Marilyn'in en değişik albümü. Marc Almond bestesi Soft Cell klasiği 'Tainted Love'ın yorumu bile buna işaret ediyor. Eğer gürültüyü kaldırırsanız geriye kalan şey, şimdiye kadarki imajından daha iyi. Özenle hazırlanmış, ayrıntıyla donatılmış ve keyif alınmış bir iş olduğu belli. Funky bas çizgisi, izlenimci melodilerle tıngırdayan bir piyano, huzur kaçırmayan gitarlar, derinlemesine bir breakbeat ve elektronik efektler; alkole dahi alışık olmayan hanım evlatları bile zevkle dinleyebilir.