Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Radiohead : Hail to the Thief
Murat Beşer

Grubun altıncı stüdyo albümü 'Hail To The Thief', Radiohead'in 'Kid A' ile başlattığı, ama tamamına erdiremediği bir konsepte yeniden el atıyor. Radiohead arayışının uzun, karanlık tünelinden; çalınacak bir bavul dolusu eski ve yeni güçlü parça ve kendine güvenle çıkıyor. 'Hail To The Thief', Thom Yorke, herhangi bir kasıt olduğunu reddetse de, şimdiye kadarki en politik albümleri. Bu ifade uzun zaman hakaret gibi kullanıldı ama inkar etmemek gerek; bu işin adı ve onu en iyi açıklayacak tabir Art-rock. Karanlık ruhlu, işlevsiz hiçbir şeyi barındırmayan, her ton ve vuruşuyla bir şey isteyen ve alan bir Art-rock. Kalabalık canavarımsı mikrobik çengeller ordusundan oluşan, melodik, harmonik, ritmik atmosferik, duygulu sanat, değerli ya da sarsıcı anlarla sarhoş edici ve yeniden dinleme isteği uyandıran 14 parça. Bir grubun halen sınırsız bir müzikalitesi olduğunu ortaya seren bir albüm bu.
Şunu kabul etmek gerekir ki, 'Hail To The Thief' kolay bir albüm değil. Paranoid mantrası 'The Gloaming', panik dolu 'Myxomatosis' ya da kara mizahla örtülü mezarlık şarkısı 'We Suck Young Blood' buna kefil. Ancak bu meretlerin sırf dans edilsin diye yapılmış tarafları da var sanki; 'Backdrifts' ve 'Where I And You Begin' parçasını dinlerken kendinizi sallanmaya başlamaktan alıkoyamazsınız.
Önce '2+2=5' olarak düşünülen albümün adı, Irak'a düzenlenen emperyalist müdahale üzerine değiştiriliyor ve albüme uygun olduğu düşünülen 'Hail to the Thief' adı doğrudan George Bush'a gönderme yapıyor. Dünya basınından yapılan eleştiriler, genel olarak grubun Sürekli değişen müzikal yapıları üzerinde yoğunlaşsa da, bu anlaşılan o ki yeni albümün asıl üzerinde durulması gereken yanı, adından da anlaşılacağı üzere politik göndermeleri.
İlk dikkati çeken şeylerden biri, şarkıların sözlerinin eskilere oranla daha bir çala kalem yazılmış olmaları; sanki onları Yorke, televizyon karşısında ya da radyoda haber dinlerken, aklına gelenlerden oluşturmuş. Yer yer televizyon karşısında uyuklarken birden kafasını kaldırıp söylenmeye başlayan bunakların vıdıvıdılarını anımsatıyor. Arzu edilmeyen olaylar karşısında, kelimelerle ifade edilen, bir çeşit bilinçaltı reaksiyonu gibi. Ve bu sayıklamalı sözcükler de albümün kapağına özenle yerleştirilmiş.
Açılış parçası '2+2=5', solo gitarcı Jonny Greenwood'un balta sallar gibi çıkardığı sert tınılarla başlıyor. Yerini bıraktığı yumuşak gitar arpejlerinden sonra Yorke'un narin falsettolu sesi giriyor devreye. Simballerle giden bir davul ve monoton bir bas eşliğinde devam eden parça, sonlara doğru patlayan bir volkana dönüşüyor. 'Sail to the Moon'; çok ışık veren güzel ve melankolik parça, basit piyano akorları ve kendini önemsemeyen gitar numaralarıyla güç buluyor.
Thom Yorke'un içe işleyen sesi ve metinleri başkalarına pek benzemiyor; doğru. Aynı şekilde 'Hail To The Thief', belki ilk bakışta, onların çığır açan çalışmalarından biri olarak algılanacak; yere göğe konamayacak. Bırakın uzağı, bir saat sonrasını bile kestiremeyen miyop ve yalaka müzik basını için bunların hepsi mümkün ve olağan. Radiohead belki halen İngiltere'nin en yaratıcı gruplarından biri; benzerlerinden fersah fersah ilerdeler ama, grubun elektronik perhizi giderek azalan bir oranda sürüyor ve kariyerlerindeki iniş grafiğinin başladığının da sinyalleri artık gelmeye başlıyor.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro