Ebru PiltenHer şey bir davul sesiyle başladı, alkış sesleri arasında bitti. Ama ne olduysa bu giriş-sonuç ikilisinin arasında kalan 'gelişme' kısmında oldu. Bahsettiğim şey 11 Ağustos Cumartesi gecesi Maslak Venue Garden'da sahne alan Transglobal Underground'ın gösterisi. Kesinlikle gösteri; asla konser değil.
22:00'de kapılarını açtı Venue. Yaz organizasyonlarının en güzel yanı açık hava mekanlarda olması. İçeri girdiğimizde chill-out çalıyordu. İçerisi kalabalık mıydı? Evet. Önceleri tıklım tıkış değildi ama yeterince doluydu. Gelenlerin kimisi ayakta takılırken kimisi de yere serilmiş olan büyük çim halının üstüne yayılmıştı. İçki, sigara ve yemek standları unutulmamıştı.
Sanırım 23:30 civarı falandı. Sahne ışıkları, biraz sis ve bir davul sesi (bizim Ramazan davulunun uzun incesini düşünün, işte öyle bir davul.). Beni coşturan ses de buydu. Canlı müzik dinlemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki bu durum bende işin coşkusunu ikiye katladı. Davul mavul derken kendimi sahnedeki sanatçıların pozitif ve hiperaktif enerjisiyle doldurmuşum. Bir anda farkettim ki bir yerden sitar sesi geliyor. Tam da o sabah bir Asyalı bir müzisyenle ilgili çeviri yapıyordum ve yazıda sitardan bahsediliyordu. Ben de kendi kendime düşünmüştüm 'Acaba sitar kullanan kaç grup var?' diye. İşte buyrun size sitar. Buyrun ama sesi geliyor kendisini göremiyorum. Yoksa klavyecinin bir numarası mı?.. Bir de baktım ki (o ana kadar bakmıyor değildim, sadece boyum kısa olduğu için sahnenin her yerini görmek konusunda biraz zorlanıyordum) sahnenin önünde ve tam ortada duran tumbaların arkasında kalmış benim baktığım yerden. 'Ne kadar cool bir amca şu sitarı çalan derken fark ettim ki ben körüm. En azından kör olmama çeyrek kalmış. Sitarı çalan adam değil bir kadın. Üstüne üstlük sadece sitar çalmıyor, arada bas gitar da tıngırdatıyor. İlerleyen dakikalarda bir solo geçti ki aman dedim, muhteşemdi.
Aslında on parmağında on marifet olan bir tek o değil. Klavyeciyi bir görseydiniz… Adam hem klavye çalıyor, hem gitar. Arada ortaya geçip dans ediyor, vokal yapıyor, seyirciyi coşturuyor. Klavye, seyyar davul (hani şu Ramazan davulu gibi olan) ve sitardan başka tumba çalan zenci amca, vokal yapan bir başka zenci amca, yine vokalde zenci bir abla, bir de davulcu. Bu insanların hepsi enerji yüklüydü ve kesinlikle eğleniyorlardı. Seyirciye bir şeyler iletebilmek, eğlendirmek ve müzik yapmak uğruna tüm enerjierini kullandılar, iyi de yaptılar. Bunun yanı sıra ses ve ışık düzeni gayet başarılıydı. Bu, onların ilk gelişi değildi ama en keyif aldıklarıydı. Ben demedim, onlar dedi.
Venue ve Miller'a bu organizasyonları için teşekkür etmek gerek. Hiçbir şeyi unutmamışlardı. Güleryüzlü karşılamadan tuvaletlerin temizliğine kadar her şey düşünülmüştü. Tamamiyle pozitif enerji yüklüydü mekan.
Bir buçuk saat Süren bu baş döndürücü şölenden sonra DJ Yakuza sahnenin tam ortasındaydı. Chill-out ve house müzikle keyfimizi pekiştirdi, maharetini bir kez daha sergiledi. 03:30 civarında Kilyos'taki partiye gitmek üzere mekandan ayrılırken müzik ve keyif hala devam ediyordu. Teşekkürler Venue, teşekkürler Miller…