Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Zor Zamanlar ve Gangster Rap
Aykut Yula

Rap müzik, Bush'ları, Reagan'ları ve politikacıları uyardı. Eğer insanlar bu rap şarkılarını alıp analiz etselerdi, bizi ayakta tutan şeyi bulurlardı'. –Luther Campbell, '2 Live Crew', 1990.
Luke Campbell bu sözleri söylediğinde saldırı altındaydı; ancak politikacılar bununla yetinmeyip, şimdi rap şarkılarıyla gerçekten ilgileniyorlar.
Politikacılar ve toplum ahlâkının koruyucuları, bu teypleri 'N'olur n'olmaz, belki farklı bir şey bulabiliriz,' düşüncesiyle ayakta, yatarak ve amuda kalkarak dinliyorlar. Hayır! Bunu siyah çocukları motive eden sebepleri bulmak için değil, oylar, kamuoyu ve 'Amerikan ahlâk düzeni' arayışı için yapıyorlar. Politikalarının yol açtığı sosyal problemleri gözardı etmenin ve rap'e (fakirliğin ve ırkçılığın kurumlaşmasının haysiyetli bir ürünü) saldırının mükemmel bir saptırımı bu. Eğer gencin biri 'crack' kullanıyorsa, sebep kesinlikle rap'tir. Eğer AIDS kapmışsa, sebep yine rap'tir. Eğer sokağın ortasında soyulur ya da vurulursanız, bunların da sebebi rap'tir. 'Ice-T', 'Public Enemy', '2 Live Crew'; ayağa kalkın. Amerika bir kargaşa içinde ve bundan hükümet değil, siz sorumlusunuz!
Rap her zaman kuraldışı bir 'gürültü' oldu. New York'un fakir mahallelerinden –ilk olarak Güney Bronx, daha sonra da Broklyn ve her taraftan- doğdu ve sadece hayatlarının zevkini ve düşüncelerini yansıtmak için varoldu. Aslında disco'ya bir panzehir olarak, ticari club music'in bazı elementlerini ödünç alıp, bunların Afrika Bambaata, DJ Kool Herc ve Grandmaster Flash gibi müziğin öncülerinin tarzında elektronik underground bir sound'la harmanladılar.
Zor zamanlar aynı çetinlikte sert bir müzik gerektiriyordu ve orijinal funky band'ları –'Kool & the Gang', 'Fatback', 'Ohio Players'- ya ticari kaygılara boyun eğiyorlardı, ya da 70'lerin sonlarında olduğu gibi sapır sapır dökülüyorlardı. Bu yüzden, ghetto Amerikası kendi müziğini yaratmak zorundaydı; işte bu müzik rap'ti. Euro-disco ve funk arasında bir yerlerde sokak DJ'leri tarafından yaratılan electro rap, fakirliğin ve partinin ürünleriydi. Yaşını başını almış müzik alimleri, bu akımı da tıpkı Sugarhill Gang, Curtis Blow ve Spoonie Gee gibi, pop müzik geçidinde parlayıp sönecek bir akım olarak gördüler. 'Bu boku yapmak için şarkı söylemek zorunda bile değilsiniz, gerekli olanlar bir adet turntable ve alıntı yapılacak plaklar', 'Rap'in ölümü kaçınılmaz', 'Tamla Motown ve Stax'ı hatırlıyor musunuz? İşte gerçek zenci müziği' tarzındaki cümleler klişeleşmiş ve epey revaçtaydı. İnsanlar o zamanlar böyle düşünüyorlardı. Bazıları halen böyle düşünmekte (çoğu rap albümü İngiltere'de yayınlanmadı bile).
Ayaklanma, karşı koyma kültürünün gerçek bir albenisi vardı ve çoğunluğun görüşünden daha hayat doluydu. İşte rap'in yaşamaya devam etmesinin ve şu anda multi-milyon dolarlık bir business olmasının sebebi bu.
Ve tabii müthiş para getirmesi… -son sayımlarda 30 milyar dolardan bahsediliyor. Bu yüzden rap inanılmaz bir güce sahip, ve Amerika ve İngiltere'deki reaksiyoner kanadı karşısına almış durumda.
Beyazlara, işadamlarına ve politikacılara sataşan rap liriklerinin bu kadar sert olmasının sebebi de burada aranmalı. Rap, yaşayabilmek için bu hedeflere saldırmak zorunda; çünkü siyahların doğal düşmanları bunlar. Müzikalite olarak ghetto dinleyicisine hitap ettiği gibi, ghetto dilini de konuşmalıydı. 'Melle Mel'den 'Naughty by Nature'a kadar, rap'in tonu hep karşı koymanın sesiydi. 'Hammer' gibi en ticari siyah rap bile ghetto dilinde yazılmıştı.
Disney, Time-Warner ve Columbia gibi büyük şirketler, hard core rapçiler ile kontrat yaptılar. Rock-rap mixleri, metal gitarlar, reklam filmleri ve hatta TV talk show'larda rapçiler gözükmeye başladı. Rap, Amerika'da ticari müziğin bir parçası haline geldiği halde, bazı gruplar işin ekonomik kaymağını yiyip doktrini kabullenmediler.
Polisten politikacılara, sağ kanat görüşlü organizasyonlardan liberallere, herkes kötülüklerin kaynağı rap'te buldu. Rap, bir anlamda toplumun başarısızlıklarının suçlusu haline geldi. 80'lerin ortasına kadar rap, tek tük saldırılar dışında sansürcülerin hedefi olmadı. Saldırıya değecek kadar güçlü değildi henüz. Taa ki, 80'lerin ortalarında 'Public Enemy', 'NWA' ve 'Boogie Down' gibi band'ler düzen karıştı bir müzikle ortaya çıkana dek. Elbette, 'Brother D' ve 'Collective Effort'un 'How We Gonna Make the Black Nation Rise' örneğinde olduğu gibi, eskilerin arasında da radikal rapçiler olmuştu; fakat ticari anlamda bunlar önemsizdiler.
Amerika'daki en sert rap parçaları ve grupları, Disney'in sahip olduğu Holywood Records tarafından piyasaya sürüldü. "Lifer's Crew'da bunlardan biriydi. Ömür boyu hapse mahkûm katillerden ve 'Flash the Government' gibi politik şarkılar yapan, 'party rap' konusunda deneyimli Prince Akeem adlı siyahi müslümandan oluşan bu topluluk, sağ görüşlü 'Focus On The Family' grubu tarafından 'rock müziğinin bataklıklarında sürünmekle' suçlandılar. Protestan bir organizasyon, Holywood'un President'ı Peter Paterno'yu işten attırmak için bir kampanya bile düzenledi.
2 LIVE CREW
Rap'in şöhretli grubunun aynı zamanda en gayrı ciddi grup olması bir ironi tabii. Evet, bahsettiğim grup '2 Live Crew' elbette. Luther 'Luke' Campbell (ki eski Luke Skywalker'ın patronuydu) grubun başını çekiyordu.
Florida'da yerleşik olan Campbell, zeki bir uygulayıcı ve aynı zamanda da bağımsız bir işadamı. Professor Griff 'Public Enemy' den ayrıldıktan sonra ona şans veren ve 'Ice Cube'a solo kariyerin yollarını açan kişi; fakat anlaşılan, tarih Luke'u bu yönüyle değil, otoritelerin saldırdığı kişi olarak anacak. 1990 yazında Florida Federal Mahkemesi, 'Crew'un 'As Nasty As They Want To Be' albümünü müstehcenlikle suçlayıp bir adults-only show''a grubun iki elemanını tutuklamakla kalmayıp, bu LP'yi sattıkları için bazı dükkân sahiplerini de onların yanına göndermişlerdi. Nick Navarro (bu tutuklamaların emrini veren Florida'daki şerif) hıncını anlamamış olacak ki, arabasında '2 Live Crew' dinleyenleri de tutuklamaya başlamıştı. (Navarro, daha sonra bir uyuşturucu satıcısıyla uyuşturucu ve seks karşılığı anlaşma yapıp onu koruduğu gerekçesiyle ve bunu gibi işini kötüye kullanma eğilimleri yüzünden görevinden uzaklaştırıldı.) Polis işin peşinde koşmaktan vazgeçtiği halde saldırılar devam ediyordu. Kuzey Carolina'da Robert Matchen adlı bir şahsiyet, kendi evinde '2 Live Crew' dinlemek suçundan (!!) tutuklanmıştı. Grubun sansürcülere cevabı olan 'Banned in The USA', Amerika'daki en büyük plak distribütörlerinden biri olan Handleman şirketi tarafından geri çevrildi. ABD'nin adalet şubesi, çocukları müstehcenlikten, koruma yasasına dayanarak, 'müstehcen' damgası yemiş plakları 18 yaşın altındakilere satan ya da tanıtanları anında tutuklama hakkına sahip. Ve denemelerin gösterdiği bir gerçek de, şubenin bu konuda şakası olmadığı. 1992 Ocağı'nda '2 Live Crew'un 'Sports Weekend'I, Illinois'de 6 müzik mağazasından polisin isteğiyle toplatıldı.
ICE – T
'Ice-T', 'Scholly D' ile birlikte gangster rap'in mucitlerinden. Özellikle 3. Single'ı 'Six in the Mornin' ile parlayan 'Ice-T', lirikleri ile ırkçılık sınırını asla aşmıyor. Kendisi, Clint Eastwood filmleriyle büyümüş bir topluma plaklar yaptığını iddia ediyor. Şu anda 'Cop Killer' adlı parçası yüzünden ateş hattında. Parça 'Die pig, die, die, die' sözleriyle doruğa ulaşıyor. 'Ice-T'nin başı polisle defalarca belaya girmiş ve işin ilginç tarafı, Demokratlar 'Sister Souljah'a kafayı takmışken, Quayle ve Bush 'Ice-T'yi seçmişler. Bu da Cumhuriyetçilerin ırkçılıkla değil, daha çok düzen ve hukukla uğraşmalarından savunulsa da, artık zengin bir adam ve hızlı ilerleyen film kariyeriyle birlikte şarkı sözlerinin müdafaasını bir kenara bırakıp, daha az saldırı alacağına inandığı film sektörüne kendini adamış gözükmekte. Kendi deyimiyle 'Özgürlük âli bir kavram, fakat her zaman kolaylıkla bulunamıyor.'
ICE CUBE
Eski 'NWA'ci, 'Public Enemy' müttefiği 'Ice Cube', kendisini 'nefret etmeğe bayıldığınız zenci' olarak tanımlıyor. Zaman zaman mide bulandırıcı düşünceleri olan bu zenci, fenomen olarak oldukça etkili bir albüm yarattı. Island Records, 'NWA' yasağının korkusuyla olsa gerek. 'Cube'un 1992 'Death Certificate' albümünden 'Black Korea' ve 'No Vaseline'i çıkardı. 'Black Korea' zenci mahallesindeki Koreli dükkân sahiplerine saldırıyor No Vaseline de 'NWA' zamanlarında 'Cube'un menajeri olan Jerry Heller'ın ölümünü ilan ediyordu. Söylentilere göre, 'Ice Cube' bu sansürden habersizmiş; ve yine söylentilere göre, bir sonraki albümü İngiltere'de de sanSüre takılacakmış. Büyük olasılıkla, Island Records satışların azlığı iddiasıyla bir daha 'NWA' ve 'Ice Cube' ürününe yüz vermeyecek. Bu arada 'Cube'un iki albümünün de Amerika'da Top Five'a çıktığını belirtelim. 'Death Certificate', Billboard editörü ve Bob Marley'in biyografi yazarı Tim White tarafından başlatılan bir protesto kampanyasına maruz kaldı. White, bu albümün –özellikle 'Black Korea' yüzünden- müzik dükkânlarının raflarından indirilmesini istedi. İşin ilginç tarafı, bu papyonlu editörün bir reggae hayranı olarak, ağır ve sert liriklere alışık biri olması. "Ice Cube'a saldıran sadece White değildi; Amerikan Yahudi hakları savunucusu Simon Wiesenthal Merkezi de 'No Vaseline'in sözleri yüzünden bu albümün piyasadan toplatılmasını talep etti. 'No Vaseline'de 'Yahudi bir beyazın size ne yapmanız gerektiğini anlatan nutukların dinleyerek zenci kalamazsınız' kabilinden sözler bulunuyordu. 'Black Korea'da 'Cube'un küçük bir kazancı olan bira reklamının yasaklanmasına yol açmıştı. (Hoş, o artık bir müslüman olduğu için kendisine uygunu da buydu!) Kore-Amerikan Koalisyonu, Güney Hristiyan Liderleri Organizasyonu ve birçok diğerleri de 'Cube'a saldırmaya devam ediyor. Los Angeles'taki son yangın vahşetinden sonra 'Ice-T'yle beraber yaptığı 'The Looters' filmi sinemacıların listesinden çıkarıldı. 'Cube' Yahudi düşmanlığıyla suçlandığı zamanlarda, hep liriklerinde bazı insanların belirli şartlar altındayken oluşan düşüncelerini dile getirdiğini iddia etti. Fakat herhalde, hamile kız arkadaşını çöplüğe atıp sorumluluktan kurtulmakla ilgili sözleri dinleyiciyi düşündürmüyor değil.
PUBLIC ENEMY
Herhangi bir rap yazısı 'Public Enemy'siz son bulamazdı. Mayıs 1989'da Professor Griff, Washington Times'a verdiği Yahudi karşıtı demeçlerden sonra Yahudi lobisi tarafından düşman ilan edildi. Bunun üzerine gruptan atıldığına dair resmi bir açıklama yapılmasa da, 1990'da sister Souljah, 'PE'nin 'Minister for Information'ı olarak Griff'in yerine geçti. Fakat Souljah gruba huzur getirmedi. LA'daki yangından sonra sölediği 'Siyahiler birbirlerini öldürmekten vazgeçip silahlarını beyazlara çevirsinler,' sözleri pek hoş karşılanmadı. Demokrat Parti başkan adayı Bill Clinton, konuşmalarının birinde kendisinden 'sözleri nefret dolu kadır' diye bahsedince, Souljah bu lafın altında kalmayıp, başkan adayını 'ot içici kadın delisi' olmakla suçladı. İronik olan şey ise, bu kadının rap'e hiçbir şey katmadığı gibi,' PE' korosunda da birkaç histerik çığlık dışında bir katkısı bulunmaması. 'Bomb Squad'daki müzikal mükemmelliğe rağmen '360 Degress of Power'da ki performansı gayet sıradan. Yine de, Souljah'ın sıfırdan bulutların tepesine yükselmesi ve bunu 18 ay gibi kısa bir Sürede yapması, gözardı edilemeyecek bir başarı. Griff'e dönersek; sahne ışıklarından uzakta, çok hoş, yumuşak başlı bir şahsiyet kendisi. Beyaz Yahudi prodüktör Simon Harris ile Music of Life label'ı için çalışan; basında asık suratlı, kaba saba fotoğrafları çıksa da, gerçekten rap'te mükemmel bir 'sense of humour' yakalamış insanlardan biri.
Gangster rapçileri zor durumdalar. 'Ice Cube' gibi bazıları sokak ağzını terk etmeye çalıştıklarında, bir gecede tüm dinleyicilerini kaybedebiliyorlar. 'NWA'in ise, zaten yeterli zenginliğe ulaştığından, girdiği herhangi bir risk yok; fakat, yine de anlatmak istediklerini kitlelere ulaştırabilmek için bunu 'vahşi, seks yüklü ve insanlık dışı' sözlerin içine yerleştirmek zorundalar. Nasıl şiddet filmlerine rağbet hâlâ yüksekse, şiddet rap'ine de rağbet devam edecektir. Rap saldırgan olabilir, fakat aynı zamanda heyecanlı ve fakir Amerikan'ın durumunu çok iyi yansıtıyor. Orası gerçekten deli ve yabani bir dünya. Rap'i değiştirmek için toplumu değiştirmek zorundasınız. Batı ekonomik kaos'un içine düşerken, politikacılar krizden çıkış yolunu bulamadıkları Sürece de bu pek olası gözükmemekte.
Rap gerçek bir dünyayı yansıtmakta, biraz abartıyor olsa da… Ve geriye kalan tek başkaldırı müziği olduğu da kesin. Yoksa neden üstüne basılıp ezilmek istensin ki…
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro