Efkan KulaKıraç Türkiye'nin en çok beğenilen, albümleri satan müzisyenlerinden biri. 'Kayıp Şehir' adlı yeni bir albüm çıkaran Kıraç'la hem kendi çalışmaları hem de müzik piyasası üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Kıraç sözünü hiç sakınmadı. Müziğini nasıl yarattığını anlatırken, sözü DJ müziğinin kendisine göre gereksizliğine ve tehlikesine getirdi, oradan laf lafı açtı konu Arif Sağ'ın yarattığı 'dejenerasyona' Duman'ın 'anırmasına' Ayşe Hatun Önal'ın 'masumluğuna' kadar geldi.
Bir önceki albümünüz 'Zaman'a göre hem müzikal hem de şarkıcılık olarak farklılıklar yapmışsınız. Örneğin müziğin hızı artmış. 'Kayıp Şehir' şarkısının düzenlemesi de dinleyiciniz alışık olduğu gibi değil. Bunlar şaşırtıcı oldu mu?
Müziği yavaş yavaş üst düzeye çekmek, aynı şeyi yapmamak lazım. Kimisi değişim ister kimisi de tarzını bozmamanı... İkisini de memnun etmek lazım. Bu albümde eskiye benzeyen 'Ayşe', 'Senden Başka', 'Razıysan Gel', 'Tek Hatıra', 'Cemalım' var. Bunlar beklenen şeyler. Ama 'Hep Sen', 'Kayıp Şehir' ve özellikle sertliği açısından 'Yalan' farklı. Bunu bilinçli olarak yaptım. İnsanların o müzikal gelişimi görmesi lazım, ben popçu değilim sonuçta. Bir yere gitmek istiyorum, hedefim var. Şarkıcı değil de müzik adamı olmalıyım. Beğenenler olduğu gibi 'Zaman'la karşılaştırarak eleştirenler de var. Dinleyerek alışacaklardır.
Dinleyerek alışılması pek tercih edilmez aslında...
Bu adam müzikal olarak ne yapmış, diye bakılması lazım. Armoni, düzenleme, ritim nedir, Türkiye'de bunlara hiç dikkat edilmiyor. Şimdi bir tekno ritim trendi var. Ben kimyanın müziği diyorum buna. Kimyasal haplar alınca etkisini gösteriyor galiba. Ben hiç almadım ama kullananlar, 'o ritim gelmezse mutsuz oluyoruz' diyorlar. İşin korkunç tarafı Türkiye'de buna benden başka kimse dikkat çekmiyor. 14 – 15 yaşındaki gençler hap kullanıyorlar. Bu müzikleri dinliyorlar. 'Clubber' diyorlar bunlar kendilerine. 'DJ müziği' falan tiksiniyorum böyle şeylerden. DJ'lerin bu kadar önde olması, çok büyük adammış, sanatçıymış gibi gösterilmesi beni çileden çıkartıyor. DJ müzik üretmez arkadaşlar, çalan aletin başında durur. 'Aman Avrupa'dan, Budda bardan DJ geliyor.' Hap getiriyor başka bir şey değil, yalan söylemeyin. Onu getirme müziği getir çal. Hap almasınlar bakıyim dinleyebiliyorlar mı müziği, yazsana bunu, beş dakika sonra kaçarlar.
Siz hiç bu DJ'lerin bir plağını dinlediniz mi ya da performansını izlediniz mi? Yoksa anlatılanlardan ve tahminlerinizden mi hareket ederek böyle yorumlar yapıyorsunuz.
Müzisyeniz, bar bar dolaşıyoruz bazen. Hap kullanmadığımiçin DJ müziğini dinlediğim anda çileden çıkıyorum. Tahammül edemiyorum. Beni hasta ediyor. Bilmeden konuşmuyorum yani. DJ'lik iyi bir meslek olabilir ama müzisyenlik değildir. Bunu kafalarına yazsınlar. Müzikten birazcık anlamanız yeterli. Saçma sapan ritimler üzerine etnik şeyler koyuyorlar.
Önemli iş yapmış gibi gösteriyorlar. Gelsinler bedava vereyim onlara, günde 100 tane yaparım.
YUNUS EMRE NEREDE, MERCAN DEDE NEREDE
Kariyerinde bir saygınlık kazanmış müzisyenler de DJ'lerle çalışıyor. Çok uzağa gitmeyelim, Mercan Dede, tasavvuf müziğiyle modern müzikleri birleştirerek birçok kişinin takdirini kazandı...
Ya bıraksın bu işleri, öyle bir şey yok. Tasavvuf müziğiyle modern müzik nerede birleşecek? Böyle mi birleşecek? O da aynı, hap alacaksın dinleyeceksin. Yalan hepsi kardeşim. Beni kandıramazlar. Tasavvuftan ne anlıyor ki..
Onunla bu sohbeti yapmadan nasıl bilebilirsiniz ki ne anladığını..
Dinliyoruz yani. Hap almazsan o müziği dinleyemezsen. Kralıyla iddiaya girerim. Tasavvuf nerede, Yunus Emre nerede, Mercan Dede nerede. Kişisel konuşmuyorum, mantığa karşıyım. Bir de hip hop modası var. Nefret ediyorum, yemem ben öyle bir müziği. Hip hop nedir? Eminem kim? Serserinin teki. Millete ana avrat küfür ediyor, herkes de dinliyor. Bana keman yaz kardeşim, armoni yaz, müzik yap. Bunlar moda olan şeyler geçer. Ama bir Led Zeppelin, Pink Floyd, Deep Purple, Jimi Hendrix her zaman yaşacaktır. İnsanların bu kadar kör olmalarına şaşıyorum.
Sizce neden peki? Moda demekle geçiştirilebilir mi?
İnsanları bu şekilde kontrol ediyorsunuz. Tek tip insan modeli yaratıyorsunuz. Bunlar bilgisayar çocukları. Aşkı sekse ve pornoya dönüştürüyorsunuz. İnternet en çok seks manyaklarının işine yarıyor. Sadece İngiliz rock grupları hala direniyor. Starsailor, Muse gibi genç çocuklar var; güzel şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ben sana vereyim bir program, 10 saniyede DJ müziği yaparsın. Böyle basit şeyi ciddi şekilde değerlendirmek aptalca. Ama sosyal açıdan bakılabilir. 70'li yıların sonuyla birlikte gençlerle dünyadaki o gizli büyük güç arasında mücadele başladı. Gençler kontrol altına alınmaya başlandı. Bakın 68'liler de uyuşturucu kullandılar. Ama kültürlüydüler, bir şeyler biliyorlardı, üretiyorlardı. Rock o gençliğin müziğiydi. Sistem kendisi için tehlikeli olan bu gençliği kontrol etti. Sonuçta
kendi gençlerini öldüremezsin, gerçi çoğu öldürüldü, zamanla rock müziğin de içini boşalttılar. Uyuşturucu ve sadece görüntüyle ilgili kısmı kaldı.
GÖK KUBBEYE ATILAN BİR ÇIÄLIK
Türkiye'de benzer bir Süreç halk müziği için yaşandı. Son yıllarda yeniden türküleri bir keşfediş oldu. Ama onun da bu Süreçte dejenere edildiğini söyleyenler var...
Halk müziğinde dejenerasyon özellikle Arif Sağ ile birlikte yaşandı. Kimse eleştirmez ama ben Arif Sağ'ı eleştiriyorum.
Yeni kuşağı değil de onu eleştirmeniz ilginç. Nereden bakıyorsunuz?
Arif Sağ bir kitlenin, sınıfın müziğini yapmaya başladı, onu sadece Aleviler dinler oldu.. Sanki türküler arasında düşmanlık varmış gibi Sürekli Alevi türkülerini ön plana çıkardı. Kızlar, erkekler ayin yaparmış gibi bu türküleri söylerdiler ve karanlık bir müzik yaratıldı. Bakın şimdi halk müziğindeki kadın sanatçılara erkek gibi söylüyorlar. Türkiye'de ince sesli erkekler kalın sesli kadınlar tutuyor. Türkü söyleyen genç kızlarımız erkek gibi giyiniyorlar. Bunun da bir sonu vardı ve bitti zaten. En sonunda ne oldu? Anadolu rock tekrar gündeme geldi. Heyecan verici, sıcacık, hayata hoş bir bakışı olan aydınlık bir müzikti. Şu an Türkiye'de en çok rock müzik kasetleri satıyor.
Yeni albümde biraz da sesinizi yükseltmişsiniz, yani daha daha çok bağırıyorsunuz.
Haykırıyorum, çığlık atıyorum. Ben öyle şarkı söylemeyi seviyorum. Müthiş bir nefretle, aşkla ve ihtirasla söylüyorum. Bu bir yorum şekli, bağırmak değil. Anadolu rock bizim müziğimiz. Hem Anadolu, hem evrensel. Böyle yaşıyoruz çünkü. Hepimiz ufaktan taşralıyız, köylüyüz, biraz şehirliyiz, üniversiteliyiz, birazcık serseriyiz, entelektüeliz garip bir toplumuz. Doğal olarak bizim müziğimiz rock müzik olacak. Amerika'nın 60'larda yaşadığını biz şimdi yaşıyoruz. Ben zaten artık bu müziğe Anadolu rock demiyorum, rock müzik diyorum. Alt başlıkları zamanla oluşacak. Albümde 'Aman Ayşam' inanılmaz sert bir türkü söylüyoruz. Garip bir aranjeyle türküyü kendi düşüncemize göre değiştirmek zorundayız. Ama bunu aslını bilerek yapmamız lazım. Ben aslını bilenlerdenim. Tüm kavga buradan çıkıyor. Arif Sağ, 'Sarı Gelin'i söyledi, tüm Türkiye dinledi. Kendimi bildim bile o türküyü ben de söylerim. Çünkü babam, annem söylerdi. 'Sarı Gelin' Erzurum türküsü diye geçiyor, Arif Sağ da Erzurumlu bir üstad. Türküyü bence mahfetti, yeniden besteledi.
Arif Sağ da sizin yaptığınız gibi kendi anlayışına göre türküyü düzenlemiş olamaz mı? Bilmediğini de söyleyemeyiz herhalde...
O otantik söylüyor modern çalışma yapmıyor. Değiştirdim de demiyor, 'aslı bu' diyor. O türkü belki Erzurum türküsüde değildir. 'Sarı Gelin'i ayrıca Neriman Altındağ'dan, Nida Tüfekçi'den, Muzaffer Sarısözen'den biliyorum. Bunlar bilinçli insanlardı. Arif Sağ'a saygım sonsuzdur. Şahsına konuşmam, usta çırak ilişkisine inanırım. İyi şey yapmaya çalıştı ama büyük bir tümör de yarattı halk müziğinde. Türk söylemek büyük bir iştir. Ben beğenilen bir şarkıcı olarak en çok türkü söylerken zorlanıyorum. Ama yavaş yavaş düzeliyor. Sıkıldılar çünkü. Türkü, türkü barlardan karınlık leş gibi ortamlardan çıkıyor. En acıklı türküde bile asla karanlık yoktur aydınlıktır. Onun için Muharrem Ertaş, 'Bozlak nedir' sorusuna 'Gök kubbeye atılan bir çığlıktır' der.
'Türküleri bilenlerdenim' diyorsunuz, sizin yaptığınız senteze de eleştiriler vardır...
Nice türkücü arkadaşı tanıyorum yaşıyamıyor ama çalıyor. Ben biliyorum kardeşim yanımda türkü yakıldı. Beş tane ağıt biliyorum kendi atalarımın yaptığı. Öğretmen çocuğuyum ben çocukluğum Maraş'ta geçti. Her yaz köye giderdik. 15 yaşında bir akrabam öldü. Yanımda annesi oturdu ağıt yaktı. Bu ağıt üç gün sürdü. Bunlardan ders alıp kendi tarzımla birleştiriyorum. Cem Karaca, Dadaloğlu söylemiş. Tam bir şehirlidir Cem Karaca ama gitmiş araştırmış ve 10 numara söylemiş. Bizim müziğimiz budur. Bana Türkiye'yi anlat deseler hemen Bora Ayanoğlu'dan 'Yunus Gibisin'i alıp dinletirim. Biz buyuz çünkü. Ben de onların izinden gidiyordum. Bunun için Cem Karaca beni severdi. İşin bir tarafı budur diğer tarafında ise Eminemciler, Athenacılar, Dumancılar var. Duman 'Çile Bülbülüm'ü söylemiş. Be Allah'ın vicdansız evladı, Allah'tan hiç mi korkmadın.
BENİ DE BÖYLE ELEŞTİRSİNLER
'Çile Bülbülüm'ü bir kenara bırakalım, Duman'ın albümünün tamamını dinlediniz mi?
Albümün tamamını dinlemedim çünkü tahammül edemiyorum. Klibini gördüm. Ama 'Çile Bülbülüm' onların karakteriyle ilgili bilgi veriyor. 'Çile Bülbülüm' nedir bilir misiniz? Bu şarkı Sadettin Kaynak'ın bestesi kardeşim. Öyle bir şarkıdır ki Safiye Ayla söyler sadece. Teknik açıdan onun söyleyebilmesi mümkün çünkü. Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Zeki Müren hiçbiri bu şarkıyı söylemez. Çünkü Safiye Ayla söylediği zaman olur; bül bül gibi şakıyor kadın. Öbür adam anırıyor. Armoni biliyorlar. Ama çocuk şarkı söylemeyi bilmiyor. Elinde mikrofon Jim Morrison ayaklarında. Bu görüntüyü seven bir kitle var. Sound güzel olabilir ama ana fikir facia. Beni de böyle eleştirsinler. Kötü şarkı söylüyor desinler, tartışırız. Athena klip çekiyor, adam Amerikan futbolu oynuyor klipte. Bak Mor ve Ötesi'ni seviyorum. Müzisyen çocuklar, müzik kokuyor. Türkiye'nin aydınlığa, bilinçli insanlara ihtiyacı var.
Siz müzikle bilinçlendirme konusunda ne düşünüyorsunuz? Referans aldığınız Cem Karaca'nın bir dönem misyonu buydu.
İnsanlar sevdiği şarkıcıyı yüceltir. O yüzden ağzından çıkanlar çok önemli. Tabii ki bilinçlendireceksiniz ben niye bu kadar konuşuyorum. Bunu okuyanlar Duman hayranıysa benden nefret edebilir ama dinlemek zorundalar. Bir kamuoyu yaratmaya çalışıyorum, spekülasyon değil. Zaten ihtiyacım yok. Ben müzikal ve sosyolojiye varan bir tartışma yapıyorum. Siyaset bir maşa benim için. Onu konuşmaktan daha gerçek şeyler var.
Albüm satışlarınız yüksek, imza günleriniz çok gündemde olan şarkıcılardan daha kalabalık geçiyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Terbiyeli oluşum mankenlerle gezmeyişim, ona buna sataşmayışım, türkü söylemem, delikanlı hareketlerim bunun nedenleri olabilir. Ben eleştiri getiriyorum kimse için şahsi konuşmuyorum. Belki biri beni abi gibi seviyor, diğeri de aşık oluyor. Hnep verdiğim bir örnek var: Ayşe Hatun Önal bir şarkı söyledi diye herkes gülüyor. Ben niye güldüklerini anlamıyorum. Çok güzel bir klibi var bence. Allah için güzel de bir kız. Bu kız 'çeksene elini kırcan mı belimi' diyor, peki Tarkan ne diyor, 'yakalarsam muck' daha aptalca bence. Biri dünya starı biri aptal manken. Bu gerçekçi mi? Kız kötü de söylemiyor; o şarkı ancak öyle söylenir. Sadece Tarkan için söylemiyorum. Mustafa Sandal da öyle. 'Pazar Kadar Değil Mezara Kadar' diyor. Onlar sanatçı oluyor, Ayşe Hatun Önal, Petek Dinçöz aptal. Halbuki aynı şeyi yapıyorlar.