Arkaları sağlam...
Stüdyo İmgeMurat Başdoğan (gitar), Arda İnceoğlu (klavye), Birol Namoğlu (solist), İlker Baliç (davul) ve Evren Gülçığ (bas gitar)'dan oluşan Gripin'in uzun Süredir üstünde çalıştığı 'Hikayeler Anlatıldı' adlı albümünü GRGDN Prodüksiyon etiketiyle yayınladı. Canlı performansları ve sahnedeki enerjileri ile büyük beğeni kazanan Gripin'le hem kendilerinin hem de şarkılarının hikayelerini konuştuk.
Gripin'in hikayesinden başlayalım önce...
Evren: Gripin 1997'de Beyoğlu Zencefil'de kuruldu. O zaman da beş kişiydik ama kadromuz farklıydı. 2001'de çıktığımız barda programa 2 saat kala gitarcımız ve davulcumuz gruptan ayrıldı. O gün hiç prova yapmadığımız Murat arkadaşımız aramıza katıldı. Davulcu sorununu da geçici olarak çözerek o geceyi atlattık.
O zaman neler çalardınız, müziğiniz şu hale gelene kadar nasıl evrelerden geçti?
Birol: Yine cover yapıyorduk. İlker, Murat ve Arda'nın katılmasıyla müziğimiz bu hale geldi. Olayın asıl miladı ise Cake konseridir.
Cake, Myslovitz ve Reamon gibi konserlere katılımınız nasıl oldu? Yeni bir grup olarak, büyük kitlelerin önüne çıktınız.
Birol: Evren'le Zencefil'de oturduğumuz gün bar programımız için yazdığımız kağıtta tüm bu gruplar vardı. O zaman biri bize gelip de 'bir sene sonra onlarla birlikte aynı sahnede çalacaksınız' deseydi küfür eder kovalardık herhalde. Cake konserine davet edildiğimizde çok heyecanlanmıştık.
Evren: İşin ilginç yanı konsere iki ay kala böyle bir haber geldi ve sadece beste çalınacak dendi. O zaman kadar bülük pörçük bir şeyler yapmıştık. Sonra oturduk ve şarkıları ciddi şekilde toparladık. Böylece albüme giden Süreç de hızlandı.
Gripin adını kim buldu? İlaç niyetine muhabbetinden doğan bir isim mi yoksa başka bir gönderme mi var içinde?
Birol: Stüdyomuz Gayrettepe'deydi. Bir gün grubun adını ne kolayım diye düşünerek stüdyodan çıktık. Zincirlikuyu'dan geçerken sağ tarafta eski Gripin binasını gördük. Aklımızdan Voltran falan gibi isimler geçiyordu. Ben de binaya bakıp 'Gripin olsun' dedim. Öyle kaldı. İlaç niyetine iddialı olur ama biz o Gripin kutusundaki kadını çok seviyoruz.
Şarkı sözlerinizde dikkat çeken bir şey var. Sözleriniz ile yaş ortalamanız arasında bir fark var. Görmüş geçirmiş bir eda seziliyor. Neden şarkı sözleri bu kadar yaşlı?
Evren: Sözler genelde Birol'dan ve benden çıkıyor. Çocukluğumdan beri her zaman arkadaşlarım kendimden büyük insanlar oldu. Yaşıtlarımla pek anlaşamadım. Bir de anneannem ve dedemle çok vakit geçirdim belki ondandır. Şarkılarda her dörtlüğün sonunda mutlaka bir tane eskiden kalma bir kelime bulunur.
Birol: Belki kelime sayısını fazla tutma kaygısı olabilir. Çünkü bizim müziğimizde sözler çok önemli.
İlker: Müziğimiz de sözlerimiz gibi iniş çıkışlı. Şarkılarda inişler, çıkışlar, köprüler ve bağlantılar söz konusu. Nefes alma bölümleri var. Şarkıların hepsi bir sonla biter mesala; fade out yoktur.
Grup içinde bir şarkı nasıl şekilleniyor?
Birol: İki yol var. Birimiz söz, müzik ve vokal melodisiyle gelir. Sonra birlikte düzenlemesini yaparız. Ya da yine birimiz müzikle gelir ve üstüne sözler ve vokal melodisi yazılır.
Bu çalışma şartları grup içinde eşit şartlara sahip bir ilişki mi geliştiriyor yoksa yapılan işlere göre farklı isimlerin öne çıkması gibi bir durum oluyor mu?
Evren: Bir kere grupta demokrasi var. Hepimiz yıllardır ayrı ayrı gruplarda çalıştık. Çoğu grupta liderlik vasfını taşıyan insanlar vardır ama bizde öyle bir şey yok.
İlker: Grup içinde demokrasiyi getiren şeylerden biri de beğenilerimiz hemen hemen aynı olması. Gruptan birisi bir şey bulduğu zaman kesinlikle diğerlerinin de hoşuma gidiyor.
Bar programlarınız ve festivallerdeki performansınız çok beğeniliyor. Dinleyiciyle bu sıcaklığı nasıl kurdunuz?
Birol: Albümün adı 'Hikayeler Anlatıldı', sonuçta bizim hikayelerimiz onların da hikayesi. Dinleyicilerimizin çoğuyla zaten arkadaşız. Programdan önce ve sonra onlarla eğleniyoruz.
Evren: Samimiyet önemli. Hiçbir zaman kulise girmeyiz mesela, kulise yalnızca eşyalarımızı bırakmak için gideriz. Bu Skin'de de Myslovitz'de de öyle oldu.
Murat: Bizim en çok eğlendiğimiz yer sahne zaten. İnsanlar da bizimle birlikte eğleniyor. İyi bir paylaşım var.
Önemli gruplarla aynı sahnede çaldınız, albümünüz de yayınlandı. Gelecekle ilgili ne gibi düşünceleriniz var?
Birol: Kesin bir yere koyamıyoruz kendimizi. Bizim için yeni şeyler bunlar.
Evren: Çabuk tüketilen bir grup olmak istemiyoruz. Sözlerin ağırlığı da belki bununla alakalı. Sonuçta piyasaya yönelik bir albüm yapmadık. Kendimiz de beğenelim istedik. Klibimizle olay yaratalım, şarkı sözlerimiz konuşulsun, deseydik tarzımız da farklı olurdu.
Murat: Dinledikçe bu albümü daha çok seviyorum diyenler oluyor. Özellikle böyle eleştiriler bizi çok memnun ediyor.
Albümün basın bülteninde beğenileriniz ayrıntılı olarak yazılıyor. İki mezun, üç öğrenci, dört Galatasaraylı bir de Beşiktaşlı var. Beğendiğiniz grupları da eklemişsiniz. Niye sevdiğiniz yazarlar, şairler, düşünürler yok. Okuyan bir görüntü vermekten kaçınıyor musunuz, yoksa hiç düşünmediniz mi?
Birol: Düşünmedik. Fena atlamaşız. Müzik grubuyuz, beğendiğimiz grupları yazalım dedik sadece. Benim beat kuşağı yazarlarına ilgim vardır. Şiirciyim daha çok. Memleketten Enis Batur ve Küçük İskender'i severim.
Evren: Entelektüel birikimlilik çizelim veya çizmeyelim gibi bir kaygımız yok aslında.
Hikayeniz biraz Peplikas'a benziyor. Onların da albüm çıkarmadan önce etraflarında bir kalabalık oluşmuştu...
Birol: Bizde de öyle bir şey oldu. 4 yıl boyunca Bronx'ta çaldık. Çoğu üniversiteye gidip konser verdik.
Türkiye'deki çoğu rock grubunun en büyük eksiği de bu herhalde. Arka planları, takipçileri olmadan albüm çıkarınca umduklarını bulamıyorlar...
İlker: Büyük küçük tüm konserlerimizde bizi yanlız bırakmayan dinleyicilerimiz, arkadaşlarımız var. Mesela uzun zamandır konserlerde cover'lar yerine bestelerimizi çalmamızı istiyorlar.
Birol: Bu albüm yalnızca beş kişilik bir grubun işi değil. Daha çıkmadan o kadar güzel şeyler söylendi ki çok duygulandık. Fanlarımızın, dostlarımızın desteği çok büyük; bu albümün arkasında 300- 400 kişilik ekip var diyebiliriz.
Röportaj: Murat Beşer - Efkan Kula