Murat Abbas
'Seslerin belli bir ZAMAN kalıbı içinde düzenli hareketi'...Müziğin belki de binlerce tanımından biri bu. Böylesi geniş bir tanımlamadan yola çıkıldığında müziğin köklerini insanoğlunun varoluşu ile paralel bir tarihsel derinliğe taşımak dahi mümkün gözüküyor. Müziğin iki temel ögesi ise melodi ve ritim. Melodi kullanılan seslerin perdesini, ritim ise bu seslerin tınlama Sürelerini ifade eder. Seslerin perdeleri ise onların kalından inceye doğru belirli bir ses aralıkları ile birbirlerini takip etmelerini ifade eder. Armoni seslerin eş zamanlı çalınabilmesi yani çok sesliliktir. İlk dönem Batı müziğinde sesler birbirini ardına çalınırken armoninin bugünkü halini alma Süreci Giovanni da Palestrina, Orlando di Lasso gibi bestecilerin eserleriyle başlar. Hangi tür müzikten bahsedilirse bahsedilsin, hepsinde müzik cümlelerini belli kalıplara oturtan bir sistem vardır. Bu sistem müziğin ritmik yapısının bir unsurunu oluşturur. Bu ölçü sistemidir. 2/4'lük, 3/8'lik, 4/4'lük gibi. Örneğin 4/4'lük ölçü, her bir cümle parçacığının 4 tane çeyreklik notadan oluştuğunu anlatır. Böylesine uzun, fazlasıyla teknik bir girişin sebebi müzik denen olgunun tamamen zaman-bağımlı, sistematik bir kurgu olduğunu göstermek, hatta temelinin tamamen matematiğe dayandığını vurgulamaktı.
Zaman-Müzik İlişkisi
Şimdi de biraz 'zaman' mevzuunun kıyılarında dolaşmakta fayda var. (X) konum, (V) hız, (T) de 'zaman' olsun. Basit formülümüz X = V*T dir. Peki bu basit, ama 'kuru' formülün içine 'insan' olgusunu nasıl yerleştireceğiz? Şöyle bir formül yanlış mı olur? : İnsana da (I) diyelim. I = (T * V) / X. Bu ne demek? Hareketi, zamana bağımlı tutarak bir 'yer-konum' tasavvuru üzerinden anlatabilir, buradan 'insan'a varabiliriz. Tam olarak '-bilir miyiz?', orası soru işareti ama, bu formülün doğruluğunu fazlaca kurcalamadan 'insan = müzik' çıkarımında bulunmak çok mu absürd kaçar? Müziğin içinde 'hız' var, matematiksel bir sistem kurgusu içeriğinde 'zamansal akış' var, eh nihayetinde, müziğin işitme organına ulaştığı bir de 'konum' söz konusu elbet. Bilimin zamanı, edebiyatın zamanı, müziğin zamanı tartışmalarına hiç girmeden 'öznel zamandan (ich-zeit / ben amanı) bilimsel düşüncenin zaman kavramına geçiş özneden bağımsız, olgusal bir dışsal dünyanın OLDUÄU DÜŞÜNCESİNİN OLUŞUMU ile bağıntılıdır' (*) diyebiliriz. Eğer dışsal olayların bir dizisine karşılık düşen deneyimlerin zaman sırası tüm bireyler için aynı olsaydı, bu nesnelleştirme Süreci hiç bir güçlükle karşılaşmazdı. 'Olaylar' ve 'deneyimler' birbirlerinin üzerinde karmaşık bir bağımlılığa sahiptirler. İşin içine 'müzik' kavramını dahil etmek istediğinizde ise amiyane tabirle 'zevkler ve renkler tartışılmaz' klişesiyle karşılaşıyoruz. Bununla anlatılmak istenenin arkasında yatan gerçek ise yukarıda belirtilen 'deneyimlerin zaman sırasının tüm bireyler için aynı olmaması'ndan ibaret aslında. Çok daha basit bir anlatımla bir müzik parçasını, aynı mekanda, aynı 'zaman' dilimi içerisinde dinleyen iki 'ayrı' kişinin 'aynı' parçadan çok farklı şekillerde etkilenmesiyle açıklayabiliriz bu karmaşık gibi gözüken durumu.
BPM = beats/minute
Bir çok müzik türü içinden, yazımıza konu olarak seçtiğimiz tür 'elektronik müzik' olunca bu türün belli başlı terimlerini tanımak, tanımlamak, dijital dönemlerin 'kutsal yol göstericisi' rolünü üstlenen bu müziği daha 'derin' anlayabilmemizi mümkün kılacak bir zorunluluk olarak gözüküyor.
Popüler anlamda ki elektronik müzikte en sık karşılaşılan terimlerden biri olarak karşımıza 'bpm' (beat per minute), yani dakikada ki vuruş sayısı çıkıyor. 90 bpm, 120 bpm, 140 bpm vs vs. Gece dışarı çıktınız. Bir kulübe gittiniz. Dj kabinde, plakları bir bir sıralıyor. Hemen yanı başınızda bir konuşmaya kulak misafiri oluyorsunuz. 'Bu kadar erken saatte 135 bpm müzik çalınır mı' Olacak iş değil'. Peki, hangi saatte, kaç bpm'lik müzik çalınır? Neye göre belirleniyor bu bpm denen meret? Bpm'leri tutturmak nedir? 'Akışı' bozmamak için, bpm'leri tutan parçaları mı sıralamalı ardısıra? Başa dönelim. Dakikadaki vuruş sayısı olarak basit bir tanımını yapmış olduğumuz 'bpm', elektronik müziğin 'genele açık' ortamlar olan kulüplerde ve radyolardaki performansları sırasında 'olmazsa olmaz' en belirleyici faktörüdür. 'Erken', metabolizmanın yavaş çalıştığı 'saat' dilimlerinde 'vücudun iç ritmi'ne uygun olarak düşük bpm'li müzikler tercih edilir. Böylece 'dış' ve 'iç' arasında bir çatışma ortamından, uyumsuzluktan kaçınılmış olur. Zaman ilerledikçe, kalp atışları hızlanır, bu hızlanmayla birlikte 'dışarıda da' 'içe' uygun bir 'hız' aranır. Gecenin başında, DJ'in kabinde kullanmış olduğu aletlerden biri olan 'mixer' deki 'bpm' ışıklı göstergesi 120'yi gösterirken, ilerleyen saatlerde bu 'rakam' metabolizması hızlanmış insanlara yetmez olur. Bir nevi pilot görevi gören DJ hızı artırmak, bpm'i yükseltmek zorundadır. Bir parçadan diğerine geçerken ise dikkat etmesi gereken en önemli şey, 'yolcuları' türbülanstan koruması, sarsıntısız bir geçişi sağlamasıdır. Bunun için tek olmasa da en önemli zorunluluklardan birisi parçaların bpm'nin aynı olmasıdır. 130 bpm'lik bir parçanın hemen ardından girilecek 125 bpm'lik bir parça 'uçağı' büyük bir hava boşluğunun içine düşürecek, bir çok yolcu bu durumdan büyük bir rahatsızlık duyacaklardır. Tam terside söz konusu olabilir. Tatlı tatlı giden 120 bpm'lik 'deep house' bir parçadan 140 bpm'lik bir technoya geçiş uçağın burnunun 90 derece havaya dikilmesi ve beyine hücum eden aşırı basınç anlamına gelecektir. Tabiiki bu dakikadaki vuruş sayısı hep 'üst' limitlerde dolaşamaz. Metabolizmanın eğrisi, 'bir Süre' sonra düşüşe geçtiğinde, müziğinde vites küçültmesi, yani bpm'lerin yavaş yavaş inişe geçmesi gerekir. Süreklilik, kesintiye uğratmamak, sert açılı iniş-çıkışlardan kaçınmak elektronik müziğin pilotları DJ'lerin en önemli sorumluklarındandır. Formülü hatırlayalım : I = (T * V) / X. Pikapların/cd çalarların yan taraflarında 'pitch control' mekanizmaları vardır. Bunlar aşağı/yukarı hareket ettirildiğinde çalınan parçanın 'hızı da değişir. Özetle her şey kontrol altındadır.
Sürecek…