Ocak
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Minimal Bir Kalp; Ricardo Villalobos
Zekeriya Şen

Yolları bu tarzla ilk defa kesişenlere, birkaç donanım ile odada üretilen basit bir oluşum havası verebilen elektronik müzik, işin özüne inilince aslında hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Elbette her tarzda olduğu gibi bu sınıfın da küçümsenmeyecek kadar kötü örnekleri mevcuttur. Enstrümanlar ne kadar iyi olursa olsun, müzik zekâsı olmadığı Sürece çıkan ürünler ya doğmadan ölürler ya da çok kısa ömürlü olurlar. Ses algı kanallarınızı açan elektronik müzik, dinleyeni farklı melodilere ve uzantılara götürebilir. En azından bunun için temel oluşturabilir.

Zamanla elektronik müzik klasörü kendi içinde birçok alt dosyalara bölündü. Yine keşif Sürecine girdiğim bir dönemde karşıma Ricardo Villalobos çıktı ve kuvvetli çekim enerjisinden dolayı bu müzik terzisini tanıma ihtiyacı duydum. 1973 yılında Pinochet'in Şili'deki diktatörlüğüne daha fazla dayanamayıp ailesi ile birlikte Almanya'ya yerleşen yapımcı/DJ Villalobos, Almanya'daki eğitiminden sonra, vurmalı çalgılar üzerine kendisini geliştirmek için Küba ve Brezilya'yı dolaşmaya başlamış. 90'ların başından beri çıkarttığı 12'liklerle dikkatleri üzerine çekmeyi başaran Villalobos, bu dönemlerde elektronik müziğin önde gelen şirketleri Playhouse ve Perlon'dan sayısız single ve EP çıkartmış.

32 yaşındaki Ricardo Villalobos'un minimal ruhla yarattığı müziği her ne kadar sadelik ve basitlik üzerine kurulmuş olsa bile, her dinleyeni farklı boyutlarda taşıyabilecek derinliktedir. Villalobos sayesinde, elektronik müziğin varlığından şüphe ettiğim 'sofistike' yapısı ile tanışma fırsatım oldu. Yer yer Afrika kokan mikroskobik vurmalı çalgılar, radyal ve yanıp sönen atomik müzik desenleri, sıcak tonlarla kucaklanmış baş döndüren melodilerden oluşan bu ses koleksiyonu, tek kelime ile bir elektronik müzik fışkırması. On yıllık single üretiminden sonra Villalobos'un ilk albümü 2003 yılında Alcachota (İspanyolca 'enginar' demek) adıyla Playhouse'tan çıktı. Bu albüm adı üstüne aynen bir enginar gibi, ilk görüntüsü bir şey ifade etmeyen bu sebze usta bir aşçının ellerinde ne mucizelere kadirdir. Alcachota'da benim için aynen öyle oldu, dinledikçe bir seviye daha içine girdim ve asıl kalbine inince tadına doyamaz oldum.

Alcachota'nın güzelliklerinin içinde kaybolmuşken bir yıl sonra Ricardo Villalobos'un karşıma yeni bir albümle çıkabileceğini açıkçası ummuyordum. Ekim 2004'te yayınlanan Thè au Harem d'Archiméde (a.k.a 'Tea in the Harem of Archimede' / 'Arşimed'in Haremi'nde Çay') Villalobos'un ikinci albümü. İsmini Mehdi Charef'in kitabından ve aynı başlıklı filmden alıyor. Gecikmeli olarak yeni yılda sahip olabildiğim bu albümü dinledikten sonra Villalobos'un adımlarından ne kadar emin olduğunu fark ettim.

Ricardo Villalobos, Thè au Harem d'Archiméde'de adeta bir paranoya yaratmış, albüm her an patlayacak bir bomba gibi. Adeta kargaşa ve sadelik sınırlarında sinsice dolaşan bir müzik zincirlemesi. İncelikle ve mantıkla işlenmiş, yerinde duramayan dokuz parçadan oluşan albüm, tek kelime ile kontrollü bir ses kuşağı. Teknolojinin, müziği bilgisayarlara taşıdığı bir dönemde Ricardo Villalobos adeta bir keşiş gibi kendini bazı kalıplar içerisinde sınırlandırmış. Albüm boyunca sadece sekiz veya dokuz farklı vurmalı ses üzerine yoğunlaşılmış ve bu seslerin akla hayale gelmeyen her türlü permütasyonu sunulmuş. Albümü dinlediğimde bir ara kendimi Amazon'ların sıcak esintili ritimleri arasında bulduğumu hissettim. Ancak albümdeki ses yelpazesinden alabileceğiniz o kadar farklı tatlar ve atmosferler var ki adeta Ricardo Villalobos bu bağlantıları kendi başımıza kuralım diye bize meydan okuyor.

Thé au Harem d'Archimède oldukça dengeli ve oturmuş bir albüm. Hem tek başına, hem de kalabalık ortamlarda dinlenebilecek nitelikte. Fakat tüm albüm yine minimal elektronik müzik şefliğinde gerçekleştirilmiş. Yeni albümünde Ricardo Villalobos, Alcachota'yı anımsatacak veya en azından benzerlik oluşturabilecek hiçbir oluşuma gitmemiş. Anlayacağınız CD'yi çalmaya başladığınızda kulağınıza gelecek olan müzik yeni melodilerden oluşmakta. Bu minimal yenilik elbette albüme ayrı bir özellik katmakta.

Ricardo Villalobos takipçilerini Thé au Harem d'Archimède'de nelerin beklediğine dair bir durum değerlendirmesi yapalım isterseniz. Albüm ortalama 8 dakikalık parçalardan oluşmakta. Hemen açılışta sizleri karşılayacak olan 'Hireklon' parçası, arka planda bir derin bas gerilimi ile başlıyor ve bunu ufacık bir odada damlayan perküsyon hışırtıları süslüyor. Üç dakika boyunca giderek artan gerilimi hissediyorsunuz, sanki bir anda patlayacakmış gibi. Fakat sonra gelen akustik gitar seslerine sahip bir harpsikord rüzgârı, derin nefes almanızı sağlıyor. 'Serpentine'de kabadayıca ön plana çıkan şapırdama sesi sizi bir anda 'For All Seasons'ın karanlık synth vurgularına sürüklüyor. Albüm ilerledikçe canlanmaya başlıyor ve daha tahmin edilemez oluyor. 'Theoreme d'Archimede' (Arşimed'in Teorisi) parçası ise albümün bence doruk noktası. Ricardo Villalobos bu parçada dans edilebilirlik alanına ancak dört dakika sonra giriyor. Bu parçadan sonra albüm gittikçe artan kaotik rutinlere girmeye başlıyor. Albümün kapanış parçası olan on dört dakikalık 'True To Myself'e geldiğimde ise tüm o melodilerden, vuruşlardan ve karmaşık oluşumdan dolayı zevkten yorulduğumu fark ettim. Bu parçada yer alan uzaktaki sesin Sürekli 'I Just wanna be true to myself' cümlesini yalnız elektro piyano vuruşları ile tekrarlaması, bir kanca gibi kulağıma takıldı.

Thé Au Harem d'Archimède genel anlamda ayakları sağlam yere basan karanlık bir yapıya sahip. Parçaların peltemsi, sıvısal formları en minimal anlarda bile oldukça keyif verici. Albüm genel çerçevede diğer müzik olasılıklarına uzanan bir yolculuk. Ricardo Villalobos'un müziğindeki tüm gerinmelerime rağmen albüm kusursuz bir bütünlük içinde. Uzun lafın kısası, bu tarz müziğe ilgisi olanların düşünmeden sahip olması gereken bir albüm.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro