Stüdyo İmgeDeniz direk gülerek atlıyor: 'Benim Yüzümden! Kontrollü çekilmiş fotoğraflarda iyi çıkıyorum. Diğerlerinde kötü çıkıyorum! ' Tuğrul ekliyor hemen: 'Ben hiçbir fotoğrafımı beğenmiyorum. Hatta her yerde hâlâ Lise 2 fotoğrafımı kullanıyorum! Kimlikte, vesikalık ne gerekirse.'
Bu arada Tuğrul'un 36 yaşında olduğunu hatırlatalım.
Albümlerin hikâyesi ilginç aslında. İlk albümleri, 'Tamam Sustum' çok az basılmış, hemen tükenmiş, ne promosyonu yapılmış ne bir şey. İkinci albüm, 'Tatlı Sert' çıkmış, akabinde şirket kapanmış (Universal), bunlar sokakta bulmuşlar kendilerini. Yani son albümden evvel iki tane albüm var ama aslında albümleri yok. İki albüm (+bir de remiks albüm) yapmış ama tek bir albüme dahi sahip olmayan bir grup Vega. Üzerlerinde ne tür bir etki bıraktığını merak ediyoruz haliyle. Piyasaya karşı bir küskünlük falan oldu mu acaba?
'Hiç öyle bir şey yok' diyor Deniz. Ama eklemeden de edemiyor 'Ama bir takım insanlara karşı oldu tabii'. Konu çetrefilleşmeden Tuğrul müdahale ediyor hemen: 'Biz beklentilerimizi minimize etmeye çalışıyoruz zaten. İnsan kendisi ortamını yaratır, sağa sola kızarak bir yere varamayız. Hatta böyle şeyler daha fazla bir şeyler yapma isteği uyandırıyor insanda. Kendimizi eleştirerek, hırs yaptık.'

Sakin, mülayim bir mizacın altından hırslı, daha doğrusu azimli bir siluet belirliyor aniden:
'Hep mesela okulda, sınavlarda geçtiğim dersler beni korkuttukları, 'Yok sen yapamazsın, kalırsın' dedikleri dersler oldu. Kolay dedikleri derslerde de kalmışımdır.'
'Kaldık- geçtik. Bütünlemeyle' diye toparlıyor Deniz gülerek.
Çalışmak ve 'gündüz' işlerinden açılıyor konu. Deniz mimar ama şu anda 'icra' etmiyor mesleğini. Tuğrul elektronik mühendisi, haliyle de internet âlemine vâkıf. Bir telekomünikasyon şirketinde yazılım, tasarım işleri yapıyormuş. Ciddi işler yani. Nasıl oluyor peki, ikisi bir arada?
'Çarkın içerisinde bir parçası olmak, büyük bir işe katkıda bulunmak iyi geliyor.'
İyi güzel de, hiç mi rahatsız etmiyor bu gündüz tırtıl, gece kelebek durumu? Dr. Jekyll-Mr. Hyde ilişkisi? Sonunda gündüz çalış çabala, bilmem nerenden elalem için ter akıt, yok toplantılar, yok uyulması gereken teslim tarihleri, sonra eve gel veya stüdyoya git, müzik yap. Nasıl oluyor da oluyor abicim?
'Birbirlerini çok iyi tamamlıyor aslında. Bir de bana kaçacak yer hazırlıyor bu durum. Bir işten sıkılınca diğerine kaçabiliyorum. Bir nevi tedavi görevi de görüyor bu anlamda. Bazen takılıp kalıyorsun ve iyi oluyor öbür tarafa geçmek. Kaldı ki işimi de çok seviyorum'
İşini sevmek mi? Ne biçim bir adam bu Allah aşkına? Bu kadar kendisiyle ve etrafıyla barışık, halinden memnun bir adama rastlamamıştık bunca zamandır. Biraz hayranlık, biraz da kıskançlıkla dinlemeye devam ediyoruz Tuğrul'u.
'Okuduğum okulun hakkını vermem lazım bir Süreliğine. Nihayetinde devletin okulunda okudum (İTÜ Elektronik Mühendisliği, Boğaziçi'nde yüksek lisans. Okumuş çocuk diye buna derler), devlette para veriyor bunun için sonuçta, paralı okul değil. Birisinin yerini kapmışsan, nihayetinde sen kazanmışsın orayı, başkası girmemiş yerine, 'ya ben bu mesleği sevmiyorum' gibi laflar etmek bana pek doğru gelmiyor'.
'Ben Vega çalamam abi! Gitsin başkası çalsın'
Muhabbetin başından beri ilk defa bu kadar heyecanlanıyor. Biz bir şey diyemiyoruz tabii. Azarı yemiş çocuklar gibi önümüze bakıyoruz. Peki, 'iş arkadaşları' nasıl bakıyor bu Vega işine?
Yine mahcup Tuğrul çıkıyor sahneye: 'Ya bu albümle biraz fark ettiler. Ben hiç belli etmiyordum ki' Deniz araya giriyor: 'Bu albümle birlikte havalandı!'. 'Hayır ya!' diye itiraz ediyor hemen. 'Ben havalanmadım da grup daha bir bilinmeye başladı, ya sen grupta gitaristmişsin falan demeye başladılar'. Demek ki işte öyle millete falan anlatmıyorsun, grubum var, albüm çıktı falan diye? Durumu Deniz özetliyor: 'Cuma günü bir parti düzenledi işyerinde, iki yıldır bu partiyi yapıyor. Bir kere bile Vega çalmadı!'. Tuğrul kendini savunmak adına araya giriyor. 'Ben Vega çalamam abi, gitsin başkası çalsın! Nasıl çalayım ya?! Bir de şu hoşuma gitmiyor: Hani beğenilmeme riski var, koyuyorsun ve insanlar -burada suratını ekşitip, gözünü havaya dikmiş, memnuniyetsiz dinleyici pozu veriyor- bakıyor falan, 'ne bu?!' diye.Eğlenmezlerse üzüleceğim falan, hiç karşılaşmayayım daha iyi '.
İyi ne güzel. İşle müzik bir arada gidiyormuş. Ya evlilik?
'Evliliğimizin farkında bile değiliz' diye atlıyor Deniz, ciddileşerek.'Çok formal bir ilişki bize göre değil. O tür ilişki en büyük dert, problem, kıskaçtır hayatta. İlişkiyi Sürekli yenilemek, yeniden yaratmak lazım. Müzik bunu yapıyor, ilişkiyi yeniliyor (Kimi evlenir, kimi çocuk yapar, Deniz ile Tuğrul'da müzik yapıyor anlaşılan). Birbirimizi daha iyi tanıyoruz, keşfediyoruz müzikle.' Anlaşılan bazı olası problemleri, birbirlerine duydukları sıkıntıları aktarmanın, ilişkiyi şarja koymanın da yolu olarak kullanıyorlar Vega'yı.'Özel hayatımızda hiçbir sorun yok ama müzik konusunda çok kavga ediyoruz.'
'Ama şöyle bir şey var' diye söze giriyor Tuğrul. 'Gerçek şu ki, özel hayatta müzik yüzünden fırsat gelmiyor kavga etmek için. O da çok sevindirici çünkü özel hayattaki problemler anlamsız bir şekilde abartılır. İş çığırından çıkar. Müzik somut ve beraber yarattığın bir şey. Birbirine muhtaçsın. İlişkide her zaman arkanı dönüp çekip gitme, artistlik yapma imkânın var. Müzik bu anlamda bizim için terapi oluyor.' Amerika'da evli çiftler evlilik danışmanlarına giderken Deniz ile Tuğrul müzik yapıyor. Temel motivasyonlardan biri bu.