Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Solak Orhan ile Nils Lofgren
Murat Beşer

Herkes bilir; ben de büyük bir edep ve memnuniyet içersinde kabul ederim ki, Apaçi Ayhan pek çok konuda ilk hocamdır. Onunla sayısız rutinlerimiz vardı. Ben bu seanslarda atmıştım (naçizane) müzik bilgimin, görgümün temellerini. Gününü iple çektiğim rutinlerden biri de Solak Orhan ziyaretleriydi.

Yolculuk esnasında Topkapı yönünden gelip, Mecidiyeköy istikametinde ilerlemekte olan sıkış tepiş iğne atsan yere düşmez halk otobüsünün içinde, Sürekli soğuktan sıcağa girince buğulanan gözlüklerinize karşı mücadele verirken camlı kıraathane durağını kaçırmamaya çalışırdık. Ellerimizdeki plaklarla güç bela indikten sonra, ana caddeden sağa kırarak ara sokaklara seğirttiğimizde, bıyık altından gülümseyerek seyrettiğimiz camiinin yanındaki tekel bayii ise her defasında bahis konusu olurdu.

Solak Orhan (Ünal) ve ağabeyi basçı Bülent, yaşlı anneleriyle birlikte Okmeydanı'ndaki Darülaceze'nin arka sokaklarından birinde oturuyorlardı. Münzevi bir yaşantıları vardı. Evlerine kendi tercihlerinin (biraz da asosyalliklerinin) sonucu çok gelip giden olmazdı. Biz az sayıdaki seçilmişlerden ikisiydik Apaçi Ayhan'la birlikte. Onlara düzenli, ama uzun aralıklarla yaptığımız ziyaretlerde bunun değerini iyi bilir; ortak zevkimiz olan müziğin dışına pek çıkmaz, arada sırada tanıdığımız müzisyenler hakkında tatlı ve masumane dedikodular çevirir, ama asla iki kardeşin özel yaşamlarına girmezdik. Örneğin ne ben, ne de Apaçi, annelerini bir kez dahi görebilmiş değildik, yıllar evvel kaybettikleri babaları hakkında ise en ufak bir malumatımız yoktu.

İki katlı ve alt katı prova stüdyosu olarak kullanılan bahçe içindeki evleri, belki de hayattaki tek mal varlıkları idi. Parasızlık ve bakımsızlık nedeniyle dökülen bu güzel ev Azrail'i olan müteahhide verileceği günü bekliyor gibi hüzünlü görünürdü gözümüze hep.
Bahçedeki taş merdivenleri çıkıp, demir kapıdan girdikten sonra, dar koridoru aşarak, plaklar, gitarlarla ve amfilerle dolu odalarına girdiğimizde bambaşka kendine has kokusu olan uhrevi bir dünyanın içinde buluverirdik kendimizi.

Her zaman aynı cool, ama bir o kadar da insancıl bir karşılama beklerdi bizi. Muhtemelen sabahtan ya da bir gün evvelden kalan katran kadar demli çaya getirdiğimiz kuru pastalar eşlik ederken, yüreklerimizi hoplatan, gözlerimizi yuvalarından oynatan plaklar birbirinin peşi sıra dönmeye başlardı. Plakların koyu karanlık kanallarındaki çıtırtılara, ortak tutkularımızın mutluluğu eşlik ederdi. Genelde bir sizden bir bizden yapardık; onların bir önceki ziyaretimizden sonra buldukları bir plağı çalmalarının ardından, bizler yanımızda getirdiklerimizden birini Sürerdik önlerine.

Solak Orhan döneminin yerel efsanelerinden biriydi. Kimilerine göre üzerine rock gitarcısı yoktu, kimilerine göre ise onun üstüne rock gitarcısı memlekette ilelebet yetişmeyecekti. Ben bunları tartacak ve onu diğerleriyle mukayese edebilecek kadar zamanında adı dolanan gitarcıların hepsini dinleme, tanıma fırsatını bulamadım. Ancak Solak Orhan gerçekten de kendine has karakteri ve duygu yapısıyla, çok özel bir gitarcı olduğunu hemen hissettiriyordu.
Yönelim adlı bir toplulukta adını duyurmuştu. Sonra da Erkin Koray'ın 1977 tarihli "Erkin Koray Tutkusu" albümünde gitar çalmıştı. Bu plağın ortasındaki grup resmi (en solda görünen kırmızı elbiseli, uzun saçlı mahcup kişi) onun nadir fotolarından biriydi.
Bu ziyaretlerde benim murada ermeye çalıştığım iki konu bulunurdu. Birincisi kapalı bir dünyası olan, kendini dış dünyaya bazı alışkanlıklarının yardımı ile de olsa kapamış olan bu dervişvari insanın ağzından çıkan müzikal kelamı (ki bu çoğunlukla "o ona benzemez, bu buna benzemez"i geçmeyen damıtılmış bir ifade bile olsa) bir atasözü gibi dinleyerek bir şeyler öğrenmekti. Diğeri onu getirdiğimiz plaklarla biraz olsun heyecanlandırarak elektrik gitarını eline almasına sebebiyet vermekti.

Bu emelimizi doruk noktasında gerçekleştiren plak Nils Lofgren'in "Cry Tough" albümü oldu. Bruce Springsteen'in E Street Band'inden ve Neil Young çalışmalarından tanıdığımız gitarcı, 1976 tarihli bu albümde, çaktırmadan, saman altından su yürüterek yürek dağlıyordu. Duyguların şaha kalktığı parçalarda, elektrik gitar dile geliyor; albümün başından sonuna kadar susmamacasına ağıt yakıyordu.

Lofgren'in bu melodik, ifade yüklü sololarının Solak Orhan'ın ruhuna doğrudan sesleneceğini tahmin etmiştik aslında. Albüme adını veren açılış parçası henüz bitmiş, ardından gelen 'It's Not A Crime'ın ağırdan hızlıya giden, giderek duygu tonu yükselen, köşeleri sertleşen soloları başlamıştı ki, Solak Orhan, her daim oturduğu tek kişilik koltuğunun solunda bulunan beyaz Fender'ini sapından kavrayıverdi. Nadir coştuğu anlardan biriydi; doğal olarak bizde de heyecan tavan yapmıştı. O gün yaklaşık yarım saat boyunca çaldı Solak Orhan; hem de fuzz pedalını da kullandı. Bizlerdeki saygıdeğer yerini bir kez daha perçinledi.

Apaçi Ayhan'la birkaç yıl daha düzenli olarak o eve gittik. Derken ilişkiler gevşedi ve başka mecralara aktı. Solak Orhan'ı yıllardır görmedim. Çok talibi olmasına karşın, evinden çıkmaya, piyasa işleri kovalamaya, bilmem hangi popçuya eşlik etmeye meraklı birisi olmadığından adına da herhangi bir yerde rastlamadım. Ne zaman evime davet ettiğim dostlarıma "Cry Tough" albümünü anlatsam dinletsem, kendisini hüzünle karışık bir sevgiyle yâd ederim.

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro