Murat Be?erBilmezdim 'Beautiful Dream' şarkısının bu kadar güzel olduğunu Deep Purple Ahmet'i tanımadan önce. Uriah Heep topluluğunun 1975 tarihli "Return To Fantasy" albümünde yer alan şarkının fark etmemiştim bu kadar zor bir vokal tekniği ile söylenmiş olduğunu. Ta ki, evine konuk olduğumuz günlerin birinde, Deep Purple Ahmet'in bu şarkıyı hem plak eşliğinde, hem de acapella olarak söylemeye kalkışmasına dek.
Gözümde bir Uriah Heep şarkısı ile özdeşleşmiş olmasına karşın, kendisi tanıdığım en büyük Ian Gillan fanatiği ve Deep Purple hayranıydı. Soyadı Karanlık idi, ama ne zaman bahsi geçse "keşke Mor olsaydı, hatta Mor Karanlık daha da iyi olur" diye hayıflanırdı.
Kimya mühendisiydi; annesi ve erkek kardeşi ile Bahçelievler Vita sitesinde (hala var mı bilmiyorum) oturuyordu. Solak Orhan'larınki gibi bahçe içinde üç katlı müstakil betonarme ve içinde yaşayanların çelişkileri için tahammül kapasitesi malik bir evdi.
Annesi namazında niyazında, tabii bir kadın, erkek kardeşi ise Bahçelievler Lisesi'nin solcu liderlerinden, sağlam, insana ilk görüşte güven telakki eden bir çocuktu. Aynı evin üç ayrı katında ayrı yaşam alanları oluşturarak geçinmeyi beceriyorlardı. Ziyaret ettiğimiz günlerin birinde tanık olduğumuz tablonun izahı, neredeyse çok mezhepli ulusların şifrelerini çözmek kadar zordu. Üst katta erkek kardeş ertesi gün yapacağı propaganda konuşmasının yüksek sesli provasını yaparken, iki kardeşi arasında olmayı seçen anne namazını kılıyor, Deep Purple Ahmet -bir ramazan günü olmasına rağmen- kırmızı şarap içiyordu.
Deep Purple Ahmet tam bir çelişkiler yumağı idi. Şarap içerken dahi, "Elhamdülillah Müslüman'ım" demeyi ihmal etmezdi. Çelişkilerini diline sakız ettiği buna benzer birkaç klişe ifade ile simgeleştirmişti. Az konuşur, az kelime kullanırdı. Favori kelimeleri vardı; onlardan asla vazgeçemezdi. Sürekli cümle arasına "falan filan" sıkıştırır, bazen "hadi ya" diye konuya tepki verir, karşındakinin yanıtlamasına izin vermeden "tabi ya" diye kendini yanıtlardı. Kastamonulu olduğunu nedense söylemez; eğer ortamda kendini tanıyanlar yoksa, İstanbulluyum tatlı yalanını atıverirdi.
En büyük hayali bir rock şarkıcısı olmaktı Deep Purple Ahmet'in. Söylemeye hacet var mı bilmiyorum, Ian Gillan gibi tabii. Tevellüdüm yetmediği için Apaçi Ayhan'ın tanıklığında aktarırım ki; ilk tanıştıklarında bu uğurda çok titizmiş, sigara içmez, alkol kullanmaz, sesini iyileştirmek için sarı susamlı akide şekeri yermiş Sürekli. Sonradan değişmiş huyu suyu bütün bütün.
Masum olmak kaydıyla tüccar tıynetli biriydi; başta plaklar olmak üzere, kot pantolondan memlekette kıt bulunan yabancı müzik dergilerine kadar her şeyi alıp satmayı teklif ederdi.
Bir gün koltuğunun altında 20 plak ile çıkageldi. Her zaman çok paylaşımcıydı, ama her nedense ne dinletmeye, ne de satmaya yanaşmadı plakları o gün. İmdadımıza semt delikanlılarının Vatan caddesinin kenarındaki boş arsada organize ettikleri maç yetişti. Koyu Fenerbahçeli olan Deep Purple Ahmet, özellikle bu konuda yerli filmlerde ve TV dizilerinde sıkça karşılaştığımız kolayca dolduruşa gelen karikatür tiplerden farksızdı. Her şeyin iyisini yapacağı iddiasına futbolculuk da dâhildi. Neyse ki takımı oluşturmak için bir kişi eksikti. Deep Purple Ahmet ise, top oynamayı ileri derecede sevdiğinden maç etmek için pek çok şeyi feda etmeye hazırdı. Çaresizlik içinde kıvranıyorlardı ki, plakları görünce gözü dönen Apaçi Ayhan, hemen atıldı ve üç plak karşılığı oynayabileceğini söyledi. Can'ın "Ege Bamyası"nı, Johnny Winter'ın "Still Alive And Well"ini ve Janis Joplin'in "Greatest Hits" plaklarını ilk defa bu sayede dinleyebilmiştik.
Yakın zamanda karşılaştım Deep Purple Ahmet ile Akmar Pasajındaki Atlantis'te; tam 20 yıl sonra, tüfek arkadaşı Apaçi Ayhan'ın yanında. Bir hayli kilo almış, biraz da saçları dökülmüştü. Kışları Hindistan'da, yazları ise Türkiye'nin güneyinde geçiriyormuş.
Karşılıklı anımsadık 'Beautiful Dream' şarkısını; anımsamakla kalmadık, hep birlikte dinledik, hafif bir göz doluluğu ile. Hatta şarkıyı yine söyleyebileceğini, hem de çok iyi söyleyebileceğini iddia etti.
Şarkının onunla özdeşleşen "Far from the crowds, way above the clouds" diyen satırları, sanki Deep Purple Ahmet için yazılmış; gözümüzde de onunla özdeşleşmişti. Evet, Deep Purple Ahmet, toplumun dışında ve bulutların üzerinde yaşardı; ama asla küstah ve snop değildi. Adı ilk görüşte konulamayan sıcaklığı, sonradan sergileyeceği tüm kurnazlık ve tuhaflıkları önceden telafi ederdi.