Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Apaçi Ayhan ve Alman Okulu 1
Murat Beşer

Yaşamının mihverine plakları koyan birini tanıma şansına nail oldunuz mu hiç? Nasıl mı? Şöyle ki, örneğin insanın en temel ihtiyaçlarından olan ayakkabı ya da kazağın fiyatını plak fiyatı ile mukayese eden; yerine dört tane plak alabileceğini hesapladıktan sonra, bunlardan vazgeçerek parayı plağa yatıran, sonra da tüm bir kışı yırtık ayakkabı ve kısa kollu gömlek ile geçiren biri. Ben böyle birini tanıdım. Adı Ayhan, soyadı Çetiner. Bursa'nın Karacabey ilçesinde doğmuş, bir ilköğretim öğretmeni olan (sonradan okuduğum ilkokulun müdürlüğünü yapan) babasının vazifesi icabı ailecek İstanbul'a yerleşmiş sıra dışı biri; Ayhan Çetiner ya da bilinen adıyla Apaçi Ayhan.

Kardeşi vasıtasıyla tanımıştım onu; dar, sonu yokuşla biten, tozlu bir eski İstanbul sokağının arasında. Fersan Çetiner hali hazırda 38 yıllık dostum. Her ne kadar sıkça görüşemezsek de, avukatlığı meslek edinmesinin ardından evlenmesi ve çoluk çocuğu karışmasıyla, vazgeçemediği 75 model bıyıkları, hatırı sayılır göbeği ve klasik yaşam biçimiyle çok farklı bir dünyaya sahip olsa da o benim ilk arkadaşım.

Altı yaşında tanışmıştık onunla. İlkokulu aynı sıralarda okuyarak dirsek çürüttük, ortaokulu da öyle. Sonrasında o İzmir'e gitti okumaya, ama ardında kendine ve hiç kimseciklere benzemeyen bir adamı, abisi Apaçi Ayhan'ı bıraktı bana. Ya da bir başka kültürün varlığına duyduğum ilgi adına ben kendimi ona emanet ettim demek daha doğru olur.

Apaçi Ayhan tanıdığım ilk uzun saçlı adamdı. Elinde ilk rock 45'liğini ve longplay'i gördüğüm, pikabında dinlediğim adamda oydu. Bana dinlettiği Deep Purple'nin yerli baskı 'Black Night' 45'liği ile Ten Years After'ın "Watt" albümü hayatımı değiştiren plaklar olmuştu. Dolayısıyla Apaçi hayatımı değiştiren insanlardan biri olmuştu. Albümün açılışındaki 'I'm Coming On' adlı parçada Alvin Lee'nin yaptığı gitar solo, plaklar aşındırmamıza (yerli baskısı bolca bulunuyordu), kasetlerin bantlarını eritmemize sebebiyet vermişti.

Apaçi Ayhan'ın plaklarından dış seslere açık bir mikrofon sayesinde yaptığım karışık kaset kayıtları (ne yazık ki, Apaçi'nin öksürüğü ile annesi Fatmanım teyzenin 'çay istiyor musunuz? seslerinin parça üzerlerinde kayıtlı bulunduğu bu kasetler artık yoklar), ilk rock arşivimin oluşmasında, rock kültürümün tohumlarının atılmasında büyük bir rol oynamıştı.

Ona Apaçi denmesinin müsebbibi çizgi romanlara olan düşkünlüğü ve Kızılderililerin galebe çaldığı maceralara bayılıyor olmasıydı. İçindeki plebyen damarı açığa çıkartan duygulardı bunlar. Kendisi de yoksulluk içinde büyümüş, bu yüzden mağdurun ve ezilenin yanında hissetmişti kendisini. Kızılderililer, özellikle Apaçi'ler onun ruh kardeşleriydi. Kapağında Kızılderili resimleri olan albümler, onları anlatan şarkılar daha değerliydi diğerlerinden. Sınıf bilinci yoktu Apaçi'nin, ama insan sevgisi ve müzik tutkusu onu sola yaklaştırmış; belli belirsiz duyduğu bu yakınlıkla Cumhuriyet gazetesi okuru olmuştu. Hatta aşağı ki semtte bulunan Laz Fazlı'nın kahvesinin önünden elinde bu gazeteyle geçerken faşistlerden yediği dayağa duyduğum hınç, beni de bu gazetenin okuru yapmıştı.

Yoksulluk demiştik, tahsili yoktu Apaçi'nin; babasının öğretmen ve ilkokul müdürü olmasına rağmen. Biraz da alkolik ve sert mizaçlı babasına duyduğu tepkinin sonucuydu bu. Okumak istemesine karşın, kendini zorlayan aile koşulları münasebetiyle çalışmak zorunda kalmıştı. Babası yüzünden içkiyi sevmezdi, ama aşırı derecede demli çay ve birinci sigarası tüketirdi. Mitolojik tarih kitapları ve Pardanyan serisi ile eğitmişti kendisini. Eğitimi ilerleyen yaşlarda Teks, Alaska, Conan ve Kızılderili düşmanlığına rağmen içinde her zaman Kızılderililer olduğu için Kinowa ile devam etmişti.

Bir yandan dönemin uzun saçlı rock müzik gençliğinin semtler arası plak alışverişinin tanınmış simalarından biri olurken, öte yandan muhtelif kıraathanede ocakçılık yaparak geçirmişti yetmişli yıllarını. En son çalıştığı Karagümrük semtinde cadde üstünde bulunan merdivenli kıraathane, arkadaş grubuyla toplandığımız mekânlardan biri haline gelmişti, biraz da Apaçi Ayhan sayesinde. Çünkü devamlı bulunduğu çay ocağı kabini, emanetlerimiz için adeta bir zula gibiydi. Başta plak ve kaset alışverişi olmak üzere Apaçi'nin iyi niyeti, saflığı ve arkadaş sevgisi yüzünden emanetçi dükkânı gibi olmuştu burası adeta. Ağırlıklı Pertevniyal öğrencilerinden oluşan bir grup olarak dağıttığımız siyasi bildirilerinde arta kalanlarını Apaçi'ye naylon poşet içinde emanet ediyor, ertesi gün alıyordum. İçinde ne olduğunu bile sormadan, büyük bir memnuniyet içinde insanlara yardımcı olacak derecede âlicenap bir kişiliğe sahip bulunan Apaçi, bir gün bu bildiriler yüzünden, kıraathanede yapılan bir arama sonucu karakola düşmüş, 24 saat içerde tutulmuş, hafif hırpalanmıştı.

Bu olaylardan kısa bir Süre sonra, seksenlerin başında gemicilik yapmaya başladı Apaçi Ayhan. Kazan dairesinde silicilik yapıyordu. Kısa Süren bu meslekteki en ünlü ve verimli seferi İtalya'ya olanıydı. Sefer dönüşünde büyük bir törenle ve ilk iş olarak, Atikali Dispanseri'nin arkasındaki evlerinde toplanır ve büyük bir merakla getirdiği yeni plakları dinlerdik. İtalya dönüşü getirdikleri arasında en fazla dinlediğimiz iki plaktan biri Scorpions'un "Tokyo Tapes" adlı Japonya konseriydi. En fazla da A yüzünü dinlerdik bu ikili plağın; topluluk en iyi zamanlarındaki şarkılarını, stüdyo kayıtlarından daha iyi icra ediyordu burada. Diğeri ise Kansas'ın "Monolith" albümü oldu. Bu plağa topyekûn âşık olmuştuk, çünkü kapağında Kızılderili resmi vardı.

Gemicilik işinin bitiminde bir Süre işsiz kaldı Apaçi Ayhan. Benim de lise sonrasındaki üç yıllık boşluğuma denk gelen bu aralıkta Sürekli evine gidiyordum. Saatlerce plak dinliyor, kayıtlar yapıyorduk. Hafta içleri arada bir aldığımız plak kokusunun izini Sürerek (bir plak için dahi olsa bile), Bostancı'dan Avcılar'a, İstanbul'u bir uçtan diğer uca arşınlıyorduk. Hafta sonları ise seyyar plakların alınıp satıldığı Beyazıt meydanına iki elimiz kanda olsa muhakkak gidiyorduk.

Evindeki plak dinleme seanslarımızda, ben yabancı dergileri karıştırarak ince belli Ajda bardakta bir bardak çay ile yetinirken, Apaçi'nin katran koyuluğundaki çayına ve birinci sigarasına, derme çatma bir cilt tezgâhı eşlik ederdi. Önceleri bu basit el tezgâhında, amatörce kendi kitaplarını (başta Pardanyanları olmak üzere, çizgi romanlarını ve dışarıdan getirdiği müzik dergilerini); eğer keyfi yerindeyse ya da karşılığında plak gelecekse eşin dostun kitaplarını ciltliyordu. Derken mücellit olmaya karar vardi Apaçi Ayhan; biraz da fakrı zaruretten. Beyazıt'ta Bekir Usta adlı dükkân sahibi birinin yanına ücretli emek olarak işe başladı. Bir Süre burada kendini geliştirip, mesleğin sırlarına vakıf olduğunda, eniştesinin yardımıyla bir mücellithane açtı, Nişanca Bakkalzade Sokak'ta. Yani benim doğup büyüdüğüm, kendini ve kardeşini tanıdığım, kendilerinin de uzunca yıllar ikamet etmiş bulundukları sokakta.
Mutlu günler geçti orada; gerek kendi, gerekse de bu dükkânı bir rock üssü haline getiren bizler hesabına. Ancak ekonomik nedenlerle uzun sürmedi mücellithane macerası. Bir Apaçi ticaret yapamazdı.

Ardından kısa bir Süre de kimyevi maddeler pazarlayan eniştesinin yanında tahsildarlık yapmayı denese de, modern zamanlara ve kravatlı kölelik düzenine ayak uyduramadı Apaçi Ayhan. Ne de olsa bir Apaçi idi O. Hiçbir işte dikiş tutturamadı; ta ki yolu Akmar Pasajı'ndaki Atlantis Müzik dükkânına düşene değin.

(Devam edecek)

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro