Murat Be?erYıllar sonra karşılaştık tekrar Levent ile. Takvimler yeni milenyuma az kaldığını gösterdiğinde. İstanbul'un en uzun sokağı olarak bilinen Eşref Efendi'de oturuyordu. Sekiz yıllık eşinden ayrılmış, yeni bir yaşama yelken açmanın bocalaması içindeydi. Aynı semtte, yani Kurtuluş'ta oturuyorduk ikimizde.

Davet etti bir akşam, her zamanki heyecanı ve tüm samimiyetiyle. İcabet etmemek olmazdı, biz de gittik seve seve. Sohbetin sonunda ayrılık vakti geldiğinde açtırmayı başardım plak dolabının kapağını. Artık pikabı yoktu, dinleyemiyordu plakları. Bir dinozor olduğunu o da iyi bilirdi, ama bundan kurtulmak için de yeniliklere, özellikle teknolojiye açık insan yanını göstermekten pek zevk alırdı Levent. Aynı nedenle O da etrafımdaki hemen herkes gibi CD'ye 'terfi' etmişti.
Format değişikliği çok işime yarıyordu açık söylemek gerekirse. Plak döndürmeyi külfet gören tanıdıklarımın elinden alıyordum plaklarını gözlerinin yaşına bakmadan. Onlar da pek itiraz edemiyorlardı, benim gibi tutkulu biri karşısında. İtiraf ettiği üzere, Levent'in uzun Süre ellenmediği için toz bağlamış plaklarının önemlice bir kısmı dayısı olan Asaf Savaş Akad'dan hacılanmıştı. Kendisine bilgi sızmaması karşılığında bazı plakları bana vereceğini, ama bazılarının manevi değeri olduğunu söyledi. 'Manevi değeri olmayanları' toparlayıp götürdüm tabi, tahmin edileceği üzere. Aralarında öyle bayıla sevdiğim (dayısına ait olduğunu öğrendiğim) iki Hawkwind plağı da vardı: "In Search Of Space" ve "Space Ritual".
Bu topluluğu öncelikle bilim kurgu romanlarından fırlamış ve üzerine hippi sosu eklenmiş fantastik hikâyelerinden dolayı çok seviyordum. "In Search Of Space"deki galaktik pus, beni Uzay Gemisi Atılgan'la yolculuğa çıkmışçasına heyecanlandırıyordu. Açılıştaki 16 dakikalık 'You Shouldn't Do That' adlı parçanın trans etkisi yaratan nakarat kısmı, Apaçi Ayhan'la aramızda 'Şukufe' olarak telaffuz ediliyordu. İkinci plak tüm zamanların en önemli astral rock çalışması olmakla birlikte, bana daha ziyade sonradan Motörhead'i kuracak olan basçı Lemmy Kilmister'ın varlığı ile zevk veriyordu. Uzay rock'ının öncelerini bu ikili konser plağında 'Down Through The Night', 'Brainstorm' ve 'Master Of Universe' gibi insanı kudurtan deli divane parçaların kafa yapıcı yorumları vardı. Hawkwind'in en sevdiğim plaklarından iki tanesinin Levent'den çıkması çocuk gibi sevindirmişti beni.
Teknoloji üzerinden modern takılma merakı iyiden iyiye sardığında, yıllar boyunca çıkmayan dergiyi, Stüdyo İmge'yi internet sitesi olarak yapılandırmaya yeltendi Levent, 2000 yılında. İş de başa düştü haliyle. Tam bir yıl boyunca beş kişilik genç bir ekiple data toplama ve çeviri işine giriştim, Levent'in patronluğunda yine yıllar sonra. Ekonomik koşullar her zaman olduğu üzere zorlamaktayken, çeşitli ortaklıklar ve farklı dallarda iş yapmak da söz konusu oluyordu bu yeni kurulan şirkette. Studyoimge datkom bu bir yılın hâsılatı olmuştu; üstelik de hiç fena görünmüyordu, ama biz artık eski biz değildik. Özellikle de Levent Erseven.
İstanbul'daki yaşamının son yıllarında onu tanıyan insanların rüyasında görseler inanamayacakları bir düşü vardı Levent'in. Yıllar önce yolda rastladığı ve ayaküstü kısa bir muhabbet kurduğu bir köylüye imrenir durur; her fırsatta onu anlatırdı, masasının etrafında toplanan geyik-severlere. Köyde yaşamak istiyordu bütün bütün.
İnzivaya çekilmek, zayıf ve acınası olmakla eşanlamlı değildi onun için. Özgür iradeyle ve arkada kalan binlerce hoş anıyla birlikte yapılanı soylu bir hareket olarak bile görüyordu. Üstelik de geçmişte yaşananlara değer katan bir hareket olduğunu düşünmesi içten içe heveslendiriyordu onu. Bir odada inzivaya çekilmekle, kocaman bir dünyada inzivaya çekilmek arasında büyük fark vardı. O dünyayla bir bağı olmaksızın çekilmedi inzivaya. Sadece ilişkisini kendi belirlediği bir alandan, tercih ettiği gibi yaşamak için gitti, doğup büyüdüğü yerlerden.
İstanbul'un sokaklarından barlarına, oradan da dergi sayfalarına ve şiir satırlarına taşınan yarı bohem, yarı lümpen yaşamın tüm lüzumsuz ilişkilerinin mıknatısı gibiydi Levent. Etrafında sayısız lüzumsuz adam vardı; kendine kazık atanlar ve etrafında asalakça takılanlar dâhil. Bunun tek müsebbibi kendine takılan 'Büyük Geyik' sıfatını sevmesi ve eyyamcı kişiliği idi. Yeni milenyumun başında çöplüğe dönmüş ilişkilerinden arınmak ve zihnini dinlendirmek için, yayınevini, barını, evini, hatta statükosunu sattı ve Bodrum'un 100 km uzağında ekolojik tarım yapmak amacıyla aldığı araziye yerleşti Levent; karısı ve yeni doğmuş çocuğuyla birlikte. Açıkçası kendisi adına kendini hırpalanmaktan korumanın en rasyonel yoluydu bu.
Yeni değiştirdiği cep telefonunun numarasını sadece yaşamsal ihtiyacı olan birkaç kişiye verdi; başkalarına iletilmemesini tembihleyerek. İlk bir yılı oldukça münzevi geçmişti; bu büyük arsaya bir yandan bir ev yaparken, öte yandan muhtelif sebze ve bitkiler ekiyordu. Kısa bir Süre sonra aldığı beş inek ise, süt satmaya başlamasına neden olmuştu.
Mutluydu gelen haberlere bakılacak olursa. Bir defasında bunu, kendisine soran Zihni (Zihni Müzik) Şahin'e, 'vergi mükellefi değilim' yanıtıyla onaylamıştı.
Arada bir İstanbul'a geliyor Levent, rastlaşırsak ya da ararsa görüşüyoruz. En son (DJ olarak) çaldığım bir partiye gelmiş, elindeki fotoğraf makinesini garsonun eline tutuşturarak kabine çıkmış ve benle İstanbul Hatırası fotosu çektirmişti.
Asaf Savaş Akad'ın Hawkwind plakları halen bende; ama onları kimseye iade etmeye niyetim yok.