Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Cumhur Oceano; Peter Hammill vs Dali's Car
Murat Beşer

Narmanlı Han zamanlarının en orijinal simalarından biri hiç şüphe yok ki, Cumhur Okan idi. Tatbiki Güzel Sanatlar Dekoratif Resim Bölümü'nden, DGSA Resim Bölümü'ne geçtiğim günlerde tanımıştım onu, aynı bölümde okuyan abisi İrfan vasıtasıyla. Kayıtlı olmadığı halde öğrencilerden daha fazla okula gelir, kantindeki yoklamayı kaçırmazdı. Sıklıkla orada oturur ve içtiğimiz çaylar eşliğinde, denize nazır müzik sohbetleri yapardık.
Aramızdaki ortak payda müzik ve plaklardı. O da benim gibi bir plak manyağı idi.

Kızıltoprak'ta oturuyorlardı. Okulda başlayan koyu sohbet ve dostluk, kısa Sürede onun plak dolu evine taşındı. Hakkını teslim etmek gerek ki, rockçıdan geçilmeyen bir ortamda, punk'ı, avangardı ve modern cazı anlamaya, türlerin tarihinin önemli plaklarını toplamaya çalışan bir dinleyici olarak zamanının ilersindeydi. Kaybettiği nokta, bu ilerde oluş halinin, onun elinde mütevazılıktan uzak bir egoya dönüşmüş olmasıydı.

Evine misafir edilerek, plaklarını benle dostane biçimde paylaşmasına cevaben, ben de onu okul dışı çevreme takdim etmeye karar vermiş; bir gün Narmanlı Han'a davet etmiştim. Yapısı münasebetiyle derhal hal hamur oldu, burada dükkân sahipleri olan Deniz Pınar ve Agâh ile. Öyle ki, adeta benden çok daha eskilere dayanıyordu dostlukları. Dükkânları sahipleriyle birlikte açar, onlarla birlikte kepengi indirir hale gelivermişti kısacık Sürede. Bu han onun için ikinci okul kantini olmuştu.



Ortanın biraz üzerinde, durumu lambadan hallice bir küçük burjuva ailesine mensuptu Cumhur. Ait olduğu sınıfa uygun meşgalelerle doluydu hayatı. Tembelliği seviyor ve ailesinin olanaklarını ve hoşgörüsünü bu yolda mubah karşılıyordu. Anlaşılacağı üzere, biraz da 'işsizlik ve tembellik hakkı' onu Narmanlı Han'ın müdavimi yapmıştı.
Burada burnunun şekli sayesinde kazandığı 'Karadenizli Roker' unvanı, onu o zamanların revaçta eğilimi olan burun ameliyatına kadar götürdü. Açıkça söylemek gerekirse, belli bazı konularda onu komikleştiren (çoğunlukla sevimli gösteren) masumane huyları vardı.
Entelektüel olarak görülmesi, hele hele karşısındaki tarafından telaffuz edilmesi en zevk aldığı şeydi. İnsanları buna inandırmak için, Sürekli konuşur, başta Umberto Eco olmak üzere, Levi Strauss, Wittgenstein, Saussure, Faucault gibi dönemin markalı moda düşünürlerinden alıntılar yapardı. Konuşması, kendisinin ona kattığı gevrek ve uzatılmış kelimeler sayesinde orijinal, ama bir o kadar da sıkıcıydı. Eğer onu dinlemediğinizi fark etmişse, el, ayak, omuz ve o anda ne varsa, sizi dürtükler, patlatlar ve konuşmaya kaldığı yerden istifini bozmadan devam ederdi.

Sırf egosu yüzünden bir gün Nico'nun kadın mı, erkek mi olduğu konusunda Murat Ertel ile iddiaya girmiş, Murat'ın bir gün sonra elinde bir Nico plağı ile çıkıp gelmesi üzerine iddiayı kaybetmiş, ama alışkanlık ve huylarından bir şey yitirmemişti. Benzer şekilde Argos dergisi için yazdığı bir yazıda, Ingeborg Bachmann'ın Malina'sından Balina diye bahsetmesi de, onu sıklıkla ve sempatiyle andığımız konuların başında geliyordu.

Onlarca yüzü vardı Cumhur'un. Marksist, ateist, dilbilimci, utangaç dindar, gizli Beşiktaşlı gibi dönemsel olarak şekil değiştiren kimliklerdi bunlar. Çelişkili de olsa, birbirlerine benzemeyen bu çok yönlülük, onu sohbete girdiği insanlar karşısında dominant hale getirmesi için kullanılan bir savunma aracı gibiydi. Ailesi ve etrafınca mesuliyet duygusundan uzak tutuluşu, bu karakteri onda baskın kılmaya yetiyordu. Geçici olarak bu kılıklardan birine giriyor; onla özdeşleşerek güncel kılıyordu kendini. Ama ne var ki, Sürekli bir tuhaflık içinde olduğunu hissettiren hikâyeler süslüyordu bu kimlikleri.

Bazı dönemler, bazı akımları, toplulukları, ülkeleri benimser; onların misyoneri ya da ataşeleri gibi yaşardı. Buna gerçekten inanırdı. En uzun Süren dönemi ise kendini saçı, sakalı ve gözlükleriyle John Lennon'a benzetmeye çalıştığı zamanlar olmuştu. Tıpkı kızlarla olan hayali ilişkisinde olduğu üzere, bu konuda olmayanlar üzerine kuruluydu.
Sevdiği ve özendiği kişilerle arasında özel bir bağ ya da dostluk olduğuna inanır, buna etrafındakileri inandırmaya çalışır; inananlarla sıkı dost olurdu.

1993 yılında İngiltere'den döndüğünde, oradan aldığı tişörtlerle özdeşleşti. Görünsün belasına bunları kazağın üstüne giyerdi. Öyle ya içine giyse görünmeyecek, kazaksız giyse de sağlık sorunları çıkacaktı.

Okul yıllarında bir İtalya takıntısı vardı Cumhur'un; oraya gitmek ve okumak istiyordu. O aralar ücretsiz olan İtalyan Kültür'ün dil derslerine beraber gittik. Ama iş İtalya'ya gitmeye gelince benim ekonomik durumum buna elvermedi, Cumhur'unki elverdi.

Tüm plaklarının sağ üst köşesine, üzerinde adının ve soyadının yazdığı beyaz bir sticker yapıştırırdı Cumhur. Plaklarda Cumhur Okan olan adı, İtalya dönüşü aniden değişmişti. Oradan getirdiği plakların tamamının üzerinde artık Cumhur Oceano yazıyordu.
İtalya'dan gelen plaklardan birinde gözüm kalmıştı; Japan topluluğunun basçısı Mick Karn ile Bauhaus'un şarkıcısı Peter Murphy'nin ortak solo projeleri Dali's Car'ın çıkardığı tek albüm olan "The Waking Hour" idi bu plak.

Beggars Banquet etiketli bu dört kanallı kayıt harikası albüm, her iki topluluğunda en sevdiğim özelliklerinin damıtılarak aynı potada eritilmiş haliydi. Her dinleyişte bas tutkumu kaşıyan Karn ile yamultan Murphy'nin sanki bağlı bulundukları kurumların dışındaki bağımsız hünerlerini sergiler gibi bir halleri vardı bu parçalarda. Özellikle ilk iki şarkının, 'Dali's Car' ve 'His Box'ın delici duygusu, gençlik sıkıntılarımızın kaynağı olan delikle aynı yerden geliyordu.

Plak takasları pek meşhurdu aramızda. Hemen her gün karşılıklı taze teklifler sunulur; kabul görenler hemen uygulamaya konurdu. Tüm uğraşılarıma rağmen, bu plağı takas edemedim Cumhur'la. Zaman içinde başka bir yerde de bulamadım.

Deniz Pınar'ın Narmanlı Han'daki dükkânı 1995 Aralığında kapandıktan sonra, çok az görmeye başladım Cumhur'u. Kısa bir Süre sonra da, ailesinin turistik eşyalar satan dükkânının başında durmak üzere Fethiye'ye yerleşti.

Gitmeden az evvel de Peter Hammill'in "Love Songs" adlı plağımı dinlemek üzere almış, ama yanında götürdüğü eşyaların arasına atarak hacılamıştı. Şimdi bu tatil kasabasında bir köy gurusu, veyahut Mozambik Kralı olarak yaşıyor Cumhur. Onu ilk gördüğüm yerde, Dali's Car plak takası önerimi yineleyeceğim.

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro