Murat BeşerHiç aklımda yokken müzik yazarlığına başlayışım, resim öğrencisi olduğum yıllara rastlar ve tamamen kaderin hoş bir cilvesidir. 1985 yılında arkadaşım Murat Ertel'den gelen emrivaki bir telefonun eseridir.
Seksenli yılların başında semtten tanıştığımız ve düğün salonlarında davulculuk yaparak yaşamını sürdüren Hakan Balçık, Levent'te oturan iyi bir ailenin çocuğunun kurduğu bir rock topluluğu ile provalar yapmaktadır. İyi müzik dinleyici olmam, etrafa sıkı isimler salık vermekteki namım, beni bir gün bu provalardan birinin konuğu yapar. Müstakil, bahçeli ve iki katlı bu güzel evin alt katında yapılan provada gitarı Mengü Ertel'in oğlu Murat, bası da sonradan Avustralya'ya göçecek olan Kerem Kırkpınar adlı bir genç çalmaktaydı.

Murat ilk bakışta fark edilmese de, hayli enteresan ve değişik ilgi alanları olan birisiydi. Sonradan öğrendim onun evvelinde neler yaptığını. Henüz bir tıfıl iken iki kız ile "Mavi Güneş" adlı bir topluluk kurmuş; pikap oyunları ile Anadolu Pop ezgilerini buluşturmuş. Ardından "İkide Bir" adını verdikleri bir ikili oluşturmuş yakın arkadaşı Akın Evliyaoğlu ile. Burada henüz Brian Eno, Holger Czukay gibi adamların varlığından haberdar değilken, ambiant müzik ve kraut rock nedir bilmezken, ELKA klavyeleri ile deneysel ses kayıtları yapmışlar.
Radyo frekanslarını, İş Bankası'nın metal kumbaralarından çıkan şıkırtıları ve daha bilumum basit ve gündelik yaşamın içinden toparlanmış sesleri birbirleriyle ilkel biçimde de olsa eşleyerek stereo kayıtlar elde etmişler.
Sinemaya olan tutkusu geliştirmiş bu yöntemi ve merakı. Bir de eve gelen giden, döneminin önemli aydın ve müzisyenlerinin sohbetlerinden. Kimler yokmuş ki aralarında. Ruhi Su, Aşık İhsani, Sümeyra, Can Yücel, Aziz Nesin, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cihat Burak, Kuzgun Acar, Yaşar Kemal, Turhan Selçuk, Muhsin Ertuğrul.
Murat'ın hamurunun yoğrulmasında son derece ilginç yerel kahramanlar kritik roller oynar. Örneğin yıllar sonra punk evrakı metrukecisi Kemal X'in elinde gördüğü sararmış bir fotoğraftan tanır Ahmet Abi'sini.
Ahmet Abi, Ahmet Güvenç'tir. Fotoğraf ise çocukluğunun geçtiği o bahçe içindeki iki katlı evin yanındaki evde çekilmiştir. Bunalımlar topluluğu o evde kurulmuş; İsmet Sıral, Bülent Ortaçgil, Orhan Gencebay gibi mühim insanlar Sürekli ayak basarmış o eve.
Ortaçgil'in Suna Ablası'nın aslında Ahmet Abi'nin annesi ve aynı zamanda Ara Güler'in karısı olduğunu sonradan, o fotoğrafı elinde gördüğü Kemal X'den öğrenir.
Yaşamında önemli izler bırakan Galatasaray Lisesi'nde tanıdığı gitarcı Burak Uzman'ın, Jimi Hendrix'in gitarına sahip olduğu rivayet edilir. Dönemin kuru sıkı atan palavracılarından biri olmadığı bilinen, bu güvenilir adamın aynı zamanda Rory Gallagher ile birlikte konsere çıktığı da söylenir. Bir Rory Gallagher plağında "Thanks For Burak" yazması ise şüpheleri azaltır, kanıları güçlendirir. Tam bir junkie olan Burak'ın kısa bir Süre sonra yaşama veda etmesi, üzerindeki gizemi daha da cazip kılar.
Onu tanıdığımda aklını fikrini blues rock gitarcılığına verdiği bir dönemindeydi. Sürekli prova çaldıkları topluluğun adı TIR idi. Bu oluşumun 1987'de dağılmasının ardından kısa Süre için izini kaybettim Murat'ın.
Tekrardan bizi bir araya getiren yer, aslında bir kuşağın tüm rock delilerini bir araya toplayan Narmanlı Han idi. Aradan geçen zaman zarfında isimli, isimsiz bir çok müzisyenle session yapmış; sınırsız doğaçlama denemelerinde bulunmuş, bunu bilince taşıyarak, bir dönem uzaklaştığı Türk ve halk müziğine yeniden dönmüştü Murat.
Sürekli keşfedilmemiş plakların peşinden koştuğu günlerde, Teşvikiye'de tezgah açan Zihni'yi tanımış, ardından Tünel'de Agah ile ortaklık yaptıktan sonra Narmanlı Han'daki efsane kült plakçı dükkanını açan Deniz Pınar'ın peşine takılmıştı.
Bir yanda meraklarına paralel müzisyenlerin plaklarını elde etmesi, bir yanda Narmanlı Han'da tanıdığı kişilerle yaptığı üretken sohbetler ve nihayetinde de dünya kültürünü keşfe yönelik bu doğaçlama sevdası, Zen adlı topluluğu oluşturmaya itti Murat'ı. 1988'de kurulan yarı çılgın maceracı insanlar topluluğu, sadece müziklerinde değil, gündelik yaşamlarında da kafalarına göre takılmayı düstur edinmişti.
Fenerbahçe Marina'da verdikleri bir açık mekân konserinde, daha insanların gelmesine iki saat varken, batan güneşin verdiği esinle çalmaya başlayarak, insanların tam da mekânı doldurmaya başladıkları esnada performanslarını bitirmeleri, ruh hallerini ve yaşam anlayışlarını örnekleyen en ilginç hatıralardan biriydi.
1996 yılında kurulan Baba Zula'nın müsebbibi sinema yönetmeni Derviş Zaim olur. Yönetmenin "Tabutta Rövaşata" adlı ilk filmi için talep ettiği müzikler, toplulukta bazılarınca isteksizlikle karşılanınca, hevesliler hevessizleri içermeyen bir oluşumla müzikleri yapar; kendilerine de Baba Zula adını verirler.
Bu oluşum kendiliğinden ortaya çıkmış, ama kimsenin hesap edemeyeceği kadar verimli olmaya başlamıştı. Derken 2000 yılında Zen dağılır, Baba Zula baki kalır.