Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Doktor Gökhan ve Julius Golombeck
Murat Be?er

Beyazıt meydanında ikinci el tezgahların altın günlerini yaşadığı zamanlarda, Ankara Fen Lisesi mezunu pırıl pırıl bir gençti Gökhan Budak. Daha sonra mesleğine istinaden alacağı lakapla Doktor Gökhan, sol görüşe meyilli bir sosyal demokrat, aydınlık kafalı iyi niyetli ve temiz bir görüntü çizerdi aramızda. Yeni Gündem dergilerinin satıldığı kitap tezgahının küçük bir köşesini plaklara ayırmıştı. O da her tutkulu müziksever gibi haftanın bilançosunu içerde kapatır; aldığı plakların meblağı sattıklarından fazla olarak evine cebindeki parayı azaltmış olarak dönerdi.

Liseli olduğu günleri bir Beatles manyağı olarak geçirmiş; hatta John Lennon'ın öldüğü günün ertesinde sıra arkadaşlarından taziye mesajlarını alacak kadar nam salmış olmasına karşın, rokerliğe adım atar atmaz kıblesini AC/DC'ye çevirmişti. Edebiyat dersinde öğretmenin isteği üzerine yapacağı serbest sunumun konusunu AC/DC'ye ayırarak milli müfredata metal müziğini sokan ilk roker sıfatına da sahipti. O günlerde evlerine alınan yavru kedinin adını ısrarla Angus koymuş, odasının duvarındaki posterlerin renklerini de, alacalı bulacalıdan siyaha doğru çevirmeye başlamıştı.

Yurtdışından ilk Back in Black tişörtünü getirten, sırtına geçiren ve tanıtan kişiydi Gökhan. İlk kez onun sırtında görmüştüm bu efsane tişörtü ama ufak bir sorun vardı. Klasiğinin siyah olmasına karşın gelen tişört yeşildi ve üzerindeki baskı ise yaldızla yapılmış; parıl parıl parlamaktaydı. Ama Gökhan'ın sevgisi o kadar büyüktü ki, gocunmak bir yana göğsünü gererek giydi yıllarca bu bayan tişörtünü.

Bir yandan mütevazı sempatikliği, bir yandan ilgi alanlarının giderek bize yaklaşması, son olarak da tişörtü ile epey sempatimizi kazanmıştı kendisi. Aynı zamanda "Back in Black" plağını ilk çıktığında yurtdışından getirten oydu. Ne var ki, Bon Scott'ın yeni öldüğü, AC/DC hayranlarının matemde olduğu bu günlerde, askeri bir gemide çalışan tanıdıkları aracılığıyla gelen plak, pikabın üzerinde dönmek için aylarca bekleyecekti. Çünkü Gökhan'ın yatılı okulunda pikabı yoktu; onu dinleyeceği günlerin hasretini plağı geceleri yastık ucuna koyarak hafifletiyordu.

Adımını atar atmaz elini yüzünü yıkamadan plağını döndürdüğü evde kendinden 10 yaş küçük kardeşi ile birlikte yaşıyordu Gökhan. Aynı evde kaldıkları halde, aynı zevklere sahip olmayan (şimdilerde Sabah gazetesinde müzik yazarlığı yapan) Oben Budak, biraderine tepki olarak rock ve metal sevmez; pop müziğine yönelen alakasını Sezen Aksu hayranlığında ifade eder.

Beyazıt kadrosunun muhtelif nedenlerle dağılmasından sonra, Deli Dergisi'nin çıktığı günlerde Gökhan ile yine kader ortağı olduk. Kemal Kenan, Tan Cemal, Küçük İskender, Selçuk Erdem, Resul Ertaş gibi isimlerin yer aldığı dergiye arada bir uğruyor, aynı çatı altında görüşme fırsatı buluyor; birbirimize bulduğumuz plakları anlatıyorduk. Dergi adına Kent FM'de yayınlanan Delisiz Çay Saati Düşünülemez adlı radyo programında Black Sabbath, Led Zeppelin, Deep Purple gibi baba rock topluluklarını çalıyordu o aralar; ta ki özel radyolar kapatılana kadar.

Gökhan'ın köklü değişiminin miladı Beyazıt günlerinde Apaçi Ayhan'ı tanımasıyla başlar. AC/DC'den Amon Düül'e doğru evirilen yolculuğunda çok şey öğrenir ondan. Öncelikle de Alman gruplarını. Dostluklarının sıkı yaşandığı günlerin birinde yanlarına Himmet Ağabey'i de alarak, o zamanlar gitar dersi aldığı hocası İzi Eli'yi dinlemeye giderler birlikte, Ortaköy'de bir bara. Programın sonunda Apaçi, buruşuk kareli matematik defterinden koparılmış bir kağıt uzatır Gökhan'a. Kağıtta sırasıyla çalınan parçalar, yanlarında besteci ya da grupları, sonlarında da hepsinin tek tek 5 üzerinden yorum ve performans notu yazılıdır.

Favori Alman topluluklarımızdan Embryo'nun 1999 yılında büyük depremden bir ay önce, Karga Müzik organizasyonu ile konsere gelişi hepimiz için o ana kadar yılın olayı olarak hatırlanır. Topluluğun epey geç bir dönemidir ve kalabalık kadrosuna sonradan dahil edilmiş epeyce müzisyen vardır. Bunlardan biri ilk bakışta sempatisiyle puan toplayan Julius Golombeck idi. Gitar ve ud çalan Julius, ilk ud derslerini Almanya'da Cinuçen Tanrıkorur'dan almıştır. Tanrıkorur, Almanya'da bir okulda ders vermeye gittiğine, kursa kimse gelmez. Misafir hocaya ayıp olmasın diye rica minnet birini gönderirler. Bu kişi Julius olur. Hatıra binaen gittiği kurslarda o kadar sever ki bu enstrümanı ve hocayı, adeta gitar onun için ikinci plana itilir.

Konserler sonrasında uzunca bir Süre burada kalmıştı topluluk üyeleri. Bu esnada Gökhan'ın Canan adlı bir bayan arkadaşı Julius ile sevgili olmuştur. 10 gün Süreyle Gökhan'ın evine konuk olurlar birlikte. Böylece sıkı fıkı dost olurlar, Julius'un Almanya'ya dönüşünden sonra da sıkça telefonlaşırlar. Hatta ondan aldığı telefon numarasından gizlice Amon Düül'ün solisti Renate'yi bile arar ve hayranı olduğunu dile getirir.
O kadar ince düşünceli ve zarif biridir ki Julius, Uli Trepte ile kurduğu Spacebox topluluğunun plağını imzalatmak isteyen Gökhan'a "Kabı zarar görmesin, üstüne yazamam" diyerek iç kağıdını imzalar.

Aylar sonra iade-i ziyarette bulunmaya karar verir Gökhan. Tabi Julius'dan davet almıştır; onun evinde kalacaktır. Kararlaştırdıkları gün Julius'un yaşadığı kente ayak basan Gökhan, ev numarasından arar kendisini, ama açan olmamıştır telefonu. Bunun üzerine topluluktan tanıdığı bir başka elemanı arar ve acı haberi alır; Julius sabah saatlerinde yaşama veda etmiştir. Julius'un Münih'te yaşayan annesinden öğrenir detayları. Bir akciğer hastası olan Julius, geçirdiği krizin ardından hastaneye kaldırılırken ambulansta yitirir yaşamını. "İstanbul'da aşık olduğu bir kızla evlenme planları içindeydi Julius" der annesi telefonu kapatırken.

Doktor Gökhan, şimdilerde kendisi gibi rock dinleyen eşi Nihal ile mutlu bir izdivaç sürdürmekte; elden ölene kadar bırakmamaya yeminli olduğu rokerliği konusunda, kendisini toplum içinde bir uzaylı olarak görmeye devam ederken

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Proudpilot
Duyurular
Stüdyo İmge Facebook grubu...
Club Intro