Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Peştenkerani Tuncer ve iyiliksever Sting
Murat Be?er

Seksenli yılların tam ortası. 1985'in kavurucu yazı, sadece sokakları değil, çok değerli bazı arkadaşlıkları da pişirmişti. O yıl kaderin cilvesi sonucu bir avuç zıvanasız, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü'nde toplanmıştı. Kural tanımazlığı ve gemileri yakmışlığı nedeniyle, öğretim üyelerinin "Bir an evvel mezun olsalar da kurtulsak" diye gördükleri "Sürekli sorun çıkaran" bu arkadaş grubu, ortak yaşam alanları olan Temel Sanat Eğitimi atölyesini adeta bir şaraphaneye çevirmişti.

Ders sırasında eğitim görevlilerini zeki sorularla terletirler, sistemin gericiliğini her bahiste fütursuzca telaffuz ederler, olmadı ders sonrasında natürmortları yerler; bunlarla yetinmezlerse, model olarak sınıfın ortasına kurulan heykelleri kırar, ele gelen parçalarını denize fırlatma yarışı yaparlardı.

Aralarında bulunduğum grubun kılık kıyafetiyle en fazla dikkati çeken üyesi şüphesiz Tuncer Erdem idi. Hepimiz üzerimize geçirdiğimiz alelade tişörtler, yırtık pırtık blue jeanler ile dolanırken aramızdaki adıyla Peştenkerani Tuncer, klasik öncesi kesimli takım elbise (kış gelince bunun üzerine pardösü eklenmişti) ve elindeki deri çanta ile kıraathanelerde tansiyon ölçen tekaütleri andırırdı.

Peştenkerani sıfatı Limon dergisinde çizdiği köşesinden geliyordu. Bir anlamı yoktu. Farsça saçma sapan, uydurma anlamına gelen "pestenkerani" sözcüğünü değiştirerek dergideki köşesine bu adı vermiş; dolayısıyla sonradan birlikte anılır olmuşlardı.

Peştenkerani Tuncer, aramızdaki en efendi adamdı. Çalışkan ve disiplinliydi. O yazın intikamını alan 1986 kışında adam boyu kar yağmıştı ve okula gelen üç kişiden birinin Tuncer olması şaşırtıcı değildi. Diğeri ben, sonuncusu da öğretim üyesi Mustafa Ata idi. Aynı gün güç belada olsa, baba yadigarı olan beyaz Skoda 120L ile önce beni eve bırakmış, ardından derginin yolunu tutmuştu.

Onun bizimle birlikte tozuttuğu anlar, doğrusunu söylemek gerekirse bizim eserimizdi. Bu anların en kötüsü, yaşamımıza mal olmanın kıyısından döneniydi. Semtten arkadaşım olan Balçık Hakan, çalıştığı şirketin arabası ile katılmıştı aramıza o akşam. Atölyede başlayan şaraplama, okulun karşısındaki birahanede devam etmiş, köprü altında rakı masasına dönüşmüştü.

Gecenin sonunda altı kişi aynı arabanın içindeydik ve Edirnekapı'dan Topkapı yönünde yol almaktaydık. Nasıl olduğunu bile fark etmediğimiz biçimde şarampole yuvarlanmıştık. Bizi ölümden kurtaran şey birbirimize yastık olmamızdı. Arabada ben, Balçık Hakan ve Tuncer dışında Metin Üstündağ, Soner Günday ve Hezengi Koray bulunuyordu. Hepimiz ufak tefek sıyrıklarla atlatmıştık kazayı, ama Tuncer kendinde değildi.

En yakındaki hastaneye gittik bir araçla, Tuncer'i yatırdık ve hemen dergiden Fatih Kaçan'ı çağırdık başında durması için. Bir takım resmi işler için ayrıldık ve sabah hastaneye döndüğümüzde Tuncer'i öldü zanneden Fatih'i, boşta kalan ayakkabıları "Bana uyar mı acaba" diye denerken bulduk. Birkaç saat sonra kendine gelen Tuncer'in aslında hiçbir şeyinin olmadığını, sadece sızdığını öğrendik.

Bu olay Tuncer'in kafasını uzun Süredir meşgul eden bazı soruları tazeledi. Ateistti, ama varoluşa ilişkin yanıtsız sorulara sahipti. Yakın bir arkadaşından da uzun Süredir Yehova Şahitliği hakkında bir şeyler duyuyordu. Kutsal Kitap'tan ilk önce 1. Yuhanna 4:8'i okudu. Tanrı Sevgidir adlı bölüm bu sorulara denk düşen yanıtlar oluşturmuştu kendisi için. Dört yıl Süren bir tetkik döneminin ardından Yehova Şahidi oldu Tuncer.

Onu buna ikna eden şey, insan sevgisiydi. Tuncer gerçekten de konuşurken, karşıdakinin gözlerinin içine bakarken ve dinlerken güvenilirliğini derinden hissettirirdi. İçinde alt edilemez bir adalet duygusu vardı. Farklı olarak bu adaleti insanların değil, ancak tanrının sağlayabileceğine hükmetmişti.

Bu inancı uzun Süre kimseciklerle paylaşmadı. İnançlarıyla bağdaşmayan kalıplarından dolayı kız arkadaşından ayrıldı sessizce. Önyargılara bürünmüş tepkilerden çekiniyordu; öncelikle de ailesinden kaynaklanacak olanlardan. En çok annesinden çekinmekte haklıydı. Kozyatağı'nda birlikte oturduğu annesi Ayşe Teyze, bunu duyar duymaz Tuncer'i evden atmış; hırsını alamayınca da arkasından plaklarını ortadan kaldırmıştı. Plakların akıbeti tam olarak bilinmediği için Tuncer, kız kardeşinin sözlerinden anladığı kadarıyla onların annesi tarafından kırılmış olduğunu sanıyordu.

Müteakip günlerde cemaatteki "Biladerler"inin yanında kaldı Tuncer. Okulu bitirene kadar zor koşullarda sürdürdü yaşantısını. Okulu aksatmaya başlamıştı, ama yine de fırsat buldukça Fındıklı Parkından balık aldığımız, okul bahçesinde pişirip yediğimiz Köpek Öldürenli ziyafetlerimize kalıyordu. Arada akşamları heykel bölümünde okuyan can dostumuz Punki Teoş'u da alıp Köprü Altına bile gidiyorduk.

Tuncer, resim bölümünde "devamsızlık" gibi bürokratik bir gerekçeyle sınıfta bırakılan ilk adam oldu. Bu işi o aralar etrafındaki öğretim üyeleriyle makamını yükseltmek için gırtlak gırtlağa gelen Kemal İskender becermişti. Madalyonun diğer yüzünde ise haylazlar grubunun faturası, aramızdaki en masum adama kesilmişti. Bu Süreçte dergideki Peştenkerani dizisini bitirdi, bıyıklarını kesti ve yaşamından izdüşümlerin yer aldığı siyah beyaz bir seriye başladı.

Tuncer iyi bir müzik dinleyicisiydi ve elinde biriken parayı plaklara yatırmaktan kaçınmazdı. Bir öğrenci için hatırı sayılır sayıda plağa sahipti. Ancak annesi tarafından tedavülden kaldırılan plak koleksiyonundan, o sırada dinlemek için ödünç aldığım üç parça kurtulmuştu sadece.

Biri The Police'den çok sevdiğimiz, ama sonradan pop albümler yapmaya başladığı için dudak büktüğümüz basçı Sting'in nispeten diğerlerinden daha iyi bir yere koyduğumuz "The Dream Of The Blue Turtles" albümüydü. Sting, The Police sonrasında iyiliksever bir kimliğe büründüğü için, bu plağın bana Tuncer'den kalmış olmasına bir başka anlam yüklemişimdir hep. Diğerleri ise iki nefis konser albümüydü: Weather Report'tan "8:30" ve Spyro Gyra'dan "Access All Areas". Her üç plak da Tuncer'in yadigarı olarak dururlar bende.

Geçen zaman aradaki buzları eritmiş. Peştenkerani Tuncer annesi ile artık görüşüyor, ama plakların akıbetini soracak cesareti halen yok.

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Proudpilot
Duyurular
Stüdyo İmge Facebook grubu...
Club Intro