Murat BeşerDoktor 1210 adlı şeytan tüylü mucizevi varlık Bülent Sancak, Zaireli Johnny Wakelin ile uzaktan akraba olur. Pek inanmadınız değil mi? Hani akraba dediysem fiziki bir akrabalık değil. Bir çeşit ruh akrabalığı demek daha yerinde olur. Aman canım çok eşelemeye gerek yok; zaten Wakelin de Zaireli değil. O da manevi Zaireli; ezilen halklara duyduğu hassasiyetten ötürü.
Şimdiki Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin, eskiden bir Belçika sömürgesiyken adı Zaire idi. 30 yıl General Mobutu'nun diktatörlüğünde yönetilen bu yağmur ormanları ülkesi, başını Wakelin'in çektiği bir avuç ilerici müzisyene konu olmuştu. Beyaz İngiliz olmasına karşın, ırkçılığa, her türlü sömürüye karşı bayrak açan Wakelin, 'In Zaire' adlı şarkısında, ezilen halkların kurtuluş mücadelesini, hayranı olduğu Muhammed Ali'nin zaferleri üzerinden anlatmıştı.
Dilerseniz şimdilik Wakelin'i Zaire'de bırakalım ve Bülent Sancak'a neden Doktor 1210 dediğimize geçelim. Kapalı bir parti için bir tanıdığın "çalar mısınız?" teklifiyle başladı hikaye. Technics 1210 pikaplarımızı, mikserimizi ve plaklarımızı arabaya attığımız gibi, soluğu olay mahallinde aldık. Tesisatı kurana kadar her şey yolundaydı, ancak 1210'lardan birinden ses gelmemesi bende ufak çapta bir paniğe yol açmıştı.
Panik sadece bendeydi, çünkü yanımdaki adamın yetenekleri konusunda daha henüz o günlerde tam bilgi sahibi değildim. Ancak 15 dakika sonra anladım, telaş edilecek bir şeyin olmadığını. CD çalarlarla idare etmemi istedikten sonra, arızalı 1210'u ters çevirdi ve arka cebinden çıkardığı İsviçre yapımı Victorinox çakıyla alt kapağını açtı. Onu bu zaman zarfında sadece 1210'un bağırsaklarını yere dökmüşken ve bir de kapakları tekrar yerine vidalarken gördüm. Onun dışında ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok, tek hatırladığım kapakları kapadıktan pikabı tekrar düz çevirerek platoya plağı attığı gibi partiye kaldığı yerden devam etmesi.
Müteakip günlerde İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Filmekimi'nin açılış partisinde çalacaktım. Studio Live'da gerçekleştirilecek Distopya adlı gecede, bu konsepte mahsus ve sadece plaklardan oluşan bir set çıkaracaktım. Mekânın DJ kabinini daha önce görmemiş, burada hiç çalmamıştım. Tesisatı tanımıyordum. Köhne bir düzeni vardı kabinin; aletle Topkapı müzesine kaldırılacak kadar eskiydi.

Tahmin edileceği üzere, daha önce hiç plak dönmeyen mekânın kabininde sorun çıktı. Teknikten sorumlu genç çocuklar bir türlü gideremiyorlardı. Ve partinin başlamasına sadece dakikalar kalmıştı. O esnada Yeşilçam filmlerindeki gibi bir sahne yaşandı; Doktor 1210 sis bulutunun arasından zorlukla seçilen kapıda, kötü emellerine alet etmek üzere kaçırdıkları genç kızı kurtaracak delikanlı gibi göründü. Tahmin edeceğiniz üzere parti zamanında başladı.
Bir çocuğun düşlerini süsleyecek şekilde, Aksaray'daki ünlü lunaparkın ortaklarından birinin oğlu olarak dünyaya gelmişti Doktor. Ama madalyonun tersi böyle değildi. Lunaparka gitmesi kumarbaz baba tarafından yasaklanmıştı kendisine. Diktatör karakterli baba çok kazanıyor, ama aynı rahatlıkta har vurup harman savuruyordu. Çok dayanamadı Doktor sonradan görme sosyete hayatına ve 15 yaşında evden kaçtı.
Seksenlerin askeri diktatörlük günlerinde Gebze'de akrabalarının yanında kalarak bitirdiği ortaokuldan sonra İstanbul'a geldi ve bir dispanserde gece bekçiliğine başladı. Kısa Sürede iğne yapar, pens atar hale gelmişti. Kendi kazandığı parayla meslek lisesinin elektronik bölümünü bitirmeyi başardı. Okul sonrasında stajını zamanın en iyi plakçılarından Metronom Müzik'te yaptı. Gönlü bol insan Refik Ulusu'nun dükkânı, Doktor için bir dönüm noktasıydı. Technics 1210 ile ilk tanışması bu dükkanın deposunda gerçekleşmiş; ona elini ilk değdiği gün 3.5 saat boyunca Kitaro'nun "İpek Yolu" albümünü dinlemişti.
Yine bu dükkânda tanıştığı Audio-Club adlı hi-fi kulübünün sahibi Turgut Meşe, Doktor'un elinden tutan gerçek bir ekipman bilgesiydi. Ekonomik sıkıntılar içinde kıvrandığı bir dönemde, onu elinden tutarak efsane diskotek Regine'e ikinci DJ yapmıştı. Önceleri esas oğlanın keyfiyetine göre çalan Doktor, performansı sayesinde kısa Sürede resident mertebesine terfi etmişti. Sırtını 15.000 plağa dayayan Doktor, bunun hayatında gördüğü en iyi arşiv olduğunu söyler halen.
Haftanın altı günü hizmet veren Regine, Hidromel ile birlikte dönemin en iyi DJ'lerinin buluşma noktalarından biriydi. Burada eğlenceyle karışık yarışmalar yapar; aynı zamanda aralarına yeni katılanlara yardımcı olurlardı. Bir yanda (günümüzdeki birbirinin gözlerinin oyan DJ'lerden uzak) bu dostane ortam, bir tarafta da müşteri profilinin yüksekliği, iyi müzik dinleyicisi olması, geçişlerde ve parça seçimlerindeki hataları affetmemeleri çok geliştirdi Doktor'u.
İyi çaldığın ve mikslediğin zaman ödülün yüksek olur, ana tersi durumda bakışlarla cezalandırılırdın. Aynı zamanda Romen hayat kadınlarının da memlekete yeni yeni akın ettiği günler yaşanıyordu. Yani bıyıklı ağabeylerin sarışın uzun boylu kadınlarla bu tip kulüplerde cirit attığı günler. DJ'lerin aralarındaki en eğlenceli yarışmalardan biri, bıyıklı ağabeyleri dansa kaldırma becerisiydi. Kaldıranlar iyi, kaldıramayanlar kötü DJ olarak kabul görürlerdi. Haftada bir plak satıcısı gelirdi bu kulübe. DJ'in mekân hesabına haftada iki plak alma hakkı vardı. İlk kez bu satıcılardan aldı yaşamına yön veren, canı gibi sevdiği 12 inç singleları.
Geceli gündüzlü çalışıyordu Doktor. Gündüz Turgut Meşe'nin dükkânında, geceleri ise Regine'de. Bir yıl böyle yaşadı. Mekânın sahibi Diyarbakırlı iyi bir adamdı. Sabahın ilk ışıklarına kadar açık tutulan mekâna, 3.30'dan sonra müşteri alınmıyor, ama içerdekiler kapanışa kadar içerde kalabiliyorlardı. Bazı geceler patronun dostlarına ayrılan bir masa kuruluyordu bu saatten sonra. Son akşamında bu dostlardan biri İbrahim Tatlıses'in 'Mavi Mavi'sini çalmasını isteyince, işi bırakmayı tercih etti Doktor. İşten çıkarılmamıştı, ama DJ'lik onuruna dokunmuştu bu istek. Sessizce, rızasıyla ve dostane bir şekilde ayrıldı.
Sonraki iki yaz sezonunda Bodrum'da çaldı. Ardından Sedat Zincirkıran'a ait olan Zeytin Sardunya'ya geçti. Dükkânın müşterisini sempatisi ve performansı ile iyice avucuna almıştı Doktor. Öyle ki, mekânın gitarıyla sahne alan assolisti gölgede bırakınca, 1992 yılında tası tarağı toplayarak Hümeyra ile Fügen Mirel'in ortaklığındaki Figeyra'ya geçmek zorunda kalmıştı.
Meral Okay'ın işlettiği mekâna Sezen Aksu, Yıldız Tilbe, Akrep Nalan gibi ünlü simalar geliyordu. Bazen tek, bazen de gitarcı Şovsak Bülent (Özdemir) ile çıkardığı performans, o kadar ilgi görüyordu ki, bir akşam Sezen Aksu tarafından 'Hadi Bakalım' şarkısının Almanya'da basılan 12 inç single'ı ile ödüllendirilmişti.
Arada başka işler de alıyor, sıklıkla farklı mekânlarda Grup Gündoğarken'e tonmaystırlık yapıyordu. 1996 yılında ustası Turgut Meşe'den aldığı telefonla bir ses işi için Ege Bar'a gönderildi. Burada yaşamını başka bir istikamete sokacak kişi ile tanıştı. Nişantaşı'ndaki mekân beş ay sonra kapanmış, ama Doktor mekânın sahibi Sülbiye ile dünya evine girmişti. Akabinde DJ'liği bırakarak esas mesleği olan mimarlığa dönmekte karar kıldı. Artık sadece dostlarının evinde ve zevk için çalıyordu.