Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Medeniyetsiz yaşamın şehirli anarşisti; Hira
Murat Beşer

Terry Eagleton'ın fantastik romanı Azizler ve Alimler'de bir araya getirdiği sıra dışı kaçaklardan birine çokça benzer Anarşist Hira. İngiliz dar görüşlülüğünden sıkılmış, felsefeden ise tamamen bitap düşmüş bir halde Cambridge'den kaçan bir Ludwig Wittgenstein gibidir o. Yaşamın sırlarını çözdükten sonra, sokaklarda şarap içerek sızan berduşlara özenen bir bilgedir adeta.

İçindeki ikili kişilik hep hükmetmişti ona. 5 kuşak şehirli bir sülaleden gelen denizci babanın Norveç doğumlu oğlu olarak, bir yanı şehirli kültürle yoğrulmuştu. Küçük yaşta göçtükleri Ankara'nın memur kültüründen hayli etkilenmişti. Ninesi Türkiye Cumhuriyeti'nin iş yaşamına ilk atılan kadını, annesi ise ilk bayan voleybol takımının kaptanıydı. Ne ki, içindeki ikinci ses Sürekli doğaya itiyordu Hira'yı. Mümkün olduğunca bu kışkırtıcı ses kulak verirken, her iki ruh haliyle de barışık yaşamaya dikkat ediyordu. İkinci sesin ağır bastığı zamanlarda sırtında taşıdığı kültür yükünü silkeliyor; sahip olduğu bilgi birikiminden ve aldığı 'iyi' eğitimden kurtulmaya çalışıyordu.

İçindeki dengeleri ikincisinden yana değiştiren plak Peter Brötzmann ile Bill Laswell'in ortak projesi "Low Life" olmuştu. İlk kez 1991 yılında Alman Kültür'de karşılaştığı bu plakta, en çok Albert Ayler'in mirasını omuzlayan Brötzmann'ın çığlık çığlığa çaldığı, öfkeyi hüzne dönüştüren saksofonundan etkilenmişti. Albümün karanlık ve sarmalayıcı yapısı, Hira'nın bundan sonraki müzikle ilişkisine top yekun şekil vermişti. Seslerin dünyasını yaşamına tahvil etmeye karar veren Hira, isyanın bedelinin imkânlarını yitirmek olduğunu iyi kavramıştı.

Ailesi tarafından çizilen kaderi yaşamak üzere, annesinin de mezunu olduğu Mülkiye'ye girmişti 1987 yılında. Kolejden sonra işletme okuduğu sırada şalteri indirdi ve baba ocağını terk ederek, en az kendisi kadar çılgın bir arkadaşı ile ayrı eve çıktı.

Karanlık duygularla ve korkularıyla yüzleştiği bir dönemindeydi. Sırf korkusunu yenmek için evde yakaladığı bir hamamböceğini çıplak vücudunda gezdirmesi, kavanozların içindeki dışkıyı küçük bir ağacın dallarına asarak oluşturduğu enstelasyonu odanın ortasında sergilemesiyle annesinin hakkında duyduğu endişeleri artırması, eve gelen yanlış telefonun ucundaki bunalımlı kızla aylarca tele-sohbet yapması, sonradan her ikisinin de yüzlerini kapatarak ve birbirlerini görmeyerek buluşması hep bu dönemine rastlar.

Aynı şekilde (sonradan Marksist sosyolog Dick Hebdige'nin Kes - Yapıştır adlı güzel kitabını çeviren) Çağatay Gülabicioğlu ile Çağdaş Radyo'da pek o güne kadar radyolarda örneğine rastlanmamış endüstriyel, deneysel, zihinsel ve avangard bir program sunması da.

Kültür-sanat dergilerine kısa makaleler yazıyor, zamanının çoğunu eski hocası Bilge Karasu'nun evinde ya da aslen bir yargıç olan çağdaş müzik bestecisi dostu Ertuğrul Oğuz Fırat'ın yanında geçiriyordu. Onların kütüphanelerinden faydalanırken, ilk kez mülkiyete komünal bakmayı öğrenmişti Hira.

Yaşadığı sınıf standartlarının düşmesinden hiç gocunmuyordu. Hatta kısa bir Süre içinde aykırılıklarla birlikte yoksulluğu da sevmişti. Avangard caz ile anarşist punk düşüncesini aynı hat üzerinde buluşturmuş; üzerine doğal yaşam ve uzak doğu felsefesi ilave ederek kendine has bir yaşam çizgisi oluşturmuştu. Yerleşik bir düzenin kendisi için uygun olmayacağını iyi biliyordu. Bu yüzden bir plak, CD ve kitap arşivi oluşturmanın anlamsız olduğunu düşünüyordu. Zaten bunlar için ne parası ne de bunları edinmek için çalışmaya niyeti vardı.

Ankara'daki Dost Kitabevi için çeviri yaptığı, kitap derlediği günlerde tanıştım Hira'yla. Çalıntı dergisini çıkaran Suat Bilgi'den almıştı numaramı. Telefonun öteki ucundan Alışılmadık Sesler adlı derleme bir kitap için 1989 yılında yazıp, 1992 yılında Stüdyo İmge dergisinde yayınladığım Brian Eno makalemi kitaba almak istiyordu; nazik, bir o kadar da sevecen bir ses tonuyla.

Böyle bir kitapta yer almaktan sevinç duyacağımı, beni düşünmesinin gurur verici olduğunu söyleyerek memnuniyetle kabul ettim ricasını. Aylar sonra, çalıştığım Zihni Müzik'in kapısından içeri elindeki derleme kitapla giren bu güler yüzlü gencin Hira olduğunu, ilk görüşte anladım.

İstanbul'a yerleşmeye karar vermişti. Bu konuda fikrimi alıyor, bir yandan da şehrin kimyasını anlamaya çalışıyordu. Pek umut verici bir sohbet olmamıştı; özellikle Ankaralıların alışkanlıklarına ters bir ritmi olduğu için bu şehirde uzun Süre kalmadığını, kalmak istemediğini ve geri döndüğünü anlatmaya çalışmıştım. Nitekim uzun sürmedi Hira'nın İstanbul macerası. Harbiye'de tuttuğu küçücük bir çatı katında eski bir arkadaşıyla yaşamaya başlamıştı.

Müziğin internetten ücretsiz paylaşıldığı zamanlar, sektörün tersine bir anarşist olarak onun altın zamanlarıydı. Açık Radyo'da kayıt teknisyenliği yaptığı günlerde abartılı bir MP3 arşivine sahip olmuştu. Bu hem arşivleme hem de taşıma açısından büyük bir devrimdi kendisi için. Çalışanların söz hakkı olmadığı gerekçesiyle radyodan toplu istifanın yaşandığında gidenlerden biriydi ve radyoyla birlikte şehri terk ettiği esnada sırtında sadece küçücük bir çanta vardı.

Sekiz ay kadar vurdu kendini yollara. İran, Pakistan ve Hindistan yolculuğuna beş parasız atmıştı kendini. Her şeyi önüne geldiği gibi yaşıyor; onu arkadan üfleyen rüzgâra, hayır demiyordu. Şimdi Fethiye'ye saatlerce uzak, yoksul ve az haneli bir köyde, kırık dökük tek göz bir evde yalnız yaşıyor Hira. 60 YTL lira ödüyor.

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro