Murat Beşer"Kaç tane plağınız var?" sorunun yanıtını metre hesabıyla veren tanıdığım ikinci adamdı DJ Chet. Sekiz metre demişti. Sorunun sahibi Doktor 1210 ise, plaklarını mezurayla sayan bildiğim ilk ve tek adamdı o güne kadar. DJ Chet'in yakın arkadaşı Hollandalı Maestro ile Balans'a çalmaya geldiği gündü.
Aralarındaki tek tuhaf benzerlik bundan ibaret değildi. Doktorla ağzımız açık izliyorduk. Chet plaklarını fırınlardan bakkallara ekmek taşınan plastik teknelerle taşıyordu. Üstelik mavi renkleri bile aynıydı. Aynı ekmek teknesi bir konserinin önünde çaldığı saksofoncu Maceo Parker'ın da dikkatini çekmiş; tarafından kült bir nesne bulunduğu için takdirini almıştı. Belli ki, çelimsiz, zayıf, gözlerinin altında iri torbacıklar taşıyan bu çökük yüzlü adam, plak kültürüne yetmişli yılların sonunda dahil olmuş, seksenlerde mutlu günler geçirmiş bir melomandı.
Chet adıyla DJ'lik yapan Çetin, TRT'nin güzel günlerindeki radyo programları ile yetiştirmişti kendini. Biraz komik bulmakla birlikte İzzet Öz, cumartesi günlerinin rakçı ismi Cem Gökmen ve tabii ki Hülya Tunçağ, yaptığı programlarla Chet'i zehirleyen isimlerdi. Programlarda duydukları isimlere ulaşmak için sıklıkla Güneş sinemasının pasajındaki plakçıya uğruyordu.
İlk kez Grand Funk Railroad, Ten Years After, Yardbirds gibi toplulukları buradan temin ettiği çekim kasetlerden tanımıştı. Yetmişlerin sonunda Fatih'in rakçı üssü Cennet Bahçesi'ne takılıyor; burada sıkı plak takasları yapıyordu. Bir de Kapalıçarşı'da bir halıcıda çalışırken tanıştığı turistlerden plak istiyor; bir sonraki yıl henüz dumanı üzerinde mahsullere kavuşuyordu.
İstanbul'daki son işi sosyete kuaförlüğü idi Chet'in. Atlas sinemasının yanındaki bir bankanın üst katındaki bayan kuaföründe çalışırken lakabı Şampuan Kralı idi. En güzel saç yıkayan adam olarak tanınırdı. Müzeyyen Senar Sürekli buraya gelir ve ondan başkasına yıkatmazdı saçlarını.

1981 yılında Sultan Pub'da tanıştı Hollandalı Danielle ile. Askeri darbenin çileli günlerine rağmen, Chet için Türkiye'ye gelip gitmekten uzun bir Süre kendini alıkoyamadı Danielle. Nihayetinde evlenmeye karar verdiklerinde, Amsterdam'da eşinin üç katlı evinin üstteki dairesine yerleştiler.
Cennete gelmişti Chet. Sürekli plakçıları geziyor, dans klüplerinden çıkmıyor; dans müziği kültürüne ibadet ediyordu. Hollanda'nın gelmiş geçmiş en iyi klübü denen Utrecht'deki efsane Vrijerloer (Free Floor)'e takılırken kıblesini iyiden iyiye soul ve funk müziğine çevirmişti. Burada mekanın residenti olan Urban Dance Squad elemanı DJ DNA ve Hollanda'da hip-hop derneğinin kurucusu DJ Marcell'i tanıdı. Kısa bir Süre sonrada siyah müziğine gönül verenlerin sıkı bir militanı olarak aralarında çalmaya başladı.
Çok genç olduğu halde müthiş bir yetenek olarak kabul gören Tommy, yine Urban Dance Squad elemanı Surinamlı basçı Silvano, Junkie XL elemanı Frankie D çalanlar arasında bulunuyordu. Sonradan namı hepsinin geçecek, sırasıyla Blue Note ve Verve şirketlerine toplama funk-caz albümler yapacak olan, mekana 15 kilometre uzaklıktaki Amersfoort'dan gelen Maestro ise dinleyenler arasındaydı. Burası ufak, ama yetiştirdiği insanlar açısından tarzının Mekkesi gibiydi.
Onun gerçek ustası Adrian Sherwood olmuştu. Aynı kentteki Tivoli adlı ünlü klüpte 1990 yılında tanışmışlardı. On2 Sound geceleri düzenleyen Sherwood'un arkasında, ustasının ellerini seyrederek yetiştiriyordu kendini. Canlı performansların da sergilendiği bu mekan ikinci adresiydi Chet'in. En sevdiği topluluk African Headcharge geldiğinde gönüllü sahne arkası görevlisi oldu. Solist Bongo E, ütü istemişti son dakikada. Tanıdığı kızlardan birinin evine koşarak getirdi istenen ütüyü. Konserden az evvel elbiselerini ütüleyen Bongo E, "Tamam, bu konserde herhangi bir sorun çıkmaz" diyerek gülümsedi.
İnançlarını pekiştiren, onu bir plak maneviyatçısı haline getiren çok şey yaşamıştı. "Eğer istediğin plakları kalpten arıyorsan, sen onları bulamasan da onlar seni bulur" diyordu Chet, 12 yaşında İtalyan plakları satan bir çocuğun bir sürü çöpün arasından çıkarıp eline tutuşturduğu "Hardcore Jollies" adlı Funkadelic albümünü anlatırken.
Sıklıkla gelip gidiyordu İstanbul'a; öncelikli amacı setlerinde çalacağı rare plaklar bulmaktı. Genç yaşta talihsiz bir hastalık nedeniyle yitirdiğimiz funk DJ'i İsmet'in plakdaşıydı Chet. Atlas pasajındaki dükkanın ortaklarından ve plak borsasının derin devleti Emekcan ile çalışıyordu.
Hollanda'daki plak fuarına giden ortaklar, kaldırdıkları malları onun evinde sotalıyorlardı. Zincirin son halkasında tanıdım Chet'i. Plaklarını daha çok sevdiği için hayat arkadaşı tarafından terk edilen Maestro ile birlikte gelip çalmasını istediğim gündü. Şüphesiz inandığı müziğin peşinden tereddütsüz giden, imanı kuvvetli bir adanmış olarak ayrılacak bu dünyadan.