Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Bir underground tapiri; Jay Dobis
Murat Be?er

Müzikteki sınırları konusunda Nuh deyip peygamber demeyen azılı bir karşı-kültür mecnunu. Yılanı deliğinden bulup çıkaran avcılık ve toplayıcılık sanatkarı. İzbe pasajların toz yutucusu. İmansız bir demo eksperi. Kapalı kapılar ardındaki rock'n roll bekçisi. Üçüncü dünya ülkesine gönderilmiş kültür ispiyoncusu. Sömürge valisinin has hasmı. Popun ve ticari rock'ın kıç tekmeleyicisi. 10 yıldır İstanbul'da yaşayan Amerikalı İngilizce öğretmeni Jay Dobis; burnunu toprağın altına sokarak karıncaları filtre eden gerçek bir underground tapiri.

Kılıksızdır; göbeğini örtmeye yetmeyen partal elbiselerini güleç yüzü ve sevecen tavırlarıyla dengeler. Beleşi sever, ikram çay ve sigarayı geri çevirmez. Mütemadiyen Tünel ile Cihangir arasındaki pasajların birinde izbe bir plakçıda, Peyote ya da Balans'ta albümsüz, amatör bir topluluğun sahne aldığı bir hafta içi konserlerinde görünür. 10 sorusundan sekizi şudur: "Hey dostum, bu aralar bildiğin iyi bir yeni rock'n roll grubu var mı?"

İlk kez öğrencilik yıllarında ilgisini çekmişti Türkiye, bu zeki Yahudi gencin. Ülkelerarası mektuplaşma listesinden Türkiye'yi ve Meksika'yı seçmişti. Eline geçen Türkçe bir mizah dergisi çok işine yaramış; derken Osmanlı tarihi okuyarak bilgi edinmeye çalışmıştı.

Yaşamına şekil veren en talihsiz olay, eski kız arkadaşının SPK'in şarkıcısıyla evlenmiş ve evliliklerini birlikte intihar ederek sonlandırmış olmalarıydı. Unutmak için Sürekli geziyordu. Doğru zamanda doğru yerde olmayı bilen Jay, sadece konser izlemek için binlerce kilometre yolu arşınlamıştı yeri geldiğinde. Bir yandan da çıkınında topladıklarını yazıya dönüştürerek dergilere, gazetelere gönderiyordu.

Düzenli olarak yazdığı tek dergi yılda bir kez Amerika'da çıkan, eski garaj ve saykodelik rock topluluklarını ele alan Ugly Things idi. Yazılarına sıklıkla mevzu bahis ettikleri arasında seksenlerin başında izlediği all-time favorisi Gang of Four, ilk kez Jimi Hendrix'in ön grubu olarak izlediği ve sonradan Sürekli mercek altında tuttuğu Soft Machine, pek çok arkadaşına salık vererek aşıladığı Sun City Girls, özel tutkusu Wire, dostu Jonathan Richman'ın topluluğu The Modern Lovers, ne iyi ne de berbat, sadece bir country topluluğu dediği Pixies, hayranlığını hiçbir zaman saklayamadığı The Stooges, Ian Curtis'in ölümünden sonraki ilk konserinde izlediği New Order, her zaman yapmacık bulduğu Sonic Youth ve son olarak Galatasaray'daki Olimpia Wish'de izlediği Yardbirds gibi isimler vardı.

İlgi alanlarının membaı olduğunu hissederek, bulduğu her fırsatta İstanbul'a geliyordu. Türkiye'nin dünyada en uzun saykodelik rock tarihine sahip ülke olduğunu tespit etmiş, buna bağlı diğer kültürler içinde sulak bir coğrafya olabileceğini düşünmüştü. Yanılmadı. Dünyayı Kurtaran Adam gibi filmin, Zen gibi topluluğun, Anadolu Rock gibi bir tarzın doğduğu topraklar tam ona göreydi.

Hele bir de Narmanlı Deniz ve Zen Murat'ı (Baba Zula öncesi Murat Ertel) dost edinmesi, aradıklarına ulaşması konusunda büyük bir şanstı. Kendine göre müziğin en iyi yıllarını 1967 ile 1977 arasında yaşayan; Can, Amon Düül, Faust, The Ramones, The Seeds, Kaleidoscope, Pink Fairies, The Easybeats, The Kinks, Small Faces, Velvet Underground'ı en tepeye koyan bu adam, listesine Erkin Koray'ı, Barış Manço'yu, Moğollar'ı, Zen'i, ilerleyen yıllarda da Baba Zula'yı ve Replikas'ı ekleyecekti.

O pasaj senin, bu bit pazarı benim, Haymana beygiri gibi dolanıyor; alt-kültüre ait ne bulduysa tozunu bile yerde bırakmamacasına topluyordu. Underground oluşumlardan toplumsal profiller çıkarıyordu. Önemli misyonlara talip olduğunun ilk sinyalini, Tüyap'ta Zen'in canlı performansını kayda alıp, Sonic Youth'tan Thurston Moore ve Kim Gordon'a ulaştırarak ilk Zen albümünün Amerika'da yayınlanmasına ön ayak olarak vermişti. Sadece Amerika'da yayınlanan, Anadolu rock müziğinin mühim isimlerini bir araya getiren "Hava Narghile" adlı toplama bir albüm yapmıştı ardından. Barış Manço, Kaygısızlar, Moğollar, Mavi Işıklar ve daha nicesinin yer aldığı albüm ciddi bir ilgi uyandırmış; hatta Jay'i söyleşiye davet eden BBC'ye haber olmuştu.

The Modern Lovers'ın efsane lideri Jonathan Richman, Jay'in çocukluk arkadaşıydı. İlk tanıştığımız gün, elimde Velvet Underground hakkında geniş bir yazımın çıktığı Stüdyo İmge dergisini gördüğünde bahsetmişti bundan. Çünkü yazının içinde bir de Jonathan Richman bahsi vardı. İlk iş olarak bu dergiyi Jonathan'a göndermişti ve kısa bir Süre sonra yazının Türkçe bilen biri tarafından kendisine okutulduğunu ve tarafından çok beğenildiğini söyledi; yanı sıra da Jonathan'ı Stüdyo İmge okurken gösteren iki fotoğrafı elime tutuşturdu.

2005 yılında Jonathan'ın o zamanlar işletmeciliğini Kod Necati'nin yaptığı İstanbul Vox'da bir konser vermesine ön ayak oldu ve turne menajerliğini yaptı Jay. 24 Mart Perşembe bizim için unutulmaz bir akşamdı. Mekâna doluşan bir avuç delinin kült figürü Jonathan, hiçte akıl karı olmayan bir projeyle (belki proje bile denemez) gelmişti. Tüm promoter'lar bugüne değin bildiklerini unutsun ya da yanlış olduğunu kabul etsin; bu kadar akıl dışı ve basit bir formatın (bir davul, bir İspanyol gitar), insanları bu kadar eğlendirebileceğini hiç kimse düşünemezdi.

Orkestrada olmayan enstrümanların bıraktığı boşlukların yarısını izleyicinin 'Yeah'ları, 'Ow, Ow, Owww'ları, coşku dolu 'olley'leri ve mutluluk çığlıkları tamamlıyordu. Bazen de zevkten kendini yitirmiş bir rock'n roll stuff'ının haykırışları, usta bir klavyecinin elinden çıkmış bir solodan daha iyi sonuç veriyordu. Boşluğun diğer yarısını da, post-foxtrot hareketleriyle, hiç durmayan (hatta bazen bir karateci gibi 180 derecelik bir açıyla havaya kalkan) sol bacağıyla, aralıklarla sol avuç içinde dönüp duran İspanyol gitarıyla, pozitif enerji saçan yüz mimikleriyle Jonathan dolduruyordu.

Kısaca bir rock'n rollcuda olması gereken tüm özelliklere sahipti bu aortları çökük, uzun boylu sıska meczup. Kendini otomatiğe almış, sadece kas şartlı refleksiyle çalan alkolik davulcu Tommy Larkins ise, konser boyunca hiçbir şeye umursamaksızın ve konuşmaksızın kafasında odaklandığı kara deliğe bakıyordu.

Yaklaşık 60 dakika Süren, tam bir küçük bar konseri formatındaki bu naif, coşkulu ve etkileyici şölen (her şeyiyle yerli yerinde, samimi, abartısız ve kasıntısız oluşuyla da), rock'n roll sapkınlarından tam puan almıştı. Bitimde herkes Jonathan'ın sahneye bir daha geleceğini düşünüyordu, ama eğlenmeyi bildiği kadar cool takılmayı da bilen bu kült adam, bırakın bis'i mekânda müzik çalınmasına bile izin vermedi. Oysa hiç kimseyi bis için bu kadar uzun Süre alkışlamamıştım. Tadı damağımızda kalmış olsa da, bir yerlerde bir daha karşılaşacağımıza dair umutla ayrılmıştık oradan.

Yıllara rağmen, "vakit yokluğu" gerekçesiyle Türkçe öğrenmeyen Jay, bizim yapamadıklarımızı yapmaya aday. Şu sıralar en çok Ayyuka, DDR, Kafabindünya, Change of Plans ve DANdadaDAN dinliyor, dört yıldır bir film senaryosunun üzerinde çalışıyor.

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Proudpilot
Duyurular
Stüdyo İmge Facebook grubu...
Club Intro