Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Plakların Noel Babası; Zihni Şahin - 1
Stüdyo İmge


Murat BEŞER

Müşterilerinin indinde sırf aradığını değil, adını henüz bilmediği güzellikleri öğrenme ve edinmenin çerçevesine yerleştirilmiş, tezgahın arkasında belden aşağısı görünmeyen bir pop-art portresiydi Zihni Şahin.

Tepesi tenhalaşmış yuvarlak kafasına eşlik eden yanaklı yüzünde hiç eksik olmayan sakalı, kalın göz kapaklarının altından bakan bazen sönük olsa da ekseriye ışıklı bakışları, bıyıklarına doğru düşen burnu ve gülüyor mu, surat mı asıyor, asla kestiremeyeceğiniz dudak ifadesiyle underground rock dünyasının en büyük kulak dostu, arşiv tedarikçisiydi Zihni Şahin.
 
Sırtından yaz kış eksik olmayan koyu renkli müzik tişörtleri, hiç sönmeyen gençlik heyecanının en çıplak kanıtı olurken, dükkanın tanıtımında kullandığı müzik sevdasını yaşam iddiasına çeviren “Ne dinliyorsan O’sun” sloganı, Plakların Noel Babası yapmıştı onu.

İstisnasız çıkınında her daim yakası açılmadık bir albüm bulunurdu. Onun 30 metrekarelik ses cennetindeki albümler arasında geçen saatler, günler, aylar, yıllar, akrebin yelkovanı hızlı çekime sokmasıyla su gibi akmışçasına yaşanırdı. 

Oysa bu işe sadece bir rapido takımı almak için girdiğini kimse bilmiyordu. Beyazıt meydanındaki ilk kitap tezgahını 1986 yılında İTÜ Elektrik Bölümü öğrencisiyken açmıştı. Evdeki tüm kitapları toplayıp sırtına vurmuş, bir Pazar sabahı meydandaki koca çınarın dibine çöküvermişti. Bir müşteri olarak müdavimi olduğu pazara “bir defalık” düşüncesiyle kurduğu bu geçim mübadele tahtası yaşamını giderek sarıp sarmalamış, öğrenciliğinin tüm ihtiyaçlarını karşılamakla kalmamış, aynı zamanda da yaşamını idame ettiren bir meslek haline gelmişti.

İlk gün yanında getirdiği 40 kitabın yirmi beşini satmış, kazandığı parayı rapido yerine deposunda bolca kitap bulunan Gültepe’de bir eskiciye yatırmıştı. Zihni’nin güneşli bir Pazar günü sırt çantasıyla başlayan iş hacmi, kısa sürede evlerden arabalarla kitap toplamaya, tezgaha kamyonetlerle gelmelere dönüşüvermişti.

Beyazıt Meydanı ve Pazar günüyle sınırlı değildi iş. Öğle tatillerinde okul çıkışına koyduğu bir avuç plak, çevresinin gelişmesine yardımcı olmaktaydı. Ayrıca okul panosu bu ve benzeri her konuda en büyük iletişim aracıydı. Yakın çevresinin tavsiyesiyle tezgahtaki ağırlığı kitaptan plağa kaydırdı. “Plaklarınız Alınır” ile kısmeti açılmıştı. Bir başka kaynak ise dönemin en büyük yabancı plak üreticisi Melodi Plak idi. İlk sattığı plak Ten Years After’ın “Greatest Hits”, velinimeti ise Çetin Şan olmuştu.

Öyle ahım şahım bir plak ve müzik birikimi yoktu, kapağını beğendiği albümleri alıyor, satıyordu daha ziyade. Fırsat buldukça akşamları bazılarını pikabında döndürüyor, iyi dinleyici olduğunu düşündüğü müşterilerinin fikirlerine kulak kabartıyor, tavsiyelerine değer veriyor, arkadaşlarıyla yaptığı plak takaslarıyla görgüsünü geliştirmeye çalışıyordu.

İlk The Smith plaklarını, onun üniversite meydanıyla sahaflar çarşısını ayıran taş duvarın dibine açtığı tezgahın bir kenarına iliştirdiği mukavva kutunun içinde görmüştüm. Arada bir şans eseri elime geçen NME ve Melody Maker dergilerinde, albüm kapaklarını ve topluluğun orta sınıf mensubu, parlak yüzlü iyi aile çocuğu tiplerinin resimlerini görmüş ve dönem için çok önemli bir isim olacaklarına dair bir hissiyata kapılmış, ama sert rokerliğin iktidarda olduğu arkadaş ve abiler çevresinde ne yazık ki onları tanıyana dinleyene rastlamamıştım. Topluluğun adını taşıyan ilk albümü, “Hatful of Hollow” ve “Meat is Murder”, kendilerini sefaletten kurtaracak zengin koca adayı gibi yüzüme bakıyorlardı.

Cebimde olmayan liralarla, günde bir simit çayı zor karşılayan harçlığımdan birikenleri sayarak ve biraz da borçlanarak hatırı sayılır bir paraya almıştım o plakları, hem de bazı militan rokerler tarafından kısa saçlı parlak çocukların müziğini dinliyorum diye hakir görülme pahasına. O vakitler içinde uzun gitar soloları, sert riffler ve şimşek gibi çakan davul atakları olmaması nedeniyle disko müziği muamelesi gören bu topluluklar, sonradan bir moda olarak “kıymete binmiş ve üç beş yıl sonra sayısız eski roker “o albümleri bana kaydedebilir misin?” ricasında bulunmuştu. 

Gün günden kasete doldurulan kasetler ya da yaygın adıyla çekme kaset, tezgah metrekaresinde plaklara kafa tutacak kadar hakimiyet kurdukça, Beyazıt dar gelmeye başlamıştı Zihni’ye. Perşembe öğleden sonralarındaki ders boşluğunu Teşvikiye Camii’nin önüne açtığı tezgahla değerlendirmeye başlayınca, semtiyle birlikte çevresinin de kalitesi yükselmişti. Burası bereketliydi; hem alım ve satım hem de bilgi birikimi yüksek müşteri potansiyeli açısından. Bir yandan CD devri başlarken, o da ufak ufak okulu boşlamalar başlamış, öğrencilikten esnaflığa giden yolun kapısı aralanmıştı. Son sınıfa geldiğinde iki dersi vermeyerek ömür boyu hakka tahvil etti öğrenciliğini.

Camiinin yan sokağında bir iş hanının alt katını depo olarak kiraladı. İki kez soyuldu bu depo. İlkinde şikayetçi olmak üzere karakola gittiğinde “CD’lerim çalındı” diyor, ama polisler ilk kez duydukları bu kelime karşısında birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı tuhaf tuhaf.

İkincisinde de ise çalan kişi yakalandı. Birkaç duruşmanın ardından henüz bıyıkları terlememiş hırsız birkaç yıl hapis cezası aldı. Aradan yıllar geçmişti. Zihni Teşvikiye’de bir ev tutmuş, işleri ilerletmişti. Bir akşam iş dönüşü yakındaki pizzacıdan bir sipariş verdi. Siparişi getiren kişiyi, çocukta onu tanımıştı. Yıllar sonra depoyu soyan kişiyle müşteri ve servis elemanı olarak karşılaşmışlar; birbirlerini tanımış, ama tek kelime konuşmamışlardı. 

CD’yi ilk kez görenlerin verdikleri tepkiye çok gülüyordu Zihni. Henüz keşfedilmemiş bir alanda yaptığı iş, giderek keyifli ve karlı hale gelmekteydi. Tezgahına uğrayan insan manzaraları yeşillenirken, mal kaynakları da Teşvikiye’nin yurtdışında okuyup yazın tatile gelen hali vakti yerinde ailelerini çocuklarından Adana’daki İncirlik Askeri Üssü’ne kadar uzanıyordu. Sık sık şehirler arası mal toplama yolculukları yapıyor; Cocteau Twins, Joy Division, The Pixies, Dead Kennedy’s gibi daha memleketimizde tanınmasına hayli vakit bulunan işitilmemiş topluluklarının CD ve plaklarını bularak etrafına tanıtıyordu.
Bul, tanıt, çek, öğret ve sat meşgalesi, Zihni’yi müşterileri ve genç müzik dinleyicileri arasında hatırı sayılır bir kaldırım profesörü ve sokak otoritesi haline getiriyor; önerileri gençler tarafından sualsiz hikmetler olarak kabul görüyordu.

İşin bilgelik boyutunun ticarete dahil oluşu, dört yabancı derginin abonesi yapmıştı Zihni’yi. Orta ölçekli bir müzik dükkanının çok çok üzerinde bir dinleyici potansiyelini soğuruyordu bu içerde ibadet, dışarıda “kefere müziği” ticaretinin döndüğü duvar dibini. Göze giderek fazlaca batması ve belediye ile yaşanan sorunlar bir başka dönemin habercisi gibiydi.     

Aslında İstanbul’un Anadolu yakasıyla pek alakası yoktu Zihni’nin. Yolunun Akmar pasajına düşmesi tam bir tesadüftü. Burayı Teşvikiye tezgahına dadanan bir gençten dolayı tanıyordu. Kendisine Akmar’ın kapısında satması için konsinye veriyordu. Rakamların yüksek oluşu ve o sıralar arşivini ortak kullandığı Pentagram Hakan’ın (Utangaç) 1988 yılında burada açtığı dükkan ve tavsiyeleri etkili olmuştu. Bir gün aniden pasajda 13 numaradaki Laterna Bülent’in dükkanı devretmek istediği haberini almıştı. Bütçesinin elvermemesi üzerine, iyi bir müşterisinin abisi ile ortaklık kurdu ve dükkana girdi.

Zihni Müzik, Akmar’daki ikinci müzik dükkanıydı. İlk iş olarak camekanı tam 600 CD kapağıyla donattı. Yakası açılmadık topluluklar çiçek verecekleri yeni bir saksıya sahip olmuşlardı ışıksız ve oksijensiz Akmar serasında. Altı ay sonra metalde yoğunlaşan Hammer, bir yıl sonra da caz ağırlıklı repertuarıyla Atlantis adlı dükkanlar kapılarını açarak, Zihni’yle birlikte müjdelenen yeni bir alt-kültür ortamının doğuşunu muştuluyorlardı adeta.

Önceden daha ziyade Baba Rocker diye tabir edilen eski tüfek müdavim profili değişiyor, kuşaklarla birlikte müziğin ve pasajın havası değişiyordu. Slayer ile King Crimson, Dead Can Dance ile Chick Corea; aynı dükkanın camekanında, raflarında ve dinleyici kulaklarında buluşuyordu. 

Akmar’da kıştan sonra bahar havası esiyor, karanlık koridorda birbirlerine yaslanarak duran selamsız dükkanların yüzünde pastel rengi çiçekler açıyordu. Kısa bir süre evvel yarısı boş, diğer yarısı da örümcek ağlarına bedelsiz kiralanmış dükkanlardan oluşan pasajda, artık hiç boş dükkan kalmamıştı. Bununla birlikte her biri çerez fiyatına kiraya verilirlerken, şimdi yüksek hava paralarına gidiyorlardı. 

Akmar’da yaşanan bu sürpriz bahar, Zihni’nin plak veren saksısında açan çiçeklere de ışık vermekteydi.

Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Proudpilot
Duyurular
Stüdyo İmge Facebook grubu...
Club Intro