Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Blues, Türkiye’yi dolaşıyor. Eskişehir konserlerinden izlenimler…
Efkan Kula

18-19 Kasım 2008

Kötü günler geçiriyorduk. Daha kötü günler geçiriyoruz. Ve işten anlayanların söylediklerine bakılırsa yakın gelecekte hiç umut yok. Krizlerle yaşamaya alışmış ve hayata dönem dönem yeniden başlamak zorunda kalmış bir toplumun bireyleri olarak idmanlı olsak da sabır konusunda tahammülümüz azalıyor galiba.

Böyle dönemlerde insanın psikolojik refleksleri devreye giriyor. Felaket senaryolarına kulaklarınızı tıkayıp hiçbir şey olmuyormuş gibi önünüze bakmaya çalışıyorsunuz. Ama bir şeyin de size ihtiyacınız olan morali vermesi lazım. Bu, hepimiz için böyle… Güzel bir sürpriz veya kısa sürse bile bir eğlence.

Efes Pilsen Blues Festivali’nin Eskişehir konserlerini izlemek için davet alınca, İstanbul’un tantanasından ve çıkmaza giren işlerin stresinden uzaklaşmanın hevesiyle düşünmeden "tamam," dedik.

Porsuk ve fiyakalı köprüleri
Haydarpaşa Garı’ndan Eskişehir’e doğru sabah 10.00 treniyle yola çıkıyoruz. Stüdyo İmge ve Milliyet gazetesi yazarı Murat Beşer’e ve bana; Efes Pilsen’den Simge, MPR’dan da Berrin ve Tuba eşlik ediyor. Yemekli vagonda kahvaltı ederken, 24 Ekim’den bu yana davam eden festivalden notlar anlatıyor ve bizi akşamki konserlere hazırlıyorlar. Keyifli bir yol arkadaşlığıyla 4 saat çabuk geçiyor. Ve biz misafir olmanın da rahatlığıyla, yemekli vagonun adetini bozmuyor, birkaç birayla boğazımızı ıslatmış olarak Eskişehir’e varıyoruz.

Eskişehir güzel bir kent. Öğrenciler şehre bir enerji, Porsuk Çayı ise zarafet katıyor. Konserlerden önce şehri biraz gezmek istiyoruz. Murat, Eskişehir konusunda bana rehberlik edecek kadar tecrübeli. Daha bir hafta önce bir mekanda DJ’lik yapmak için buradaydı. Ayrıca oğlu Can’ın da burada okuyor olması onu yarı Eskişehirli yapıyor. Bir yandan sohbet ederken kısa bir şehir turu yapıyoruz. Porsuk’un Viyana ilhamlı, fiyakalı köprülerinden geçiyor, meydanlarda ve sokak başlarındaki heykelleri fark ediyoruz. Şehir genç ve huzurlu görünüyor. Mesela sokaklarda kimse bağırmıyor. Trafik rahat. Havanın biraz kararmaya başladığı ve Eskişehir soğuğunun içimizi yokladığı anda, namı İstanbul’a kadar gelen 6.45’e uğruyoruz.

İstanbul’un gece hayatı Murat’la ikimizin kaderidir. Hep şikayet eder fakat bir türlü gece çalışmaktan kurtaramayız yakamızı. Ve hemen 6.45’çilerle başlıyoruz Eskişehir’in gece hallerini konuşmaya; kaça kadar açıklar, hafta sonları nasıl vs… 6.45’te birkaç saat oturduktan ve yükümüzü de aldıktan sonra, festivalin yapılacağı 222’nin yolunu tutuyoruz. 15 dakika sonra varıyoruz mekana. Burası ilginç bir yer. Eskiden adı Doors’muş. Küçüklü büyüklü restoranlardan ve kafelerden oluşuyor. Ve tüm dükkanlar, festival konserinin de yapılacağı büyük salonu çevreliyor.

Obama için şarkılar
Misafir olduğumuz için torpilimiz var. Bir şeyler atıştırmak için sahne arkasına davet ediliyoruz. Biz yemeğe başlamışken Watermelon Slim, büyük yemek masasının etrafında dolanıyor. Birazdan sahneye çıkacağı için gergin gözüküyor. Obama’nın ABD’nin yeni başkanı seçildiği gün festival sanatçıları Türkiye’deydi. Seçim gecesi heyecandan yerlerinde duramamış ve sürekli arkadaşlarını aramışlar. Sonuç açıklandığında sabaha kadar Obama için şarkılar söylemişler. Tüm röportajlarında Obama’nın Amerika ve dünya için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Bu konu da en çok çene yoransa, festivalin görmüş geçirmiş konuğu Watermelon Slim…

Watermelon, “yalnız adam müziği” yapıyor. Sahnesi gayet sade; mızıkası, slayt gitarı ve başında şapkasıyla hikayeler anlatıyor. Bazen mırıldanıyor, bazen patlıyor. Her şarkısında ve hareketinde hayatını mücadelelerle geçirmiş bir adamın bilgeliği seziliyor. Watermelon, blues’un yalın halini temsil ediyor. Blues ve onun hayatı birbirlerine çok yakışıyor.

Watermelon Boston doğumlu. Gençliğinde üniversiteyi yarıda bırakıp, gönüllü olarak Vietnem’da savaşa katılmış. Fakat Vietnem’dan savaş karşıtı bir eylemci olarak dönmüş ülkesine. Onun müzikle olan kardeşliği de işte bu yıllarda başlıyor. Sonraki 30 yıl içinde kamyon şoförlüğünden, bir parmağını feda ettiği keresteciliğe ve sahne adının ilhamı olan karpuz satıcılığına kadar birçok iş yapıyor. Bu arada tarih ve gazetecilik okuyor.

Watermelon, çok şeyler yaşamış, görmüş ve huzuru blues’da bulmuş. O gece sahnede anlattığı tüm hikayelerin özeti de onun hayatından alınacak bir ders gibiydi: Kötü şeyler yapabiliriz. Ama huzurlu yaşamak da bizim elimizde…

Festivalin en büyük eğlencesi; Sharrie Williams
Efes Pilsen Blues Festivali programında, festivalin başlamasına az bir zaman kala değişiklik oldu. Daha önce açıklanan Eddie Bo’nun yerine Sharrie Williams festivale dahil oldu. Sharrie Williams, balık etini geçkin vücudu, kıvır kıvır saçları ve tutkusu her tınısında belli olan güçlü sesiyle 222’yi tıka basa dolduran Eskişehirlilerle çok çabuk kaynaştı. Zaten Eskişehirliler de buna hazırdılar. Seyirci, sahnedeki eğlenceli ve içten performansa hemen karşılık veriyor ve yılda bir kez tanık olduğu festivalin tanıdı çıkarmaya çalışıyordu. Seyircinin verdiği tepkiye bir İstanbullu gözüyle bakınca, insanın kendi şehrine kafası bozuluyor. Malum; İstanbul’da insanlar artık fotoğraf makinesiz dışarı çıkmıyorlar. Çantaya ya da vereceğe tüm rahatsızlığa rağmen cebe bir fotoğraf makinesi atılıyor ve evden öyle ayrılınıyor.

En son REM konseri gösterdi ki artık bu durum sinir bozucu hale gelmiş. Yaşadığı her anı Facebook’taki profiline yansıtmak isteyen tuhaf bir müzik izleyicisi oluşmuş durumda. O akşam REM’i izlemek için gelenler, etraflarında zırt pırt patlayan flashlardan ve sırtını sahneye vererek muhabbet eden ve sayısı maalesef çok fazla olan insanlardan dolayı konserden hiçbir şey anlamadılar. Eskişehir’de de konseri fotoğraf makinesinin lcd ekranından izleyenler vardı. Ama emin olun, sayıları İstanbul’dakiler kadar değildi.

Sharrie Williams harika bir kadın. Kendisini izlemek isteyenler için tüm enerjisini harcıyor. Sharrie’nin o geceki performansı hem çok eğlenceli hem hüzünlüydü. Eğlenceliydi çünkü; 222’deki hemen herkes dans ediyordu. Hüzünlüydü çünkü; Sharrie herkesin derdini paylaşacak kadar içten söylüyordu.

Bu arada Sharrie’nin gitaristi Patrick için de ayrı bahis açmak gerekiyor. Şarkıcısının cümlelerine gitarıyla harika karşılıklar verdi Patrick. İyi bir gitarist gerçekten isteyerek ve eğlenerek çalarsa ortaya doyumsuz bir rock’n roll çıkar ki, Patrick’in yaptığı da buydu. Sonradan onun Türkiye’de yapılan işlere de çok yabancı olmadığını öğrendik. Hüsnü Şenlendirici’yi ve Mercan Dede’yi biliyor. Ama özellikle Arif Sağ’ı çok beğeniyor.

Çocukluğundan bu yana şarkı söyleyen, Amerika’nın ve Avrupa’nın en önemli festivallerinden davetler alan Sharrie Williams ve ekibi, Eskişehir’de festivalin en büyük eğlencesiydi.

"Boom Boom"
John Lee Hooker Jr bu yılki festivalin esas adamı. Jr, hem blues’un hem müzik tarihinin en büyük isimlerinden birinin;  John Lee Hooker’ın oğlu olmanın şansı ve yüküyle yıllardır çabalıyor. Böyle bir babanın oğlu olup, müziği de sevince insanın hayat rotası  daha başında belli oluyor galiba. Birçok meslekte bir babadan oğla devir hikayesi vardır. Fakat konu müzikse işler oğul için biraz daha zor oluyor.

John Lee Hooker Jr, sahnede başarılı ve blues’u gerçekten çok sevdiği belli oluyor. İsminin ağırlığından sıyrılacak o hayal ettiği sıçrayışı belki hâlâ yapamadı ama Grammy’e aday gösterilecek kadar takdir toplamayı başardı. Kendini bildiği günden bu yana hayatını yönlendiren bir işi yapıyor. Ve yaşı kemale ermiş olmasına rağmen tutkusunda en ufak bir azalma yok. Nitekim konserde bir headliner’a yakışır bir orkestrayla sahnedeydi. Performansının sonunda babasına ve babasını sevenlere bir hediye olarak ‘Boom Boom’u söylerken herkes gibi o da çok mutluydu.  

Ertesi gün festival ekibi ve sanatçılar Bursa’ya doğru yollanırken biz de Eskişehir tren istasyonundan Başkent Ekspresi’ne bindik. Dışarıda açık bir hava, önümüzde heyecanla donatılmış, alımlı bir rakı sofrası vardı. Tren, Eskişehir-İstanbul arasında sonbaharın güzelleştirdiği manzaralar arasından süzülürken, güzel bir gece geçirmiş olmanın keyfiyle sohbet ediyor ve ağzımızı tatlandırıyorduk. Her şey güzeldi ama İstanbul’a dönüyorduk. 

Dost Mekan
Salon İKSV
Hadi indir !
NITRO - We Are Nitro
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Sosyal Ağ