Murat BeşerBir zamanlar vitrinlerinde sergilemekten gurur duyduğu plaklarını, artık ufak ufak internetten satmaya başlayan dükkancılara inceden bozuluyor Ercan İmre. Plak kültürünün sosyalliğini ve duygusallığını öldürdükleri gerekçesiyle kınıyor onları. Çay kahve içmeden, ufak bir sohbet koymadan alınan plağın pek tatlı gelmediğini düşünüyor. Mahallede komşuluğun bitmesine, apartmanda burun buruna oturan insanların birbirini tanımamasına benzetiyor bunu. Üzülüyor yaşamını plaklara vakfetmiş bir gönül adamı olarak. Sıkılıyor plağı bir metadan ibaret kılan ilişkilerden. Hayatı nasıl yaşamak istiyorsa, öyle görmek istiyor plak dostları arasındaki münasebeti.
Kendinden 10 yaş büyük ablarının Philips’inde dönerken görmüştü ilk kez plak denen mucize nesneyi. Kara yuvarlak bir şeydi ve döndükçe içinden dünyanın en güzel sesleri çıkıyordu. Yaklaştı ve okumaya çalıştı renkli göbeklerinde yazan şeyleri. The Beatles yazıyordu; hiç unutmamalıydı bu ismi. İlk aldığı plaklar da onlar olmuştu sonradan. Beyazıt meydanında bulmuştu “Abbey Road” ve “A Hard Day’s Night” albümlerini.
Sıkı bir progresif rakçı olarak büyümüş; Yes, Pink Floyd ve King Crimson başta olmak kaydıyla senfonik rock topluluklarının plaklarını kovalayarak koleksiyoncu olmuştu. Kerbela gibi bir dönemdi; bırakın plak bulmayı, doğru dürüst yayın yoktu memlekette. Sadece radyoda kırık dökük bir iki müzik programından ibaretti bilgi kaynağı.
2000 yılına kadar Türkçe yerli plak almayı aklının ucundan bile geçirmemişti Ercan. Aynı yıl Avrupa Futbol Şampiyonası’nı izlemek üzere Hollanda’ya gitmişti. İngiltere ve Amerika’dan sonra, 70.000 gibi bir rakamla dünyada en fazla plak koleksiyoncuna sahip bulunan bu ülkede, dünyanın en büyük plak pazarı kuruluyordu. Yılda iki kez toplanan Utrecht’teki fuarda, her defasında 600 stand bulunuyordu.
O yıl gittiği fuarda, o güne değin koleksiyonculuk konusunda büyük bir yanılgı içinde bulunduğu hissine kapıldı. Ülkesinde deli gibi arayarak bulamadığı, bulunca da eşek yüküyle para döktüğü plaklar, aslında hiçte pahalı ve bulunmaz şeyler değildi. Bu nedenle yabancı plakları sadece yurt dışına çıktığında almaya karar verdi.
Bu karar yol ayrımına getirmişti Ercan’ı. Koleksiyonculuk konusunda ciddi bir yol ayrımı bekliyordu kendisini. Memlekette, memleketin müziğini toplayan birkaç çeşit koleksiyoncu vardı. Türkü toplayanlar dışında, Naim Dilmener, Hakan Eren gibi pop toplayan ve Ajdacılar diye tabir edilenler ile Anadolu Rock sevdalıları bu konudaki belli başlı eğilimleri temsil ediyorlardı. Farklı bir koleksiyonculuk türü yaratmak istiyordu. Önce futbol plakları toplayarak girişti işe.
Türkiye’nin sözlü tarihi olarak görüyordu bu plakları; o nedenle Belgesel Plakçılık adını uygun görmüştü koleksiyonculuğunun çeşidine. Taş plaktan plastik plağa 1962 yılında geçilmişti bir Zeki Müren şarkısı ile. 1965 yılında iyice yaygınlaşan, 1975 yılında ise zirvesine ulaşan plak kültürünün bu 10 yılı, popüler kültür tarihimiz açısından büyük önem taşımaktaydı. 10 yıllık iktidarında, ne söylemişse plaklara söylemişti Türkiye. Özellikle ülkenin muhalif sesi, plaklar aracılığıyla nefes bulmaktaydı. Sadece muhaliflik değil, mizahından, erotizmine, seçim propagandalarından, dil derslerine kadar her şey bu popüler kültür kazanında pişmekteydi. Tüm gazeteler kuponlar aracılığıyla plaklar dağıtmaya, plak kulüpleri kurmaya başlamıştı. Toplumun şifreleri bu plaklarda gizleniyordu. Popüler kültür yaşamının çıplak çıktılarını bu plaklardan daha doğrudan veren başka bir format yoktu.
Plakların kapaklarına, içerdikleri anlamlara ayrı önem veriyordu Ercan. Bu yüzden dünyada bu konuda yayınlanmış tüm kitapları edinmiş ve incelemişti. İyi fikirler edinmişti kitaplardan. Türk plak kapaklarını kapak konularına göre tasnif etmeye, koleksiyonculuğunu bu yönde ilerletmeye karar verdi.
Arada pop müziğine de yönelmiş, koleksiyon değeri bulunan tüm pop ve Anadolu Rock plaklarını da toplamıştı. Topladıkça kendi kendine konu başlıkları yaratıyor, çeşidi arttırdıkça toplumsal tarihimizin bir dönemine ilişkin değerli fikirler ediniyordu. Örneğin içki sofrasını kapaklarına taşıyan plaklar, bir dönemin eğlence kültürüne ilişkin önemli ipuçları sunarken, Kemer ya da Haliç arka planlı olmak üzere Unkapanı çarşısının üst katında çekilerek kapağa taşınan müzisyen fotoları, müzik sektörünün bir dönemine ışık tutuyordu. Aynı şekilde Kıbrıs plakları, felaket konulu plaklar, çocuk şarkıları, şiir okunan plaklar veya özel bir amaç için hazırlanmış plaklar, konusunda sınırsız bir zenginlik sunmaktaydı.
Şimdi 45 yaşında ve tam 25.000 plağa sahip bulunan Ercan, birikimini www.recordturk.com adlı internet sitesinde sergiliyor. Bu plakların 15.000 adeti Türkçe ve son altı yıl içinde toparlanmış. Tekstil sektöründe 120 çalışanlı büyük bir firmanın üç ortağından biri olan bu tutkulu adam, mal varlığının ve kazancının büyük bir kısmını bu sevda için harcamaya devam ediyor. Vazgeçmeye de hiç mi hiç niyeti yok.