Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Apaçi Ayhan ve Alman Okulu 2
Murat Beşer

Akmar Pasajı’nın gün ışığına Kont Drakula muamelesi yapan, havayı sarılı kırmızılı mavili renk yelpazesinden koparmış oksijensiz karanlığına ayak bastığında, yaşamının bundan sonraki en iri zaman dilimini burada geçireceğini muhtemelen kendisi de bilmiyordu.
Bu uzun dehliz belki de, müziksiz dünyada aradığı huzuru bulamayan bu yıpranmış ruh için mutluluk merheminin reçetesi, gizli sevgi hazinesinin haritası; hiç olmadı dışarıdaki dünyanın bıktırıcı düzenin sivri dişlerinden kaçışın en iyi yoluydu. Bir roker için kafayı sokabilecek en uygun kurtarılmış bölgeydi Akmar Pasajı.

Birbirine komşuluk eden dik başlı müzik dükkânlarının, kuytu kafelerin ve sektörsüz tişörtçülerin çevrelediği müzik yarenliği koridorunda, cayır cayır çalan gitarın, gümbürdeyen davul ataklarının dışında fuzuli bir seda yankılanmıyordu. Terli sırttaki resimli siyah tişörtler, yüzüklü ellerdeki kutu biralar ve sararmış parmak ucu sigaraları, sığınan herkesi azarlayan babaların, ders veren kalın çerçeveli gözlüklü öğretmenlerin, insanın peşini bırakmayan bıyıklı alacaklıların hayli uzağında tutuyordu burada.

Yıllar sonra “emekli” sıfatıyla ceketini alıp çıkacağı Atlantis Müzik’in sahibi Tansel’in parlak teklifi “abi, gel dükkânda çalış”, adeta alabora olmuş teknesine uzatılan bir can simidiydi bu gemici eskisi için. 25 metrekare içinde kendisine tahsis edilen minik bir tezgâh arkasında, hem uzunca süredir bunaldığı müzik dışı ilişkilerini kapağını ne zaman açacağına kendinin karar vereceği bir buzdolabının içine koyarak soğutacak, hem de geçim derdinin peşinde yıpranmış kulağını ve roker ruhunu Akmar’ın fanuslu sıcaklığında ısıtacaktı.   

Apaçi Ayhan’la birlikte bir Alman Okulu rüzgârı esmişti Akmar’ın durgun ikliminde. Evindeki omlet kokulu yalnızlığını teneffüs ettiği odasından, dükkânın enerjik kalabalığına transfer olan plak koleksiyonunun nadide parçaları, tezgâh arkasındaki çelik tekerleğin üzerinde çılgınca dönerken, elmas iğnenin karanlık kanallarda dolaşırken yarattığı mıknatıslanma uzun saçlı yeni bir müzik dinleyicisi tipini, aylağı müdavimi bol bu minik dükkâna çekiyordu.

Apaçi Ayhan’la birlikte Akmar’ın gitar seslerinde en sağır kulakla bile hemen hissedilen bir yoğunlaşma yaşanmıştı. Çünkü o bir gitar fetişistiydi. Elektrik gitarsız bir müziğin, yağsız ve tuzsuz yemekten, sigarasız içilen demli bir bardak çaydan farkı yoktu onun için. Yağlıboyasız bir tuval, filmsiz bir soundtrack, anasız babasız bir camii önü öksüzüydü.
İfadeci gitar soloları, müziğin içindeki en değerli anlardı Apaçi Ayhan için. Sololar esnasında konuşulmaz, hapşırılmaz, öksürülmez; zinhar soloyu gölgeleyecek sesli bir hareket yapılamazdı. O kutsal anda masum görülebilecek yegâne eylem, olsa olsa filtresiz bir sigarayı tellendirmek olabilirdi.

Apaçi Ayhan, müzikte gitarın yeri ve zamanı konusunda son derece sabırsız ve doyurulması mümkünsüz bir açlığa sahipti. Parçanın gitar solosundan önceki kısmı uzunsa, damarları ve kemiklerini tek tek saydıran zayıf parmakları hızla pikabın koluna uzanır ve zamanı ileriye alırdı.

Embryo’un memlekete ilk gelişindeki Apaçi Ayhan’ı çepeçevre saran sahne önü heyecanı ve sıkıntısı bunun en iyi örneğiydi. Tam müptezel olan hippi gitarcı Julius Golombeck, sigarasını yakacak ateşi üzerindeki pırtının tüm ceplerini defalarca yoklamasına rağmen bir türlü bulamıyordu. Oysa parçada gitar solosuna çoktan sıra gelmişte geçiyordu bile. Bu kimsenin umurunda değildi, ama sahnenin en önünde duran biri ziyadesiyle sabırsızdı. Daha fazla dayanamadı Apaçi Ayhan, çakmağını çektiği gibi, sağ bacağını bir adımda alınması mümkün olmayan yükseklikteki Roxy sahnesine atarak Golombeck’in dakikalardır bekleyen sigarasına doğru uzattı. Tanık olanların tamamı, Apaçi Ayhan’ın bu salon cesareti refleksini çok iyi anlamışlardı.

Jimi Hendrix’den ‘Hear My Train A Comin’, Wishbone Ash’ten ‘You See Red’, Thin Lizzy’den ‘Rocker’ çaldığı zamanlar nutku tutulur; plaj terliklerinin ucundan fırlayan ayak parmakları bile esas duruşa geçerdi.

Uriah Heep’ten ‘Magician’s Birthday’, Colosseum’dan ‘Skelington’, Iron Butterfly’dan ‘Butterfly Blue’, Mountain’den ‘Dreams Of Milky and Honey’, Keef Hartley Band’tan ‘Time is Rear’, John Mayall’dan ‘Vacation’, Kansas’tan ‘Glimpse Of Home’un çaldığında, katran renkli çayı ince belli Ajda’ya köpürterek akıtmanın vaktiydi.

Eğer Frank Zappa’dan ‘Stink Foot’ ve Willie The Pimp’, King Crimson’dan ‘Sailor’s Tale’, Cream’den ‘I’m So Glad’, Sweet’ten ‘Turn It Down’, Hot Tuna’dan ‘Song From Stainless’, Traffic’ten ‘Dear Mr. Fantasy’, Man’den ‘Daughter of Fireplace’, Savoy Brown’dan ‘Louisianna Blues’, Hawkwind’ten ‘I’m Gonna Win The War’, Motörhead’ten ‘Rock’n Roll’, Massacra’dan ‘Twisted Mind’ çalıyorsa, Alman topluluklarının plakları da Apaçi’nin köhne pikabının kapısını çalıyor demekti.

Alman toplulukları daha özel bir tutkuydu Apaçi Ayhan için. Onları tutkuyla dinlemekle, yetinmez; fikirlerinin yayılması için ölümüne çalışan bir partizan gibi, büyük bir kısmını elleriyle yetiştirdiği etrafındaki tüm müzik insanlarını Alman topluluklarının üstünlüğü fikri etrafında örgütlerdi.

Amon Düül’ü, Frumpy’yi, Karthago’yu, Birth Control’u, Gila’yı, Faust’u, Popol Vuh’u, Guru Guru’yu, Brainticket’ı, Kraan’ı, Grobschnitt’i hilafsız o öğretmişti tüm İstanbul roker camiasına. 

Dost Mekan
Salon İKSV
Hadi indir !
NITRO - We Are Nitro
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Sosyal Ağ